Anasayfa arrow Satır Arası arrow Tefekkür Dünyamız arrow 01-) Mukaddes Emanete Sahip Çıkmaktır
E-posta

Eğitime Hizmet Eden Kutsileşir

Musa Hûb, 20.11.2007

 

Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir? - 1 

1. Mukaddes Emanete Sahip Çıkmaktır

ImageEğitim hizmetlerine sahip çıkmak ne demektir? Bu sorunun cevabı şu soruda ayândır: Kutsala hizmet ne demektir?

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, kutsal, mukaddes, mukaddesat, kutsi, kutsiyet, takdis gibi kelimeler, Allah'ın Kuddûs isminin gölgelerindeki mana cevherlerinin ışıklarıdır ve doğrudan Zat-ı Akdes'i işaretler, kaynağını Ondan alır. Gerçeği öğretim ve gerçekle eğitim de elbette ki bizim kutsallarımızdandır ve muhakkak ki kutsala hizmetle kutsileşir insanlar. Kutsala hizmetle kutsileşme adına (eğitime sahip çıkma üzerine) mini bir yazı dizisi talep edilince, ilk aklıma gelen şey, lise ve üniversite yıllarıma ait çok özel hatıralarım oldu. Bursa'nın 84-94'lı yıllarını yaşadım yeniden. Verenleri, verme sözü verenleri, veremeyenleri ve dahi veremeyenlerin gözyaşlarını hatırladım birden. Gönül zenginlerinin, Rasulullah'ın ruhaniyetine gönüllerindeki ızdırab ve iniltilerini takdim edenleri, dünyalık verecek birşeyleri olmadığından namusunu armağan eden çilekeşleri yâd ettim.

Düşündüm... Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ideal nesle hitabesinde: "Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik... Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir çığlık kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... (...) "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert  "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"  fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik..." dediği o nefse ve dünyaya kıyam etmiş gençleri, üç asırlık uykudan uyanmış ashab-ı kehfi düşündüm.

Hizmet adına, himmet adına, gayret adına kim var? denildiğinde, sağına ve soluna bakmadan "Ben varım!" diyen bir gençliği, o genç ruhlu büyüklerimi hayal ettim bir bir. Hayalimin gözünden siyah-beyaz film kareleri misali geçerler iken, her birini ne kadar özlediğimi hissediyorum... İşte Peygamber Arkadaşları, işte Peygamber Kardeşleri! diyordum, "günün anlam ve önemi"ine dair konuşmayı dinlerken o gün. Bir defasında kürsüye davet edilen konuk konuşmacı, hiç unutmam, sözlerine şöyle başlamıştı: "Şu an ben karşımda öyle bir topluluk görüyorum ki, gözlerinde gerçeğin ışığını taşıyan bu güzide insanlara "Neden bu işe sahip çıkmalıyız?"ı anlatmak vakit kaybıdır. Neden devri çoktan kapanmıştır. Bugün "Nasıl"ı konuşacağız burada. Nasıl daha çok iş yapabiliriz?"i bahismevzuu edeceğiz..." Öyle tonlu, öyle vurucu bir girizgâh olmuştu ki bu, davetliler ânında eşik atlamışlardı. Güveniyordu, güven veriyordu, sinelere mefkûrevî ruh aşılıyordu, veya o ruhu ateşliyordu çünkü...

"Hey gidi günler!.." nostaljisinde geçmişle avunup şimdiyi ve hele yarını unutmak lüksünü yaşayacak kadar ümitsiz ve umarsız değiliz elbet, hele o denli uzun ömürlü hiç değiliz. Hayat kısa, yapacak işler çok. Günü güne katmak gerek. Şu ölümlü dünyada hergün binlerce insanın öteye imansız gittiğini düşündükçe, nefis atımızı aheste revlik ettirmeden dört nala koşturmak gerektiğini bir kere daha anlıyoruz. "Bir insanı dirilten, bütün insanları diriltmiş gibidir!" müjdesi ile coşuyor, ve ilahî vaade itimaden "çoğu gitti, azı kaldı"larla teselli oluyoruz... Ve o müjdeyi kanatlarında taşıyanlar, eğitimcilerimiz ve öğretmenlerimiz oluyor. Semavî vaadin gerçekleşme süreci olan eğitim misyonu deyince de aklımıza enbiya-i kiram hazeratı geliyor, evet:

İnsan yetiştirme sanatı ve mesleği olan eğitimde ilk rehberler, -her meselede olduğu gibi- yine peygamberlerdir. İnsanlığın ilk eğitimcileri ve öğretmenleri onlardır. Hazreti Âdem'den Hazreti Muhammed'e kadar gelip geçen bütün peygamberler, Allah'ın istediği ölçülerde bir insan yetiştirebilme ideali ve reeli ile imrâr-ı ömür etmişlerdir. Peygamberlerden sonra da bu kutsal misyon, peygamber varisi İslam bilginleri ve onların ders verdiği mektep ve medreselerle devam edegelmiştir. Gelinen bu noktada günümüz itibariyle cihan kıt'alarına birer peygamber ocağı misali otağını kurmuş eğitim kurumları, sorumluluğunu deruhte ettiği nazenin filizleri (geleceğin nesillerini) nefis ve şeytan ordularının işgal ve istilasından korumak için adeta etten-kemikten bir kale, bir sera teşkil etmişler ve o şekilde ölümüne bir uğraş vermektedirler. Gönül kulaklarında bir vuslat türküsünün diriltici çağrısı:

"Yırtılsın bütün zulmetler, belli olsun akyol...
Gel, İslâm emânetin dönmez da'vâcısı ol!

Sensin asırlardan beri beklenen kahraman,
Gel ki, artık dizlerimizde kalmadı derman..!"
(M. Fethullah Gülen)

Elest bezminde verilen ahd ü misakın tabii sonucu insanın emaneti yüklenmesidir. Rububiyetiyle bütün varlığı terbiyesi altında tutan Rabbimiz şöyle buyurmutur: "Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar. Zira sorumluluğundan korktular, ama onu insan yüklendi. İnsan (da bu emanetin hakkını gözetmediği vakitler itibariyle) cidden çok zalimdir (yani sorumluluklarını yerine getirmemek suretiyle hem kendisine, hem de o mukaddes emanete zulmetmektedir ve yine) çok cahildir, (yani işin ciddiyetine yaraşır bilinçle hareket etmemektedir.)" [Ahzâb 33/72-73]. Prof.Dr. Suat Yıldırım'ın mealinde özetlediği üzere, bu ayetteki emanet; farzlar, yükümlülükler, Allah'a itaat, akıl ve düşünme kabiliyeti tarzlarında tefsir edilmiştir. Kader sırrı yani Allah'ın takdirine razı olmaktır, diyenler de vardır. İnsana verilen benlik de emanetin bir unsurunu teşkil eder. Benlik bütün mahlûklar içinde yalnız insana verilmiştir. Eğer insandaki ene (ben) gerçek mahiyetini anlayıp Rabbine yönelmezse dünyayı zulüm, inkâr ve şirkin dehşeti ile dolduran bir mahiyete dönüşür."

Genel bir ifadeyle Allah'ın mukaddes emaneti, İslam'dır. Peygamberimiz'in lisanıyla o, Kitap ve Sünnet'tir. Hz. Peygamber: "Size iki şey miras bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetce asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti". [Muvatta, Kader 3]; "Muhakkak ki peygamberler ne bir dinar ne de bir dirhem miras bırakmazlar. Ama onlar ancak ilmi miras bırakırlar. Kim de onu alırsa büyük bir pay almış olur." [Ebu Davud; Tirmizi; İbn-i Mace] buyurmuşlardır. Hazreti Peygamber'in miras bıraktığı ilim ise Kur'an ve Sünnet'tir. Gerçek kutsal emanetler, bunlardır ve Topkapı Sarayı'ndakilerden milyon kat daha değerlidir. İnsanlık tarihinde ilahî emanetin korunması yolunda binlerce peygamber öldürülmüş, milyarlarca insan can vermiş… Ezeli emaneti ebediye nakleden emanetçiler için savaşlar, açlıklar, çileler, işkenceler ve göçler müşterek kaderleri olmuş...

Emanet, emin ellere teslim edilir. Bütün peygamberlerin olmazsa olmaz bir vasfıdır emniyet sahibi oluşları. En büyük emanet de Muhammedü'l-Emin'e teslim edilmişti. Emin olmayanlar bu emaneti taşıyamazlar. "Allah'ın atıyyelerini matıyyeleri taşır." diyor Üstad Bediüzzaman. İnsanlığa bırakılan peygamber miraslarının vârisleri eğitim gönüllüleri, üstlendikleri sorumlulukları, gerekirse Hazreti Ebu Bekir gibi bütün mallarını dökerek, yahut Hazreti Ömer gibi yerinde malının yarısını ortaya koyabilecek bir civanmertlikle ifa ederler. Göklerin yerlilere bağışladığı en kutsal emanetine sahip çıkmamak ve emanetlere riayet etmemek, ihanettir çünkü.

"(Ümmetin sevk ü idaresiyle, yahut talim ve terbiyesiyle alakalı) vazife(ler) de emanettir. (Bu) vazife ve sorumluluk, (gereği yerine getirilmediği takdirde) Kıyamet Günü'nde pişmanlık ve alçaklık (olacak)tır; ama bu vazifenin hakkını yerine getiren insanlar hariç." [Müslim] buyruğunun sahibi Hazreti Peygamber'in misyonu olan ümmeti ve dahi beşeriyeti eğitme hizmetleri, nesilden nesile bir mukaddes emanet gibi devredile devredile tâ bizlere kadar gelip ulaşmıştır. Şimdi elbette ki Allah'ın mukaddes emaneti olan farzlar, yükümlülükler, itaat, akıl ve benlik gibi değerleri taşıyabilecek bir nesl-i cedîdi yetiştirmek, bu uğurda alınteri dökmek, gözyaşı akıtmak ve maddî-manevî emek sarfetmek mukaddestir. Dokuz asır İslam'ın bekçiliğini yapmış bu millet, bir kere daha tarihten gelen o ilmî-manevî emaneti muhafaza şuuru ile hareket ederek, ümmete ve insaniyete olan büyük hizmetini yapmaktadır. Evet, kutsala hizmet eden insanlar kutsileşirler; Allah'ın Kuddûs isminin cilvesi kuddûsiyet ile hem kendilerini, hem de mülklerini takdis-vârî temizlerler... İnfak ve zekat ile tezkiye-i nefis ederek, nefislerin tezkiyesi istikametinde eğitim hizmetine sahip çıkmak suretiyle nefs-i zekiyye makamının gölgesinde bir nevi seyr ü sülûk ederler...




 
 
 
Okunma: 1166
Yorumlar (1)Add Comment
emanet
yazan sümeyra, Şubat 28, 2009
kısa ve öz olsaydı keşke
argo rapor et
eksi oy
artı oy
Verilen oy: +0

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi