MERHABA EY ŞEHR-İ ĞUFRÂN MERHABA!Bayram Kusursuz Merhaba ey şehr-i ğufrân, merhaba! Merhaba ey şehr-i rahmet, merhaba! Merhaba ey şehr-i Kur'ân, merhaba! Hakk dostları, Ramazan-ı şerîf'i kadr-u kıymetine yakışır bir şekilde karşılamışlar ve öylece değerlendirmişlerdir. Ramazan, onlar için ancak bir ay kadar konuk olan çok şerefli ve nazlı bir misâfir gibiydi. Öncelikle onlar, Receb'in girmesiyle bu kutlu aya kavuşmak için; " Allahım! Receb ve Şâbân'ı hakkımızda mübârek ve hayırlı kıl; ve bizi Ramazan'a ulaştır" diyerek dua dua yalvarırlardı. Bu aylarda ibâdetlerinin miktarını artırır ve tam tekmîl gözlerini Ramazan'a dikerlerdi. Günler Ramazan'a kaydıkça onlardaki tevbe, inâbe, ibâdet-ü tâat ve nefsi sorgulama iştiyakı ziyâdeleşir ve tamamen uhrevîliğe doğru yelken açarlardı.
Onlar, Ramazan öncesi mübârek ayları, bir hazırlık faslı gibi görürlerdi. Ramazan'da bir aylık yoğun ibâdet maratonu ise, sonraki onbir ayı besleyecek bir keyfiyet ve kıvamda olurdu. Zâten bir rivâyette; " Mü'minin Cuma günü nasılsa, haftası da öyle olur. Ramazan'ı hangi keyfiyette değerlendirilmişse, aşağı-yukarı tüm sene de öyle geçer!" buyrulur. Belki Ramazan ve ondaki Kadir Gecesi, bir senelik işlerin tefrîk edildiği bir zaman dilimidir. Ramazan asla gaflet, tembellik, miskinlik ayı değildir. Mü'min, Ramazan'da âdetâ "zımba" gibi olmalıdır. Nasıl olmasın ki, her saniyesi elmas değerinde olan mübârek bir aya kavuşmuştur. Bünyesinde bin aydan daha değerli ve 83 küsur senelik bir hayatı nurlandırabilecek bir keyfiyette bulunan, bunun da ötesinde ebedî saadeti kazanma biletinin rahatlıkla alınabileceği bir aya ulaşılmıştır. İşte böyle muazzam bir ayı en mükemmel şekilde değerlendirmek herhalde her mü'minin birici vazifesi olmalıdır. Orucun bir "maddî bozanları" bir de "mânevî bozucuları" vardır. Maddî olanları genelde biliriz. Ancak mânevî olanlara da önem verip orucumuzun sevabını aslâ zedelememeliyiz. Her ne kadar fıkhen belki orucu bozmasa da, sevabını yiyip bitirdiği kesindir. Meselâ, her türlü dedi-kodu ve gıybetten sakınmalıdır. Ki bir rivâyette: " Gıybet, orucun sevabını yakar, bitirir!" buyrulur. Bu yüzden, orucun sevabını giderici, gıybet, dedi-kodu, harama nazar vb. gibi sevimsizliklerden uzak bulunmalıdır. Zaten bunlar şuurlu bir mü'mine asla yakışmazlar. Kur'an, "Eyyâm-ı Mâdûdât-Sayılı günler!" diyor. Yani, "Aç kalacağız diye sakın korkmayın, çünkü bir ay kadar bir şey. Hemen gelip geçer!" Bir de, " Korkun, bu günler sayılı günlerdir. Çarçabuk gelir, geçerler. Sonra âh-u vâh edersiniz ama iş işten geçmiş olur. Kıymetini iyi bilin." diyor. İnsanın hem nefsine bir teselli, hem de melekiyet cihetine bir seslenme ve elini çabuk tutması adına bir tavsiye. Mü'minler, Ramazan'ın girişiyle bayram eder, gidişiyle de mahzun olurlar. Ama hemen ardından bayramın gelmesi onların üzüntüsünü bir nebze olsun azaltır. Ama yine de o kutlu misafirin gidişine pek alışamazlar. Oruç, günahlara kalkandır, keffârettir. Bu ay, başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu ateşten âzâd olmaktır. Oruç, ateşten koruyucu sağlam bir kaledir. Oruç, sadece Allah içindir ve onun sürpriz karşılığını da yine sadece "Zât-ı Ecell-ü A'lâ" verecektir. Oruç, alır insanı, doğru Cennet'in Reyyân kapısının başına getirir, oradan da Cennet'e yürütür. Oruç, şefâat eder, tıpkı Kur'ân gibi. Oruçlunun iki sevinç anı vardır: Biri iftar açarkenki mutluluğu, diğeri de Allah'a kavuştuğu zamanki sevinci. Oruç, benzeri olmayan bir ibâdettir. Oruçlu için melekler akşama kadar istiğfar çekerler. Allah yolunda bir gün oruç, insanın yüzünü Cehennem'den yetmiş yıl uzaklaştırır… İşte böyle bir ibâdettir oruç. Büyüklerimiz, Ramazan gecelerini namaz ve Kur'ân okuyuşlarıyla ihyâ eder, fakir fukarayı sadaka ve ihsanlara boğar, bol bol iftar verirlerdi. Allah Rasûlü'ne sorulur: " (Zamanlama açısından) hangi sadaka daha efdaldir?" Efendimiz (Aleyhisselâm): "Ramazan'da verilen sadaka!" buyururlar. Ayrıca, Efendiler Efendisi Ramazan ayında, cömertlikte esen bir rüzgâr gibi olurdu. Coştukça çoşar ve asla "hayır!" demezdi. O, zaten insanların en cömerdiydi. Zührî gibi büyük hadisçilere göre Ramazan'da oruçtan sonraki en büyük ibâdet, " tilâvet-i Kur'ân" ve "it'âm-ı taâm"dır. Yani bol bol Kur'ân okumak ve insanlara iftar ikramında bulunmak. İmâm-ı Âzâm ve İmâm-ı Şâfiî Ramazan'da altmış hatim bitirirdi. Esved b. Yezîd en-Nehaî, iki gecede bir hatim indirir, özellikle son on günde Kur'ân'la tamamen hem-hâl olurdu. Diğer günlerde ise üç günde bir hatim indirirdi. Katâde, Ramazan dışında bir haftada bir hatim, Ramazan'da ise üç günde bir indirirdi. Son on günde ise her gece bir hatim indirirdi. Ve aşağı yukarı bütün hak dostları böyleydi. Ramazan, Kur'ân ayıdır. Önceki tüm kitaplar da yine bu ayda indirilmişlerdir. Büyüklerimiz, Şâbân ayının hilâlini görür görmez Mushaf-ı şerîf'lerinin başına yığılır ve tâ Ramazan sonuna kadar da Kur'ân'larından ayrılmazlardı. İmâm-ı Mâlik, Ramazan girince diğer ilimlerle meşguliyeti bırakıp tamamıyla Kur'an'a yönelirdi. Süfyân-ı Servî, diğer ibâdetlerden ziyâde Kur'ân üzerinde yoğunlaşırdı. Ramazan'da Kur'an'ın her harf başına sevabını saymaya imkân yoktur. Kur'ân'da 340 binden fazla harf olduğu düşünülürse, mesele anlaşılır. Kur'ân'ı bilen bir insan en azından bir-iki hatim indirmelidir. Ramazan mukâbele ve ezberlerimizin tekrar edilmesi gereken bir aydır. Bir rivâyette, " Ümmetimin günahları bana arzolundu. Kur'ân'dan bir sûreyi, bir âyeti ezberlemiş, ama sonra ihmâl edip unutmuş kimsenin günahı gibisini görmedim!" buyrulur. İmkânı olanlar, zekât ve sadakasını tesbit eder, verilmesi gereken yerlere hemen verirlerdi. Ramazan öncesinde, üzerinde kul hakkı bulunanlar helâlleşir, varsa öderlerdi. Herkes maddî-mânevî arınma kurnalarına koşar ve onu pırıl pırıl karşılarlardı. Onlar nûr-efşân bir zaman dilimi ile karşı karşıya geldiklerini iyi bilirlerdi. Onun mânâ ve ehemmiyetini düşünür, ondaki Kadir'i yakalamak için ölesiye gayret gösterirlerdi. Bir rivâyette; " Şayet ümmetim, Ramazan'ın önemini gerçekten bilselerdi, bütün bir senenin Ramazan olmasını dilerlerdi." buyrulur. Bir başka rivâyet: Ramazan'da affa mazhar olamayanlara yazıklar olsun. Ayrıca onlar Ramazan'da, "hak" kelimesinin en yüce makama gelmesi için büyük bir mücâdelenin içinde ölesiye uğraşırlardı. Bu yüzdendir ki Bedir Gazve'si Ramazan'ın 17. gününde olmuş ve o gün mü'minler bi-iznillâh gâlip gelmişlerdi. Mekke'nin fethi de yine Ramazan'a denk gelmişti. O gün ki Mekke tümüyle İslâm diyârı olmuş ve insanlar fevç fevç bu yüce dine dehâlet etmeye başlamışlardı. Endülüs'ün Târık b. Ziyâd tarafından alınması, Belgrat'ın Kânûnî tarafından fethi… ve daha birçok önemli olay hep bu ayda olmuştur. Bazılarının yanlış anladığı gibi bu kutlu ay durgunluk, atâlet ve tembellik ayı değildir. Aksine bu ay ibâdet, iftar yaptırma, hizmet, amel-i sâlih ve Kur'ân ayıdır. Bu ayı sevinçle karşılamak ve öylece değerlendirmek gerekir. Bu ay oruç, namaz, kıyâm ve zülumâtlardan nura çıkma için güzel bir hizmet ve fırsat ayıdır. Nasıl sevinilmesin ki bu ayda Cennet kapıları ardına kadar açılır, cehennem kapılarına paslı birer kilit vurulur ve şeytanların azgınlarının ayakları prangalanır. Bu ayda yapılan iyiliklerin sevapları katlandıkça katlanır, dereceler artırılır, günah ve hatalar da affa mazhar hâle gelir. Bediüzzaman Hazretleri: " Ramazan-ı Şerîf'te sevâb-ı a'mâl, bire bindir. Kur'ân'ın her bir harfinin on sevabı var. Ramazan'da ise her bir harfin bin; ve Âyete'l-Kürsî gibi âyetlerin her bir harfi binler; ve Ramazan'ın Cumalarında daha ziyâdedir. Leyle-i Kadir'de otuz bin hasene sayılır ." buyurur. Bu ayı, ganimet bilmeli ve iyi değerlendirmelidir. Öncelikle, Rabb'le aramızdaki mânevî mukâveleyi yenilemeli, sâdık-nasûh bir tövbeyle O'na bütün varımızla teveccüh etmeliyiz. Hadis'te bu ayı " îmânen" ve "ihtisâben" değerlendirmemiz istenir. Buysa, dört dörtlük bir Ramazan geçirmeyi, orucu hakkıyla değerlendirmeyi ifâde eder. Bu şekilde değerlendirenlerin, büyük günah işlemediği müddetçe geçmiş günahlarının affolacağı bildirilir. Bunlar, yürekten bir yöneliş ve kendimizi toptan Allah'a verişimizi gerektirmektedir. Tüm âzâ-ü cevârihimizle tüm günahlardan, haram sözlerden, haram yeme ve içmelerden korunmak elzemdir. Allah Rasûlü buyurmaktadır ki; kötü sözü ve kötü işleri bırakmadıktan sonra Allah'ın sizin aç-susuz durmanıza ihtiyacı yoktur. Çünkü böylelerinin elinde kâr olarak sadece açlık ve susuzluk kalır. Aslında Ramazan, mükemmel bir kulluğu da işâretler. Bu ayda bir aylık tedribât/idman yapanlar, senenin diğer günlerini de bu doğrultuda yaşarlar, en azından Ramazan'ın gölgesinde giderlerse maksat hâsıl oluşmuş demektir. Bu fırsatlar kaçırılmamalıdır. Zira sonunda affolmak ve Cehennem'den âzât olmak vardır. Bu yüzden orucun âdâbına, meselâ sahuru mümkün mertebe son sınıra yakın şekilde te'hîr ve iftarın geciktirilmemesi gibi âdâba dikkat etmemiz gerekir. Oruçlu, iftar vaktinde, "Allahım senin için oruç tuttum, sana iman ettim, sana güvendim ve dayandım, senin lutfettiğin rızık ile orucumu açıyorum, geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla Rabbim!" diyerek dua eder. Kendisine kötü bir şey söylenen ve bir şekilde dalaşılan oruçlu " ben oruçluyum, lütfen uğraşmayın" demeli ve kötülüğe kötülükle mukâbele etmemeli, ağzını bozmamalıdır. Güzel şeyler düşünmeli ve hep güzel şeyler konuşmalıdır. Terâvîhi, sünnete ittibâen güzelce kılmalı, sevabın büyüklüğünü düşünmelidir. "Günahların bağışlanması" müjdesini dâima hatırda tutmalıdır. Rivâyetlerde, terâvîh namazını başından sonuna kadar cemâatle kılana geceyi ihyâ sevabı verilir, buyrulur. Şâyet o gece Kadir gecesiyse, turnayı gözünden vurduk demektir. Sabah namazı da kesinlikle cemâatle kılınmalıdır. Zira onda da böyle geceyi ihyâ etmiş olma gibi bir cihet söz konusudur. Aslında mü'min Ramazan'da cemâatle namaza ve mescide gitmeye alışmalıdır. Çünkü günümüz mü'minlerinin eksik yanlarından biri de cemaatle namaz meselesidir. Sabah namazını cemaatle beraber kılmak… bu, gece kıyâmına veya onun yarısına bedeldir. Mü'min, " sahuru mutlaka yapınız. Zira sahurda bereket vardır!" emrine cân-ı gönülden itimat eder. O kutlu dakikalardaki maddî-mânevî bereketleri teheccütlerle, dualarla yakalamaya çalışır ve sabah namazına doğru mahşere yürür gibi cemâate koşar. Sünnete uyma gayesi ve Kadir'i yakalama arzusuyla son on geceye de namaz, Kur'ân, zikir, dua ve istiğfarla iyice yüklenmelidir. Zira bu gece, bin aydan daha hayırlıdır ve muhtemelen son on gündedir. Allah o geceyi, Kur'ân'ı indirmekle şereflendirmiştir. O gece melekler yeryüzüne doluşurlar. O geceyi yakalayanın geçmiş günahları affolur. O gece büyük ihtimalle son on gündedir. Ancak mü'min, Ramazan'ın her gecesini Kadir Gecesi gibi değerlendirmelidir. Zira başka rivâyetlere göre Kadir, Ramazan'ın tüm gecelerinde saklanmıştır. Namazla, tövbeyle, zikirle, duayla, istiğfarla, Cennet'i dilemek ve Cehennem'den âzât olmayı istemekle bu geceleri geçirmelidir. Umulur ki Rabbimiz bunları kabul buyurur ve günahlarımızı affeder ve bizi Cennet'ine dâhil eder, ateşten âzât buyurur. Hepimizi, annemizi, babamızı, evlâd-ü iyâlimizi ve bütün inananları… " Allah Rasûlü Ramazan'ın son on günü girince, gecelerini daha bir ihyâ eder, tamâmen uhrevîleşir ve ailesini de uyandırırlardı!" buyruluyor. Dünyevî işlerden tamamen el etek çeker, itikafa girer ve tümüyle ibadete yoğunlaşırdı. O, her yönüyle bizim Biricik Örneğimiz'dir. Bu ayın en belirgin yanlarından biri, Kur'ân ayı olmasıdır. Tedebbür ve tefekkürle Kur'ân'ı okumak gerekir. Tâ ki Kur'ân, âhirette bizim için bir rehber ve şefâatçi olsun. Kur'ân ve orucun şefâatçi olma yönü vardır. Zira onu okuyup gereğince amel edenlerin dünyada sapıtmayacağı gibi ötede de bahtsız olmayacağı vaadedilmiştir. Bugünlerde Kur'ân'a yoğunlaşmalı, hadisteki gibi, Allah'ın evlerinden bir evde toplanıp, Kitâbullah'tan okumalı ve bunu aramızda ders mevzûu yapmalıyız. Böylelikle oraya sekîne-huzur iner; rahmet çepeçevre kuşatır, melekler aralara doluşur; üstelik Cenâb-ı Allah, o meclisteki talihli kimselerin isimlerini mele-i âlânın sâkinlerine söyler, bu güzel kullarını onlara tanıtır. Oruçlu, gece-gündüz duâ ve istiğfarı, ister oruçluyken isterse sahur ve iftar saatlerinde ısrarla sürdürmelidir. Hadiste: "Allah (cc) her gece, gecenin üçte birinin son kısmında dünya semasına teveccüh eder ve şöyle buyurur: "Dua eden yok mu duasına icâbet edeyim, bir şey isteyen yok mu vereyim, istiğfar eden yok mu onu affedeyim! " Bu böylece, tâ fecre kadar devam eder. Âh o fecir vakitleri, gecenin sessiz ve âsûde anları. Evlerin pencerelerinden sahur ışıklarının dışarıya sızdığı gibi hüzme hüzme pencerelerden içeriye nurların aktığı kutlu dakikalar. Teheccütle yüreklerin semâya yüklendiği nûrefşân zaman dilimleri. Ne mübârektir ve ne mübecceldirler! O saatlerde Cennet'e doğru kanatlanmak, Kur'ân sesiyle Ulu Dergâh'ın kapısının tokmağına dokunmak, tevbe ve istiğfarla ona yönelmek, dualarla inlemek ne hoştur! Hadislerde oruçluyken ve iftar vaktindeki dualara teşvik edilmiştir. Hatta bir hadiste duası makbûl üç zümre sayılırken " oruçlunun duası" denmektedir. "Dua edin duanıza icâbet edeyim" (Gâfir, 60), buyuran Rabbimiz, hem duayı emrediyor hem de ona karşılık vermeyi de garanti ve tekeffül altına alıyor. Tabi duayı, dua gibi yapanlara. Ayrıca, iftar vaktinde oruçlunun geri çevrilmeyen bir duası vardır, hadisini de unutmamak gerek. Oruç, bizi takva'ya ulaştıran en önemli ibâdetlerden biri. Gayba îman, namazı dört dörtlük kılmak ve Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infakta bulunmak takvâ yollarından bir kısmı… ve işte "leallekum tettekûn" şeklinde oruç âyetinde geçtiği gibi, bir de oruç eklenebilir buraya. Bunlar insanı takvaya ulaştıran önemli vesilelerdir. Takvâ ki İslâm'ın özüdür. O ki Cennet yolunun burağıdır. Onsuz dualar bile ruhsuzdur ve belki kabûle de şâyân değildir. Zira, " Allah ancak müttakîlerden kabul buyurur!" (Mâide, 27) fehvasınca duaların kabûlü için de takvâ şarttır. Şâir ne güzel söyler: "On bir aylık yoldan geldin, mü'minlere rahmet, âsîlere azap oldun. On bir ayın sultanısın, dertlilerin dermanısın, Hakk'ın bize ihsanısın. Mübârek Ramazan gelir, oruç tutan rahmet bulur, münâfıklar mahrûm kalır. Mü'minler orucun açar, hem âb-ı kevserden içer, münâfıklar senden kaçar, Merhaba ey şehr-i ğufrân Ramazan!" Ömür sermayesi tükenmekte. Cevherler elimizden bir bir çıkmakta. İnşallah bu kıymetli ayı değerlendirebilirsek, kısa ömrümüzü ebedîleştirme yolunda birtakım ümit ışıltıları almış olacağız. Gâfil olmadan, gözümüzü dört açarak Ramazan'a " hoş geldin" diyebilmek ne güzel! Rabbim değerlendirmeye ve rızasını kazanmaya muvaffak etsin. Bu vesileyle ümmet-i Muhammed'in dertlerine şifâlar ihsan etsin. Şimdiden orucunuz mübârek olsun Efendim!
|