Anasayfa arrow Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir? arrow 03-) Allah ve Rasulü'nün Diriliş Çağrısına İcabet Etmektir
E-posta

Allah ve Rasülü Bizi Çağırıyor

Musa Hûb, 4.12.2007 

 

Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?

3-) Allah ve Rasulü'nün Diriliş Çağrısına İcabet Etmektir

ImageAllah ve Rasulü, bizleri hizmete çağırıyor. Bütün resmi veya sivil eğitim-öğretim metotlarıyla ve insan yetiştirme vesileleri ile hizmete... Kur'an diyor ki: "Ey iman edenler! Allah ve Resulü size hayat verecek hakikatlere sizi dâvet ettiğinde ona icabet edin. Bilin ki Allah insan ile kalbi arasına girer (dilediği takdirde arzusunu gerçekleştirmesini önler)... Ve siz dönüp O'nun huzurunda toplanacaksınız." (Enfal, 8/24). Bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken merhum Seyyit Kutup, Fizilali'l-Kur'an Tefsirinde şöyle der:

"Kuşkusuz Hazreti Peygamber onları ancak hayat bahşedecek şeye çağırmaktadır. Her şekliyle ve tüm anlamlarıyla bir hayat çağrısıdır bu. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- onları kalplere ve akıllara can veren, onları cehalet ve hurafenin kementinden, asılsız kuruntu ve efsanelerin baskısından, görünen sebeplere ve karşı konulmaz dogmalara boyun eğmenin aşağılayıcılığından, Allah'tan başkasına kul olmaktan, kulların ya da ihtirasların esiri olmaktan kurtaran bir inanç sistemine çağırmaktadır. Onları Allah tarafından gönderilmiş hukuka çağırmaktadır. Bu hukuk sistemi sadece Allah tarafından konulmuş olmasından ötürü "insanın" özgürlüğünü ve saygınlığını ilan etmektedir.

Hazreti Peygamber –sallallahü aleyhi ve sellem- onları bir hayat nizamına, düşünce ve fikir metoduna çağırmaktadır. Bu sistem, insanların yaratıcısı, yarattıklarını en ince ayrıntısına kadar bilen yüce Allah'ın koyduğu bağlarda somutlaşan fıtri bağların dışında, her türlü kayıttan kurtarır insanları. Bu bağlar, bünyesel enerjiyi dağılıp gitmekten korur. Bu enerjiyi baskı altına almazlar, işlevsiz hale getirmezler,' yok etmezler, yapıcı ve aktif gelişmesine engel olmazlar.

Hazreti Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- onları (bütün insanları) inançları ve hayat sistemleri sayesinde güç kazanmaya, onurlu ve üstün bir hayat sürdürmeye çağırmaktadır. Dinlerine ve Rabblerine güvenmeye, tüm `yeryüzünde' bütün `insanları' kurtarmaya, insanlığı kullara kul olmaktan kurtarıp, tek başına Allah'a kul yapmaya ve Allah'ın bahşettiği, fakat tağutların ayaklar altına aldığı o üstün insanlığı yaşatmaya çağırmaktadır.

Yeryüzüne ve insanlığın hayatına yüce Allah'ın ilahlığını egemen kılmak, kulların sahte ilahlığını yerle bir etmek, Allah'ın ilahlığını, hakimiyetini ve otoritesini gaspeden (daha doğrusu ettiğini zanneden M.H.) bu sahte tanrıları Allah'ın egemenliğini tanıyana kadar kovalamak için Allah yolunda mücadele ve mücahede etmeye çağırmaktadır. Çünkü ancak bu durumda din bütünüyle Allah'a özgü kılınmış olur. Öyle ki, bu mücahede esnasında ölecek olurlarsa, bu şehitlikte de onlar için hayat vardır. İşte Peygamber'in -salât ve selâm üzerine olsun- onları çağırdığı inanç sistemi ve hayat biçimi özet olarak bundan ibarettir Bu ise, her anlamda hayat çağrısıdır.

Bu din, eksiksiz bir hayat sistemidir, yoksa sırf vicdanlarda tutulan bir inanç sistemi değildir. Pratik bir hayat sistemidir. Onun gölgesinde hayat gelişir ve ilerler. Binâenaleyh her şekliyle ve her çeşidiyle bir hayat çağrısıdır bu. Tüm kapsamları ve anlamlarıyla hayatın ta kendisine çağrıdır. Kur'an-ı Kerim olağanüstü ifadesi ile bunları az fakat son derece etkin kelimelerle dile getirmektedir: "Ey mü'minler, Allah ve Peygamber, sizi hayat bağışlayacak şeylere (ilkelere, hakikatlere, kanunlara, nizamlara, prensiplere) çağırdıkları zaman bu çağrıya olumlu karşılık veriniz."

Onlara şöyle demektedir: Şayet isterse yüce Allah sizi doğru yolu bulmaya ve çağrıldığınız bu ilkelere olumlu karşılık vermeye zorlayabilir. Ancak yüce Allah, size lütfediyor, karşılığında sevap almanız için kendi isteğinizle olumlu karşılık vermeye çağırıyor. İnsanlığınızı yüceltmeniz ve yüce Allah'ın insan denen yaratığa verdiği emanetin düzeyine yükselmeniz için kendi arzunuzla çağrıya kulak vermenizi istiyor. Yüce Allah'ın insanların sahip çıkmasını istediği emanet, isteğe bağlı olarak doğru yolu bulma emanetidir, sağlam temellere dayalı hilafet emanetidir, bir amaç doğrultusunda ve bilinçli bir tasarruf yetkisine sahip irade emanetidir."

İşte İslam fıtratı üzere doğan her insanoğlunu o yaratıldığı ilkteki kıvamını bütün bir hayat sürecinde yükselterek en zirvede tamamlamasının biricik yolu olan talim ve terbiye işi, bütün peygamberlerin en temel vazifesi olmuş. Fıtratlara emanet edilen din ruhu, ancak bir muallim ve mürebbinin mahir ellerinde çiçek açabilmektedir. İster resmi kurumlar, isterse sivil eğitim yuvaları ve isterse de "halk okulları" ismine layık Muhammedî eğitim ve öğretim usûlünen ünvanı olan ilim ve mana meclisleriyle yetiştirilen yeni nesiller, Allah ve Rasülü'nün çağlar yücesinden ve ötesinden hayat bahşeden çağrısına "lebbeyk!" deyip koşmuş gönüllülerin emekleridir.

"İhya-i millet, ihya-i din ile olur." diyor Bediüzzaman Hazretleri. Dinin dirilişi, aynı zamanda o milletin de dirilişi olacaktır. Bunun için ise İhya-i Ulûmi'd-Din'e (dinî ilimlerin yeniden diriltilmesine) ihtiyaç vardır ki, İmam Gazali'nin kitabını yazmış. İnsanoğluna daha yaratılıştan özü emanet olarak dercedilen İslam dini, bilhassa çocukluk ve gençlik safhasında ihya edildiği ölçüde emanetin hakkı verilmiş olacaktır. Din çocuklara emanet, çocuklar da büyüklere emanettir. Şüphesiz ki çocuklar, büyüklere Allah'ın en özel ama çok ağır bir emanetidir. Bu emanetin hakkı ise, ona Hakk'ın ve hakikatlerin öğretilmesidir, Hakk'ın istediği ahlakta eğitilmeleridir.

Allah ve Rasulü'nün hayat üfleyen çağrısı, elbette ki bir diriliş ezanıdır. İnsanlığın dirilişi ise ancak eğitimle olur, kuru şiirle değil, kof edebiyatla hiç değil. Bütün sath-ı arzı mescid bilip her yerde Allah'ın ezanını okuyan müezzinler de bugün o ilahî ve nebevî çağrıyı duyuruyorlar sesleriyle, gereğini de yapıyorlar bizatihi fiilleriyle. Hizmete, himmete, hamiyete ve gayrete yapılan bir sesleniştir bu. Kendini düşünen, ahiretini hesap eden, bu sese kulak verir ve öteye elleri boş gitmemek için, elindeki-avucundakinden verir önceden, gönderir gideceği adrese şimdiden, tâ dünyada zengin, ahirette fakir olmamak için…

Madem ki küfr içindeyken bir insan ölmüş sayılıyor, ancak imanla diriliyor. Madem ki bir insanı ihya eden, bütün insanları diriltmiş gibi oluyor. O halde gel bir fidan da sen yetiştir; dünyalar senin olsun, ukbalar senin olsun.. bir fidan ki, sadaka-i câriye olan duasında sonsuz mutluluk sırrı... Gel, ne kadar yaralı, hasta, yorgun, argın, yılgın, bitkin, üzgün, küskün, dargın olursan ol; ne kadar bitmiş, batmış, kalmış olursan ol; Ebu Akil gibi çadırına çekilmiş ölümünü bekleyen birisi de olsan; "Ya le'l-ensâr, kerraten ke kerrate Huneyn! Ey ensâr topluluğu! Neredesiniz? Haydi, Huneyn'de olduğu gibi derlenin toparlanın ve yeniden düşmana saldırın!" diye haykıran peygamber sahabisi Amr İbn-i Cemuh'un izdüşümleri peygamber kardeşlerine kulak ver! Vicdanının sesine kulak ver! Akıl, mantık ve imanının sözüne kulak ver! Ver, verebildiğin kadar ver… Veremediğin kadar var… Alınterini, gözyaşını ve gerekirse gönlünü ver… Ver ki, karşılığında Allah'ı bulasın, Rasulullah'ı kazanasın, Cennet'e ve Cemalullah'a nail olasın…



 
 
Okunma: 491
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi