Anasayfa arrow Satır Arası arrow Tefekkür Dünyamız arrow Seviyorsan Sahip Çıkacaksın
E-posta

Seviyorsan Sahip Çıkacaksın

Bayram Kusursuz, herkul.org, 27.08.2007

 

Günümüz insanı, bir yönüyle bazı şeylere uyandı, denebilir. Meselâ, neslini hangi atmosferin bağrında yetiştirmesi gerektiğini, yıllar yılı bu neslin nasıl nefsin ve şehvetin elinde başıbozukluktan dolayı canavarlaştırıldığını iyi öğrendi. Ancak bunu bazıları çok acı tecrübelerle, hattâ pek de geri dönüşü olmayan yıpratıcı çilelerle ve dahi uzun vâdeli kayıplarla öğrenebildi doğrusu. Fakat buna rağmen, “işte uçuş rampası senin önünde, pist burası, hadi koştur, yürü, meydan senin!” dendiğinde hâlâ bâzı ayakbağı engelleri yine de aşamayanlar, mâzeret ileri sürenler yok değil!

Yakînen müşâhede ettiğim bir misâl: Büyük oğlunun, üniversite hayatında, hangi atmosferde ikâmet etmesi gerektiği hususunda çok lâkayt kalan, üstelik işin nezâketini hakka’l-yakîn mertebede bilen birisi, ne yazık ki yıllar sonra onu, kendi cennet-âsâ dünyası adına kaybediyor. Seneler geçiyor, oğlu, ebeveynini ziyârete gelince, anlıyor ki 5-6 sene evvel bıraktığı evlâdı başka vâdilerde, babası başka vâdilerde. Eğitim hayatı boyunca âdetâ bir servet harcadığı yavrusu, artık, başka dünyaların sazını çalıyor, “senin hayatın sana, benim hayatım da bana!” diyebilecek kadar babasına kaba ve küstahça davranıyor. Ancak yine birtakım lâubaliliklerle babasını kandırıp, onun maddiyatını sömürüp kaçmak istiyor. Yani kısaca demek istiyor ki, sen maddiyatınla bana hep destek olacaksın, ancak benim, senin gidişâtınla aslâ ilgim olamaz, bunu böylece bil! Tabi bütün bunlar, baba yüreğine çok dokunuyor, incitiyor, sonunda onu yatağa düşürüyor, dönüşü zor hastalıkların kucağına atıyor.

Aynı zatın, üniversite sınavlarına hazırlanan küçük oğlu ile ilgili işlemlere sıra gelince, baba, üstüne basa basa şunları söylüyor evlâdına: “Oğlum, abini ilgisizlikten, mâneviyâtını önemsemeyişimden, ya da nasıl olsa aile terbiyesi aldı, heryerde idare edebilir türünden bir gevşeklik göstermemden dolayı acı bir şekilde kaybettim. O şimdi benim dünyamın insanı değil, ileride belki toparlar kendisini, bunu bilemem. Ancak ben, seni kaybetmek istemiyorum. Bu sâfiyetinle, seni nezih bir atmosfere teslim edeceğim. Başarın bir yönüyle önemli değil. Asıl önemli olan mânevî başarın. İyi biliyorum ki en azından mâneviyâtını, millî değerlere bağlılığını kaybetmeyeceksin. Artık herşeye maddî olarak bakmamam gerektiğini iyi öğrendim!”

Hikâyeye devam ediyoruz: Ancak bir bakıyorsun aynı beyefendi, “hadi kalk böyle bir güzelliğe, böyle bir harekete sen de herşeyinle dâhil ol, biraz daha aktif ol ve koştur!” dendiğinde, hınk mınk ediyor, bu konuda nefsi ve dünyalık adına ölçülü olmaya özen gösteriyor. Tabii bunun altında birtakım nedenler yatıyor elbette. Meselâ, dünya sevgisi, bu hayırlı hareket içinde daha çok koşuşturmanın gerekliliği ürküntüsü, çevredeki insanlarla geçinememe ve uyumsuzluk sorunu, enaniyetini buz parçası edip nezih bir havuz içine atıp eritememe problemi, kıskançlık ve haset gibi nâ-hoş şeyler... vs.

Ancak beri tarafa bakınca, apayrı aydınlık bir dünya var. Kimileri küheylanlaşmış, dolu dizgin bütün varlıklarıyla uhrevî kazançlara koşuyorlar. Biraz sübjektif şeyler ama, meselâ, geçenlerde, bir arkadaşımızın anlattığına göre, yeni yeni bu işlere başlayan, ancak çok hızlıca, geçmiş boş günlerini telâfî etmeye özen gösteren bir kardeşimiz, rüyâsında Allah Resûlü’nü (Aleyhisselâm) görüyor ve rüyâda Efendiler Efendisi’nin sohbetiyle şeref-yâb oluyor, kendisiyle alâkadar olan fedâkâr bir hocamız için de “Hocana da selâm söyle!” buyuruyorlar. Allahım, bu ne büyük şeref, ne büyük lütuf! Bir başka misâl: Bir beldede yeni göreve başlayan, ancak orada mevcût hizmetlere henüz tam olarak vâkıf olmayan bir öğretmen kardeşimiz de gelir gelmez ilk günlerinde Allah Resûlü’nü (Aleyhisselâm) görüyor, rüyâsında. Kendisine, “beldenizdeki üniversite öğrenci yurdu inşaatınız nasıl gidiyor?” diye suâl soruyorlar. Ancak oradaki faaliyetleri henüz tam vâkıf olmayan arkadaşımız, doğruca ilgililere gidiyor, durumu aktarıyor ve gerçekten de bir yurt inşaatının devam ettiğini hayretle öğreniyor.

Hâsılı, seviyorsan, elden geldiğince sâhip çıkacaksın; yetmez, şartları en rantabl şekilde değerlendirip, neslimizin en iyi şekilde yetiştirilmesi için, toplumun bütününü etkileyen bu cennet-âsâ ortamın neşv-ü neması adına bütün gayretinle, samimiyetinle çalışacaksın. Yoksa “ben bu işleri çok seviyorum, iyidir, güzeldir, ama bana pek bir külfet düşmesin, beni zorlamayın, rahatımı da bozmayın, fazla uğramayın” türü sızlanışlar sadece nefsin mırıltılarıdır. İşin doğrusu, böylelerinin az olduğunu da belirtmeliyim. Ama işin çilesini çekenleri gerçekten üzdüğünü de söylemeliyim. Böyle olmamalı, seviyorsan elden geldiğince sâhip çıkacaksın. Neslini teslim edeceğin bir başka kapı bulamıyorsan, gönlünle ve bütün varlığınla bu işin içinde olacaksın. Sadece sözle övüp, bir nevi neslin adına istifade edip, ama işte birileri yapsın, zaten yapılıyor da tavrı, belki de mânevî menfaat-perestliktir!

Kaldı ki, târihte bu tür önemli dönüm noktaları, bir şekilde mecrasını bulur; değerlendiren kazanır, değerlendiremeyense ötede hem mahcup olma riskiyle karşı karşıyadır, hem de uhrevî nimetler adına bazı şeyleri ebedî olarak kaybedebilir. Bu yüzden, tüm bu hizmet öykülerini, başımıza konan bir devlet kuşu bilip, Allah’ın mağfiretine ve genişliği göklerle yerler kadar olan cennete koşuşturma fırsatı olarak tanımalıyız. Her mevsimin hakkını vererek, çile döneminde çile deyip, burası ücret alma yeri değil, hizmet diyarı, deyip öylece koşturmalıyız. Yoksa sözlerimizle tavırlarımız birbirini tutmaz, yeni yeni gözlerini açan kardelenlerde de hayal kırıklığı bırakırız.

Ey gönlüm!

Sakın ola ki, işin içine nefsini karıştırma! El-âleme bakıp da kendi nefsânî rahatın adına çilesizliği tercih etme. Bakacaksan, rahmetli Hacı Kemâl Abi ve benzerlerine bak! Nasıl olsa, bu güzel atmosferin arıları çoktur, onlar çiçeklerden özleri toparlayıp bal yaparlar deyip, kendini ayrı bir gafletin içinde, bilinmezlik deryalarına atma. El-âlem seni biliyor, merak etme! Hem boşver el-âlemi, Allah biliyor ya! Nasıl olsa, tüm terler, tüm nehirler aynı mecrâya gidiyor deyip, ne yaptığını sadece Allah’ın bildiği şeyleri mâzeret gösterip gözünün önündeki bu önemli fırsatı ıskalama! Kitap okuyorum, işte birşeyler de yapıyorum bahaneleriyle kendini avutup, sonra da, ya bak ne güzel şeyler oluyor, bir zamanlar ben de şöyle bir şeye emek vermiştim, benim de tuzum var bu kazanda, ama siz bilmezsiniz o dönemleri, diyerek, lütfen benliğini konuşturma! Hâsılı, olacaksan adam gibi ve delikanlıca hizmet insanı ol!

 

Okunma: 434
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

İlgili diğer yazılar:


 ListeNur.de - islami siteler listesi