E-posta

MEDYANIN ÖNEMİ

Mustafa Arslan, 4 Kasım 2007

 

ImageTicaretle uğraşan bir arkadaşı ziyaret etmek için dükkanına uğramıştım. Alışveriş için gelen müşterilerden birbirlerini tanıyanlar arasındaki konuşmalar, ülkemizin gündemini uzun zaman meşgul eden halkın “hortumculuk” adını taktığı milletin malını haksızca yeme olaylarına gelmişti. Milletin parasını haksızca hortumlayanlarla ilgili olarak ileri geri konuşuyorlardı. Bir ara birisi söze karıştı ve:

“-Bankacıların hortumculuk yapmaları normal onlardan bu beklenir.”dedi. Ellerini namaz kılacak insanların tekbir almak için kulaklarına kadar kaldırdıkları gibi kaldırdı ve:

“-Bunlarda hortumculuk yapıyorlar! bunlarda.!” diye ekleme yaptı arkadaşlarının konuşmalarına.

Ben ilahiyatçı olduğum için adamın ellerini kulaklarına kadar kaldırması dikkatimi çekti. Yanına biraz yaklaştım ve olabildiğim kadar yumuşak ifadelerle, adamın az önce namaz tekbiri almak için ellerini kaldırdığı  gibi kaldırdım ve:

“-Afedersiniz! Bunlar dediğiniz kimler?” diye sordum. Adam bilgiç bir şekilde:

“-Fethullah Hoca. “dedi. Çok şaşırmıştım. Adama bir sandalye göstererek oturmasını söyledim. O da oturdu. Sonra:

“- Size bazı sorular sorabilir miyim?”dedim. Adam:

“- Tabi. Neden olmasın? Buyurun! “dedi .

Olabildiğimce nazik olmaya çalışarak aramızdaki diyalogu devam ettirdim ve ifadelerinden Müslüman olduğunu anladığım için rahatça:

“ -İfadelerinizden anladığım kadarıyla siz Müslümansınız. Değil mi?” diye sordum. O da:

“ -Evet.Elhamdülillah.”dedi.

“-Siz Müslüman olduğunuza göre, elinizde maddi imkanlarınız var ve zekat vermeniz gerekiyorsa, İslam Dini’nin peygamberi Hz Muhammed (s.a.v.) ise imkansızlıktan kıvranıyorsa, zekatınızı peygamberimize verir misiniz, vermez misiniz? “diye sordum. Adam:

“-Veririm tabi.” dedi. O zaman şu eklemeyi yaptım:

Peygamberimizde açık arayan art niyetli insanlar hemen:

“-Hz Muhammed (s.a.v.) peygamberlik iddia ederek halkın parasını soyuyor.” demezler mi? İşte bu kapıyı kapatmak için zekat ve sadakanın kendisine haram olduğunu anlatmıştır. Efendimiz (sav) bir gün sabaha kadar uyuyamamış, yatağında kıvranmış durmuştu. Zevcelerinden birisi;

“-Ya Resulallah! Bu gece neden uyuyamadınız?” diye sordu. Efendimiz (sav) de:

“-Geceleyin bir hurma bulmuş ve yemiştim.  (Sonra hatırladım ki ) bizde zekat hurması da vardı. Yediğim hurmanın sadaka malı olmasından korktum. Onun için sabaha kadar uyuyamadım.”  buyurmuşlardı. Bazen evine geldiğinde yerde bir hurma görüyor, sadaka olmasından korktuğu için alıp yiyemiyor aç yatıyordu. Yine bir gün yolda giderken yolda bir hurma görmüştü. Kim bilir ne kadar acıkmıştı ki; içi çekmişti o hurmayı. Sonra etrafındakiler şöyle konuştuğuna şahit olmuşlardı:

“– Bunun zekat hurmasından düşmüş olabileceğinden korkmasaydım alıp yerdim.”(Hadis Ans İ.canan c 6 s 449-450)

 

Ebu Musa el-Eş’ari :

“- Bir gün Hazreti Aişe’nin yanına girdim. Bana yamalı bir giysi ve kaba bir izar çıkardı ve:

“ -Resulullah(sav)şu iki (parça)nın içerisinde vefat etti.” dedi. Çok malı olması dedikoduya sebep olur endişesiyle:

“ -Allahım! Beni fakir olarak yaşat ve fakir olarak huzuruna al.” diye dua ediyordu(Hadis Ans İ. Canan c 14 s 472)

 

“ -Peygamber Efendimiz’in akrabalarının sıkıntısı O’nun sıkıntısı demektir. Bedir esirleri arasında bulunan Hazreti Abbas(ra)ın çektiği sıkıntıdan kendisi de sabaha kadar kıvranmıştı Kendisi zekat ve sadaka almıyor ama akrabaları sıkıntı içerisinde ise siz zekatınızı Peygamber Efendimizin akrabalarına verir misiniz, vermez misiniz? diye sordum. Adam:

“- Veririm .” dedi  Bunun üzerine:

“ -O zaman İslam Dini’ni yıpratmak ve İslami çalışmalara engel olmak isteyen talihsizler:

“-Hz Muhammed(s.a.v.) kendisi zekat ve sadaka almıyor ama halkın parasını akrabalarına peşkeş çekiyor demezler mi?” İşte bu kapıyı kapatmak için Haşimoğullarına zekat almanın haram olduğunu ifade etmişlerdir. Bir Hazreti Hasan (ra) zekat hurmasından bir tanesini alıp ağzına attı. Efendimiz (sav) bunu görünce;

“- Hişt, hişt, at onu. Bilmiyor musun bize zekat helal değildir.” buyurmuşlardı. (Hadis Ans İ. Canan c 6 s 447)

Yine günün birinde kızı Fatıma’nın elinde bir zincir görmüş nereden geldiğini sormuş, eşi Hz Ali(r.a.) tarafından hanımına verilmiş bir hediye olduğunu öğrenince de başkaları için çok normal olan bir zinciri dahi canı gibi sevdiği kızına  uygun görmemiş ve:

“-İster misin Hz Muhammed(s.a.v.)in kızı eline ateşten bir parça almış desinler.” demiş ve oradan ayrılmıştı. Hz Fatıma  bu işe üzülmüş kendisine eşi tarafından hediye edilen  altın parçasını satmış ve ondan gelen parayla bir köle satın alarak hürriyete kavuşturmuştur. Sonra babası durumu öğrenince Fatıma’(ra) ateşten kurtaran Allah’a hamdetmiş ve mübarek kerimelerine dua buyurmuşlardır. (Hadis Ans İ. Canan c 6 s 533)

 

Yine Hz Fatıma’nın değirmen çevirmekten elleri nasır tutmuştu. Sabahtan akşama kadar çalışıyordu ve hiç yardımcısı yoktu. Müslümanlara dağıtılması gereken  maddi imkanlar vardı. Hz Fatıma dağıtılacak olan imkanlardan istifade etmek için babasından kendisine işlerinde yardımcı olacak bir hizmetçi istemeye gitmiş fakat çok meşgul görünce isteyemeden geri evine dönmüştü. Kızının oraya gelmesinden bir derdi olduğunu anlayan müşfik baba işlerini bitirince derdiyle ilgilenmek için kızının evine gitti.Hz Ali ile Hz Fatıma’nın arasına oturdu. Derdini sordu. Hz Fatıma anlatamayınca Hz Ali anlattı Hz Fatıma’nın istediğini. Peygamberimiz Medineli fakirlere dağıtılması gerekenlerden kızına bir şey veremeyeceğini bunun yerine 33 defa “Sübhanallah”, 33 defa “Elhamdülillah, 34 defa “Allah-u Ekber demelerinin hizmetçiden daha hayırlı olduğunu anlatmıştı.

Hanımları herkesin sahip olduğu dünya metaından bir şeyler isteyince onları ya Rasulullah’la beraber maddi sıkıntı içerisinde bulunmaya razı olmak ya da çekip gitmek arasında muhayyer bırakmıştı da annelerimiz olan zevceleri Allah ve Resulü’nü tercih ederek ömür boyu sıkıntı içerisinde bulunmaya razı olmuşlardı. Ve Peygamber Efendimiz varislerine maddi bir miras bırakmamış Peygamberlerin miras bıraktığının ilim ve nübüvvete ait işler olduğunu ve alimlerin kendisinin varisleri olacaklarını ifade etmişler ve insanları “acaba tevarüs edebilecekleri dünyalık peşinde midirler” vehminden kurtarmışlardır.(Hadis Ans c 11 s 233)

 

Bir gün Aişe validemiz bir halıyı evin duvarına asmıştı. Efendimiz (sav) evine gelerek duvara asılmış olan halıyı görünce:

“-Ya Aişe! Allah(c.c.)bize taşa ve toprağa elbise giydirmeyi emretmedi.” buyurmuştu.

 

Medine hayatının beşinci yılından sonra inanan insanların maddi durumları eskiye nisbetle iyileşmişti. Ziraatle, ticaretle ciddi şekilde iştigal etmeye başlamışlardı. Dışarıdan da ganimet malları geliyordu. İmkanlar çoğalmaya başlamasından istifade eden kadınlar, evlerine güzel eşyalar alıyor, güzel yiyeceklerden istifade ediyor, güzel giyiniyorlardı. Efendimiz(sav) in evinde ise iki ay yemek pişmediği oluyordu. Bulurlarsa hurma ve su ile gıdalarını almaya çalışıyorlardı. Hazreti Aişe (ra) validemiz, elbiselerini sadece yamamakla kalmıyor, daha az yıpranmış yenilik havası taşıyan  iç yüzünü dış yüz yaparak bir müddet öyle giyiyordu. ( Hadis Ans İ. Canan c 6 s 483) İşte  Ezvac-ı tahirat biraz daha müreffeh bir hayat istemiş ve:

“-Acaba biz de diğer Müslümanlar gibi daha rahat yaşayamaz mıyız? Hiç olmazsa günde bir kerecik olsun çorba içemez miyiz? Giyim ve kuşamımıza biraz daha çeki düzen veremez miyiz?” demişlerdi. İlk nazarda kalplerden geçen bu ve benzeri talepler, meşru dairede olduğundan, gayet masum ve haklı görülebilir. Halbuki onlar öyle bir hanede bulunuyorlardı ki; bu hane kıyamete kadar gelecek İslami yuvalara örnek olacaktı. Bu yönüyle Efendimiz (sav)in hanımları işin merkezinde bulunuyorlardı. Bu önemli konumları dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’in Ahzab Sure’sinin 32. ayetinde ifade edildiği gibi onlar, herhangi bir kadın gibi değillerdi ve diğer Müslüman kadınlar gibi hareket edemezlerdi. Çünkü onlar mukarrebinden idiler. Başkaları için  sevap yazılan işler onlar için günah sayılabilirdi.

Allah Resulü (sav) onlarda böyle bir arzu hissedince hemen tavır ayarlamasına geçti. Kendileri ile görüşmeyeceğine yemin etti ve evinin cumbasına çekildi. Efendimiz(sav)in bu tavır ayarlamasına İ’la da denir. Hadise hemen duyulmuştu. Herkes büyük bir hüzün ve üzüntü içerisinde mescide koştu ve ağlamaya başladılar.Zira Efendimiz (sav) kederlendiren en küçük bir hadise dahi Müslümanları ağlatmaya yetiyordu. Kimsenin ağzının bıçak açmıyordu. Medine’de her taraf donmuştu sanki. Çölde doğan kavurucu güneşin sıcağı o gün buzları eritmeye kafi gelmiyordu.  Bütün Müslümanlar Efendimiz (sav) ile öyle bütünleşmişlerdi ki; evinde cereyan eden en küçük bir huzursuzluk hemen duyuluyor ve sahabi efendilerimiz (ra) Efendimiz’i üzen hadisenin ortadan kalkması için sabırsızlıkla bekliyorlardı. O gün de öyle olmuştu. Efendimiz Hazret-i Ebu Bekir ve Ömer’e (ra):

“- Bunlar elimde olmayan şeyleri benden istiyorlar” diyordu.

Efendimiz bu istekleri karşılayabilirdi. Fakat O(sav), zühd prensibini, yoksul Müslümanların hayat standardını esas aldığından ilahi irşadla buna razı olmadı. Belki başkaları sadece farzları yerine getirmekle kurtulabilirlerdi. Ama merkezde bulunanların sorumluluğu çok fazlaydı. Onlar herkes gibi gülemez, herkes gibi yiyip- içemezlerdi. Eşlerinin bu isteklerine hazret-i Allah’(c.c.)tan cevap gelmişti. Ahzab suresinin 29 ve 30. ayetleri Şöyle söylüyordu:

“Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzelce boşayayım. Yok eğer Allah’ı Resulu’nu ve ahireti istiyorsanız, heberiniz olsun ki Allah sizin gibi iyi hanımlara büyük mükafat hazırlamıştır.”

Bu gelen ayetlerle ezvac-ı tahirat irade imtihanına tabi tutuluyordu..Allah Resulu (sav) onları, maddeten kendi fakir, yoksul hanesiyle, dünya debdebe ve alayişi arasında muhayyer bırakıyordu. Eğer dünyayı tercih edecek olurlarsa Efendimiz(sav) onlara istedikleri dünyalıkları verecek ve serbest bırakacaktı. Yok eğer Allah’(c.c.) ve Resulü’(sav) nü tercih edecek olurlarsa, şimdiye kadar yaşadıkları hayat standardına razı olacaklardı. Çünkü bu o hanenin hususiyetiydi.

Efendimiz (sav) önce en sevdiği insan olan Aişe (ra) validemizi çağırdı. Ve ona;

“-Seninle bir şey konuşmak istiyorum ama, baban ve annenle konuşmadan karar karar vermekte acele etme” demişti. Sonra da haklarında inen ayetleri okumuştu. Hazreti Aişe (ra) validemizin cevabı baba ve annesine yakışırcaydı:

“-Ya Resulallah! Ben anne ve babamla bu mevzuda mı konuşacağım. Vallahi Allah ve Resulü’nü tercih ediyorum.”demişti. Sonra diğer hanımları da Hazreti Aişe validemiz gibi konuşmuşlardı. (Hadis ans İ.Canan c 15 s 380-383)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) İslam Dini’ne zarar vereceğini düşündüğü imkanları hakkı olsa dahi kullanmamış, devrindeki kötü insanlara fırsat vermemiş ve insanları su-i zandan sakındırmıştır.

 

Bunları adama anlattıktan sonra sözü Fethullah Gülen Hocaefendi’ye getirerek:

Bu Zat-ı Muhterem Peygamber Efendimiz’(s.a.v.) hayat-ı seniyyelerindeki bu noktayı yakalamış dünyevi şeylerden o kadar uzak kalmış ki:

“ -Ben vefat ettiğim zaman kefensiz kalan bu zat kim desinler?”diyor. Kendisiyle görüşen bir gazeteci ilk defa bir araya geldiğinde gazetesine şu yazıyı göndermişti:

“-Bu zat beni davasından başka bir derdi olmadığına o kadar  ikna etti ki: vefat ettiği zaman kefen parası olmayacağına ve arkadaşlarının kefen parasını vereceklerine kanaat getirdim”diye yazmıştı.Yine Hocaefendi askerde iken ailesine devletin kağıdına devletin kalemiyle mektup yazmayacak kadar hassas davranmıştı. Vakfın yurtlarında parasını vermeden yemek yemez, çay içmez. .Ve dünyalık olarak hiçbir şeye sahip değil. Kitaplarının te’lif parasının bile boğazına yetecek kadarını alır, geri kalanını hizmet için kullanılmak üzere verir. O’nu bilen herkes bu anlattıklarıma şahitlik yapabilir. Ben Kabe’ye gittiğim zaman kardeşlerim, dostlarım, çoluk çocuğum ve hatırıma gelen sevdiğim herkes için helalinden geniş rızıkları olsun diye dua etmiştim. O ise kardeşleri için de ellerini kaldırıyor ve:

“ -Allahım! Kardeşlerime mal-mülk verme. Zira öküz altında buzağı arayanlar ‘kendisinin yok da kardeşlerinin var.’ derler. Şu hizmet-i kudsiye zarar görür” diye dua ediyor.Yetiştirmiş olduğu önde gelen talebelerine de:

“-Babanızdan bile miras kalsa getirip İslam için yapılan şu çalışmalara vereceksiniz. Bir  eviniz bile olmayacak. Kiracı olarak yaşayacaksınız. Herkes bilecek ki sizin için Allah rızasından başka bir gaye yoktur.” der. Türk Milletinin tarihi O Zat’ın ismini sayfalarına altın harflerle  kaydedecek.

Sizin baştan kendisinin olduğunu iddia ettiğiniz işlere gelince: O’nun teşvikleri ile kurulmuş olan, bu milletin eğitim sevdalısı gönüllülerinin yaptığı saydığınız müesseselerin  Fethullah Hoca’ya  ait olduğunu ispat edebilen bir tane adam var mı? Yoksa bu iddialar hiçbir aslı olmayan kıskanç, hazımsız, kötü niyetli şahısların kamuoyunu yanıltmak için ortaya attığı iftiralar mıdır?

-Şimdi bu şekilde yaşayan bir Zat hakkında “hortumcu” mu, yoksa bu milletin bağrından çıkmış bir “kahraman” mı? demek gerekir?”deyince adam:

“-Ben nereden bileyim kardeşim? Bizi gazete ve televizyonlar yönlendiriyorlar. Senin dediğin gibi ise sözlerimi geri aldım. Bir de sen bunları bana anlatacağına git televizyon ve gazetelere anlat. Onlar doğruları söyleyip yazsınlar. Vatandaşlar da doğruyu öğrensin.” dedi.

“-Eyvah! Bu adam da topu bize attı.”dedim kendi kendime. Medyanın nasıl elması kömür, kömürü de elmas yaptığına şahit olmuştum. Hocaefendi için içim burkuldu.

“-A! Canım Hocam! Sen kendini bu millete adadın. Milletin derdiyle yanıp tutuştun. Bu milletin evladı olduğunu söyleyen vefasızlar seni nasıl tanıtıyorlar. Bizde seni doğru tanıtabilmek için üzerimize düşen vazifeleri yerine getiremiyoruz.”dedim ve bir defa daha doğruları anlatan medyanın güçlendirilmesi için daha fazla çalışmak üzere kendi kendime söz verdim.

 

 

Okunma: 2269
Yorumlar (3)Add Comment
muthiş
yazan furkan, Kasım 13, 2008
çok guzel buluyorum bu yazıyı ben 100 veriyorum :))))))
argo rapor et
eksi oy
artı oy
Verilen oy: +1
teşekkür
yazan suedasan, Nisan 21, 2009
Açıkçası yazıyı biraz önyargı ile okudum. Yanlış düşünen bir insanı tedrici bir yolla ikna etmek en güzeli. Efendimizin (asm)hayatından kesitlerle bu iftirayı sehl-i mümteni uslubu ile (Allahın izniyle) ne güzel ber taraf etmişsiniz. Sizi tebrik ediyor Cenab-ı Hakkın bize de böyle akıl ve mantık güzelliği vermesini ve onu en güzel şekilde kullanmamızı diliyorum. slm
argo rapor et
eksi oy
artı oy
Verilen oy: +0
ohhhhhhhhhh
yazan sibel, Eylül 29, 2009
olurda bu kadar olmaz kısa ve öz demeseydik bu kadar uzun olmazdı heralde.....
argo rapor et
eksi oy
artı oy
Verilen oy: +0

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi