Anasayfa arrow Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir? arrow 05-) Suçların, Suçluların ve Dolayısıyla Hapishanelerin Azalmasıdır
E-posta

İhanet Cinayettir, Belki Cinayetten de Beterdir!

 Musa Hûb, 18.12.2007
 

Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?

5-) Suçların, Suçluların ve Dolayısıyla Hapishanelerin Azalmasıdır

Image"Bir okul açan, bir hapishane kapatır." der, Victor Hugo. Çok doğru. Belki de bir değil, on hapishane kapatır. Kesindir ki, eğitim hizmetlerinin altına girmiş emekçisi veya destekçisi olmak, insanlık suçlarının azalmasına fiilî bir çözümle katkıda bulunmaktır. Karanlığa sövüp saymaktan vazgeçip, yapılabilecek en reel çareyle bir mum yakmaktır. Hoş, bu eğitim seferberliğinin neticesi sadece hapishanelerin boşalmasına sağladığı fayda değildir elbet. Suç oranlarının düşmesini doğuran müsbet insanları yetiştirmesi perspektiğinden bile hadiseye bakıldığında, kainat çapında ehemmiyet arzeden bir hayırlı faaliyet ile karşı karşıya olduğumuz görülecektir.

Modern çağlarda neden işlenen suçların çeşitleri ve düzeyi tarihte görülmemiş derecede çoğalmıştır? Çünkü yeryüzünde ahde vefasızlık, kadirnâşinaslık ve kadir-kıymet bilmezlik ve ihanet hükümrandır. Öyle günahlar vardır ki, cezası daha dünyada iken âcilen görülmeye başlanır ki, bîvefâ olmak bunlardandır. Nitekim İbnu Abbas'den, Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Ahdine kim vefasızlık edip bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat eder." (İmam Malik bunu belağ (senetsiz) olarak rivayet etmiştir)." (Muvatta, Cihad 12, 26)

Bizim düşmanlarımız, zaruret, cehalet ve iftirak. Bizim daha bunlar gibi çok düşmanlarımız var. Sonuç: Savaşlar, toplu katliamlar, etkik kıyım, terörizm ve faili meçhul cinayetler! Neden, niçin? Cevabı Kur'an veriyor: "Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder." (Şura, 42/30). "İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir." (Nisa, 4/182). Âyetlerdeki genel ifadeleri hadis-i şerifler detaylandırmış, isim tasrihiyle şerhetmiştir.

"Cinayetler artmadıkça kıyamet kopmaz." buyuran Allah Rasulü, bir hadislerinde cinayetlerin artmasının sebebini de ifşa etmiştir: "Ahde vefâsızlığın yaygın hâl aldığı bir millette cinâyet çok olur." (Müsned-i Ebû Ya'lâ; Beyhekî; el-Müstedrek). Değil sadece bir millet, son yüzyılda artık bütün bir yeryüzü cinayetlerle kızıla boyandı, kana bulandı. Sebep ne? Ahde vefasızlık! Bu ahlaksızlığın uhrevî cezası malum:

Saîd el-Hudrî'den nakledildiğine göre ise Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuşlardır: "Kıyamet günü, her ğadredenin (vefasızlık yaparak zulmedenin) arkasında bir bayrağı vardır, zulmü (vefasızlığı ve dönekliği) ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, toplum hizmetlerini üzerine alan (idarecilerden ve devlet başkanların)dan daha büyük vefasız yoktur." (Müslim)

Ezeldeki ahd ü misaka sadakatsizlik ve yüklenilen mukaddes emanete vefasızlığın dünyevî cezalarından birisi ise ölümlerin artmasıdır ki, bu aynı zamanda kıyamet alameti olmaktadır. Cinayetleri azaltmanın ve kıyameti geciktirmenin yegâne çaresi, ahde vefalı insanlar yetiştirebilmektir. Bunun yolu da Nebevî eğitim ve öğretimdir. Kelimenin tam anlamıyla "mü'min" olabilmek ve edebilmektir. Mü'min ki ezelî sözleşmede belâ diyerek ahd ü misak vermiş olan insandır. Allah'a, Rasulullah'a, İslam'a, Kur'an'a, Müslümanlara ve bütün insanlara karşı mükellefiyetlerini ifa etmeyi, en azından o niyet-i külli ile gayret etmeyi teahhüt etmiştir.

Emanet zayi edilmedikçe kıyamet kopmaz, deniyor. Peki, mukaddes emanet nasıl kalplerden uçar? Huzeyfetü'bnü'l-Yemân (ra) anlatıyor: Hazreti Peygamber, bize iki hadis irad buyurmuştu. Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Buyurmustu ki: Emanet (din, adalet duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine (yaratılışlarında, fitrî meyiller olarak) konmuştur. Sonradan Kur'an-ı Kerim indi. (İnsanlar kalplerine konmuş olan bu fitrî temayüllerin) Kur'an ve hadiste te'yidini buldular. Resulullah bize bu emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve buyurdu ki:

"Kişi uykuda imiş gibi farkında olmadan kalbinden emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır. Sonra ikinci sefer, yine uykuda imişcesine, kişi farkında olmadan kalbindeki emanet duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da, kalpte bir kabarcık izi gibi bir izi kalır, yani şöyle ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını yuvarlayacak olsan değdiği yerleri kabarmış görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir sey yoktur. Sonra Hazreti Peygamber bir çakıl tanesi aldı, onu ayağının üzerinde yuvarladı. (Ve sözüne devam etti:) 'Emanet bu sekilde peyderpey azalmaya devam eder, o hale gelinir ki artık) alış-verişe giden insanlarda (itimad, güven, doğruluk ve) emanet tamamen kaybolur. Hatta dürüstler 'falanca kabilede dürüst insanlar varmış' diye parmakla gösterilirler. Bazan da, kalbinde zerre miktar iman olmayan bir kimsenin "ne civanmerd, ne kibar, ne akıllı kişi" diye övüldüğü olur.' Huzeyfe devam etti: Ben öyle günler gördüm ki, hanginizle alış-veriş yaptığıma aldırmazdım. Muhatabım Müslüman idiyse, bana karşı hile yapmasına dindarlığı mani olurdu. Muhatabım Yahudi veya Hıristiyan idiyse, onu da, amiri(nden validen gelen korku ve disiplin) bana hile yapmaktan alikoyardi. Fakat bugun sizden sadece falanca falanca ile (gönül huzuruyla) alış-veriş yapabilirim." (Buhari, Rikak 35, Fiten 13; Müslim, İman 230; Tirmizi, Fiten 17; İbn-i Mace, Fiten 27)

Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre: "Resulullah buyurdu ki: "Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur?" diye sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince!" diye cevapladı." (Buhari, Rikak 35, İlm 2). İşe ehil olmayanların mühim koltuklara oturduğu bir ahirzaman diliminde, ehliyet ve salahat sahibi insanları yetiştiren eğitim çalışmalarının ne denli paha biçilmez olduğu izahtan varestedir.

Dünyanın varlık sebebi, var kalışının yegane nedeni ve onu ayakta tutan ana direği "mukaddes emanete riayet"tir, o mükellefiyetin sorumluluğunu ifa etmektir. Hazreti Rasulullah: "Her hak sahibine hakkını ver!" buyurmuşlardır ki, zaten vefa da sözlükte "hakkını vermek" manasına gelmektedir. Herkes bulunduğu konumun, sahip olduğu çevrenin, içinde neş'et ettiği köyün/şehrin, birlikte büyüdüğü akranlarının/arkadaşlarının, gönüllerinin sevgisinden doğduğu, gözyaşı ve alınterleri ile yetiştiği anne-babasının, en dar zamanda yanından ayrılmayan dostlarının, ihtiyaç anında bir otobüs biletiyle olsun imdadına yetişen yedi kat yabancının, istifade ettiği öğretmenlerinin/hocalarının, hayatına yön veren kitapların yazarlarının, okuduğu bütün kitapların da okunma gayesi olan Kur'an-ı Kerim'in, o vahy-i ilahinin mehbiti olan Hz. Muhammed Mustafa'nın ve bütün bunları bizlere armağan eden, bizi yoktan var eden, rızıklandıran, her türlü ihsan, ikram, iltifat ve in'amlarla perverde eden el-Vefiyy-i Sâdık'a, ol Vehhâb-ı Zü'l-ikram'ın davasına her yönüyle, sözlerimizle, fiillerimizle ve davranışlarımızla tam bir vefa ve sadakat içerisinde olmaya çalışmalıyız; bu noktada da kendimize Hz. Muhammed Mustafa'nın hem Hakk'a, hem de halka vefâkârlığını ve sakadakatini en ideal ve en elzem bir örnek kabul etmeliyiz.

Hâsılı: Eğitim hizmetlerine sahip çıkmak, suçların ve suçluların azalması ise şayet… Aksi durumda: İnsanlığın iman ile terakkisini, salih amelle kemalini gaye edinen ve bunun için nebevî eğitim-öğretimi varlık sebebi bilen Peygamberler davasına ihanet, en büyük suçtur, en korkunç cinayettir, hatta cinayetten de beterdir! Sadakat ise, hayr ü hasenattır, hatta ondan da büyük bir saadettir!


 
 
 
Okunma: 593
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi