'Sen İstersen, Tekrarı Hayal Değil'Musa Hûb, 25.12.2007 Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?6-) İdeal insanı olmak suretiyle ideal insan olmak demektir İdeal insan, bir ideali olandır, kendini bir kutsal ideale adayan insandır. Peyami Safa, 1 Ağustos 1957 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan makalesinde şöyle der: "Hayata verdikleri mana bakımından insanları dört tipe ayırmak mümkündür: 1. Keyif adamı, 2. Rahat adamı, 3. İş adamı, 4. İdeal (mefkûre) adamı. Keyif adamı, hayatın manasını hayatın kendisinde arar: Yaşamak için yaşar. (...) Rahat adamı, tembel tipidir... Etliye sütlüye karışmamak ve hiçbir ideal için hiçbir mücadeleye katılmamak onun mizacıdır. (...) İş adamı tipi yalnız başarı peşindedir. Bu hedef uğruna her türlü yüksek değeri feda eder. Kazanmak, kazanmak, daima kazanmak. (...) Mefkûre (ideal) adamı tipi, bütün güzellikleri, iyilikleri ve hakikatleri içine alan yüce bir hayır için yaşar. (...) Jeanne D'Arc adındaki cahil çoban kızının İngilizleri Fransız vatanından kovması bir ideal harikasıdır. Bağımsızlığını ve birliğini kaybeden Almanya, İtalya, Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya ideal sayesinde yeniden doğmuşlardır. İstiklal Savaşı'mızda bütün silahları elinden alınmış Türk milletinin canını ideale feda etmesi sayesinde mücadelesini sürdürmesi mümkün olmuştur. İslam ve Türk fatihleri ideal harikalarının binlercesini "yaratmışlardır". Türk milletinin mefkûreci (idealist) bir millet olduğunun misalleri pek çoktur. Fakat son devirlerde idealsiz bırakılan gençlik, halk ve sosyete denilen gruplarda keyif ve rahat adamlarının gittikçe arttığı ve iş adamlarının da kısım kısım bir vurguncu tipine dönmeye başladığı göze çarpmaktadır.
"İş adamları arasında biraz keyifçi ve biraz da idealci olanlar yok değildir. İdeal adamları arasında da bohem artistler gibi, keyifçilere rastlanır. Aynı zamanda keyifçi ve rahatçı çok insan tipi vardır. Fakat bu karışık tiplerin galip karakterini dikkate almak lazımdır. (...) Devlet büyük millî idealin ışınlanma merkezi olmalıdır. Bugünkü Yunanistan'ın başında, büyük Helenizm fikrini (megalo-idea'yı) sünger gibi iliklerine içirmiş idealci devlet vardır. (...) İdealci devlet koyun sürülerinden kahramanlar yaratır. İdealsiz devlet, kahramanları koyun sürüleri haline getirir. İdealciliğin ikinci fideliği okullardır. Çoğu yabancı mekteplerde yahut da sadece yabancı kültürle yetişmiş aydınlarımız büyük bir kısmında millî sinir felç halindedir. Millî davalarımıza karşı onları tasasız bırakan miskin bir kozmopolitizm çoğunu bencilliğe, keyifçiliğe ve rahatçılığa sürüklemiştir. Türk okullarında da millî siniri pekiştiren ideal verici bir telkin ve terbiyenin esaslarından, şartlarından, vasıtalarından eser yoktur. İdealciliğin üçüncü fideliği yayındır: gazeteler, dergiler, kitaplar, radyolar, filmler... Millî siniri kopmamış, kendi heveslerinden veya küçük meselelerden kafasını kurtarmış, Türk tarihine ve istikbaline bağlı hayatî davalarımızı kavrayan ve savunan kaç yazar tanıyorsunuz?" (Milliyet, 02.08.1957) Aradan geçen 49 yıl sonra biz bugün Büyük Türkiye mefkûresinin bir söylem olmaktan çıkmış, cihanı tutmaya çalışan bir millî/sivil eyleme dönüşmeye başlamış olduğunu kalp ve kafa gözlerimizle müşahede ediyoruz. Alparslan'ların, Yıldırım'ların, Fatih'lerin, Yavuz'ların ve Kanunilerin atlarının nallarıyla mühürlenen uzak topraklara, belki onun da ötesinde hemen bütün bir yeryüzüne doğunun ışığını götürme yarışında bir hayrü'l-halef nesil ile yüz yüzeyiz, iç içeyiz. Peyami Safa'nın, devlet, okul ve medya üçlüsünde Büyük Türkiye mayasının –her şeye rağmen- tuttuğu gün gibi ortada arz-ı endam etmektedir. "Eğer yaşamanın keyiflerine baskın çıkan bir idealin cazibesi olmazsa hiç kimse nefsinin sayısız ve arsız istekleriyle başedemez." (s.74) diyen P. Safa'nın şu tespitleri de müthiş: "Hayvanda iştah, insanda arzu, millette ideal halinde en canlı ifadesine bulan hayat, iştahsız hayvanı, arzusuz insanı ve idealsiz milleti gebertiyor. (...) Hayvan iştahı, insan arzusu, millet ideali nispetinde büyüktür. Ne istediğinizi söyleyiniz, ne olduğunuzu size haber vereyim. Bir darı tanesi mi istiyorsunuz? Siz bir serçesiniz. Bir kuzu mu istiyorsunuz? Siz bir kurtsunuz. Bir zafer mi istiyorsunuz? Siz bir kahramansınız. Camianıza mensup olanları alabildiğine çoğaltmak mı istiyorsunuz? Siz bir büyük milletsiniz! Tanrı isteyene veriyor, istemeyenden alıyor. Eğer hakkıyla istemeye devam edebilseydik ölmezdik. Yokluğa karşı en büyük silahımız: istemek! (...) Yeter derecede istemediğimiz için layık olamıyoruz. Bu istemek dünyasında fertler evvela kendileri için isterlerse mensup oldukları millet ölür; evvela mensup oldukları millet için isterlerse onu yaşatırlar. Bu ikinci türlü istemek ve en geniş imkân hadleri içinde istemek, işte ideal! Arada bir ideal, ideal, ideal diye tutturuyorsam, bu, hayal, hayal, hayal değil, hayat, hayat, hayat demektir." (Tasvir-i Efkâr, 01.05.1943). (Bkz. P. Safa, Eğitim-Gençlik-Üniversite (Objektif: 7) s.17-21, 67-68, 4. Bsm, Ötüken Y., İst., 1999) "Sen istersen tekrarı hayal değil..."Büyük bir salonun duvarında asılı kocaman bir Osmanlı Devleti haritası ve üzerinde de bu söz yazılı. Üç kıt'aya nâm-ı celîl-i Muhammedîyi şehbal açtırmış bir millet-i merhumenin ahfâdına yakışan mefkûredir bu. Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) "Benim nâm-ı celîlim/mesajım güneşin üzerine doğup battığı her yere ulaşacaktır." müjdesinden ruhunu almış bir ideal. Üç asırlık bir yeniden uyanış, derlenip toparlanış ve diriliş vetiresi neticesinde bugün o Muhammedî mesajın bütün yeryüzüne ulaştırılmakta olduğunu gördükçe "Sadakte ve bilhakkı natakte ya Rasûlallah! Doğru söyledin ve bir gerçeği daha dile getirdin." demekten kendimizi alamıyoruz. Bir parmak o tablonun üzerindeki sözü gösterirken, dil de şöyle diyordu: "Her şey bir bu sözle başladı: Sen istersen tekrarı hayal değil!" Ve ardından hamd makamında bir hüzün köpürüyordu yürekten ve şükür makamında bir gözyaşı süzülüyordu yanaktan… İdeal, taşı bombaya dönüştürür. İdeal, çerden-çöpten saraylar yaptırır. İdeal, hiçi hep eder, yoktan varlık çıkarır. İdeal, herkesin bittiği yerde kıyama kaldırır. İdeal, sıradan insanları sıra-üstüne yükseltir. İşte insanlık ideal ile buluşursa ideal insan ortaya çıkar. İş adamlığı ile ideal birleşirse, ortaya ideal bir iş adamı çıkar, yani ideali olan bir iş adamı, ya da iş adamlığı olan ideal insanı. Yükseklere ve yücelere dilbeste gönüller için alternatifsiz tek seçenek vardır: maddî ve manevî imkânlarıyla kutsal bir ideale adanmış olmak... Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?
|