Safahat - Tercümesi Mehmet Akif Ersoy, Safahat 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?' (Zümer,9) Olmaz ya... Tabiî... Biri insan, biri hayvan! Öyleyse, "cehâlet" denilen yüz karasından,
Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet. Kâfi mi değil yoksa, bu son ders-i felâket?
Son ders-i felâket neye mâl oldu? Düşünsen: Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!
"Son ders-i felâket" ne demektir? Şu demektir: Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!
Zira, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz; Zîrâ, bu sefer uyku ölümdür: Uyanılmaz!
Coşkun, koca bir sel gibi, dâim beşeriyyet, Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet.
Dağlar, uçurumlar ona yol vermemek ister... Lâkin, o, ne yüksek ne de alçak demez örter!
Akvâm o büyük nehre katılmış birer ırmak... Elbet katılır...Hangisi ister geri kalmak!
Bizler ki bu müdhiş, bu muazzam cereyanla, Uğraşmadayız... Bak ne kadar çılgınız, anla!
Uğraş bakalım, yoksa işin, hey gidi şaşkın! Kurşun gibi sür'atli, denizler gibi taşkın,
Bir çağlayanın menba'ı dehhâşına doğru, Tırmanmaya benzer, yüzerek başka değil bu!
Ey katre-i âvâre, bu cûşun, bu hurûşun, Ahengine uymazsan, emîn ol, boğulursun!
Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık, Silkin de muhîtindeki zulmetleri yak, yık! Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır; Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır! Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet... Ey derd-i cehâlet, sana düşmekle bu millet, Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmus! Ey sîne-i İslâm'a çöken kapkara kâbus, Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel, Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el! Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun! İslâm'ı da 'batsın!' diye tutmuş yediyorsun! Allah'tan utan! Bâri bırak dîni elinden... Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen! Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskât? Allah'tan utanmak da olur ilm ile... Heyhât? (1) (1) 'Kullarından ancak âlim olanları Allah'tan hakkıyla korkar.' (Fâtır,28)
|