Anasayfa arrow Satır Arası arrow Tefekkür Dünyamız arrow Peru'yu Işıtan Yiğitler
E-posta

Peru'yu Işıtan Yiğitler

Bayram Kusursuz,  21.01.2008, herkul.org

 

ImageDüşünsenize, Türkiye'den on beş bin km uzaklıktasınız; ve o ülkede siz, yapayalnızsınız. 90 metre karelik bir salonda, kahvaltı yapıyorsunuz ve yine yapayalnızsınız. Çoluğunuz çocuğunuz geride, kendi ülkenizde; ve siz yüce bir ideal adına, ebedî bir sevdâ uğruna bunca mesâfeyi aşmış, okyanusları geçmiş, tâ buralara, Güney Amerika'ya, Peru'ya gelmişsiniz.

Burası Peru. Ülkemizi bilmezler burada. Türkiye'den Peru nasıl gözüküyor ve nasıl tanınıyorsa, onlar da ancak o kadar tanır ve bilirler. Kolay değil, böyle bir yerdesiniz işte… Günümüz hizmet erleri, "bi-iznillâh ve bi-inâyetillâh" büyük bir iş-ler başarıyorlar. Kader-i ilâhî'nin sevkiyle geldikleri bu yerlerde, ülkemiz adına canla başla hizmet ediyorlar. Aradan aylar geçiyor, üniversite okumak isteyen hizmet insanı birkaç genç de oraya bir yağmur tanesi gibi düşüveriyor. Artık yalnız değiller, konuşup anlaşabilecekleri, dertleşebilecekleri arkadaşları da var.

Düşünün koca bir dünya, sizi, sizin adınızı, ülkenizi, en önemli değerlerinizi hiç duymamış. Sizin, uğruna can vereceğiniz en kudsî isimler, burada hiç duyulmamış. Bazılarınca duyulmuşsa da, onlara da hep yanlış tanıtılmış. Rüyâmıza bile girse, kâbus görmüş gibi korkacağımız şekilde tanıtılmış… ve siz, işte böyle bir yerdesiniz. Kader-i ilâhî, size târihî bir rol biçmiş. Ardınızda, koca bir Anadolu, Anadolu'nun fedâkâr insanları… duâsıyla, bereketiyle, himmetiyle, ilgi ve alâkasıyla hep sizi düşünüyor. Evet yapayalnızsınız ama, ardınızda böyle büyük mânevî bir güç de var. Bu insanlara karşı sorumluluğunuz da var. Onları temsil etmek zorundasınız muhakkak. Onlar sizi, havârî gibi, Eyyûb el-Ensârî gibi görüyorlar. Onlar sizi, muhâcir-hicret eri olarak görüyor ve çok önemsiyorlar. Sizin anlattığınız en sıradan bir şeyi bile can kulağıyla, şevkle dinliyorlar. Onlar sizi, kütüphanelerden hiç çıkmayan, onlarca kitaba imzâ atan birinden daha çok ilgiyle dinliyorlar.

Çünkü siz, nazariyeyi aşmış, samimiyetinizi isbat etmiş, işin bizzat içine girmişsiniz. Meselenin bizzat pratiğini yaşıyorsunuz ve işin özündesiniz. Nefsi ayaklar altına almış, gurbeti göğüslemiş, rahatı da unutmuşsunuz. Çoluk çocuğunuzu bir müddet ülkenizde bırakıp, en büyük fedâkârlığı peylemişsiniz… ve öyle ciddi planlarınız da yok. Kader-i ilâhî buraya bizi sevketmiş, bize burada durmak düşer, diyorsunuz. Siz bu teslimiyeti, gassâlin elinde meyyit olma civanmertliğini göstermişsiniz işte. Ama siz isteseniz de istemesiniz de, bir şeyler planlasanız da planlamasanız da, kader-i ilâhî'nin size oynatmak istediği rol, yavaş yavaş kendini gösterecek. Seni buralara getiren sır, sana başka şeyler de yaptıracak, şüphesiz.

Öyle uzun boylu şeylere de gerek yok. Olaylar, kendiliğinden yavaş yavaş gelişiyor… ve aradan bir iki sene geçiyor, bakıyorsunuz ciddî mesâfeler alınmış. Allah Allah diyorsunuz, bunca şey, bunca sıkıntı arasında, böyle bir yerde nasıl oldu ki! Olur… Sizin ardınızda gözüyaşlı insanlar var. Ardınızda her dem size duâ eden analar hemşîreler var. Sizin ardınızda, fedâkâr hizmet insanları var. Olacak tabii. ...Ve aradan yine aylar geçiyor. Sizin kültürünüzü, yaşantınızı, değerlerinizi hiç duymamış birisinin, yavaş yavaş gözü gönlü açılıyor, öteden ruhuna nurlar saçılıyor ve o da artık gönlüyle, ruhuyla ve bütün varlığıyla sizin değerlerinizle bütünleşmek istiyor. Bu ne bahtiyarlık, bu ne sevinç, bu ne ulvî güzelliktir! Bunca masrafa ve çileye değdi mi değmedi mi şimdi! Hani ne buyuruyordu nurlu beyanlarda, bir kişinin gönlünün ötelere açılması, ve buna vesîle olmak, güneşin üzerine doğup battığı herşeyden daha hayırlıdır, demiyor muydu! Elbette ki değer. Bunun için onca kapıya gitmek, yüz suyu dökmek, insanlara bin defa dil dökerek meselenin ehemmiyetini anlatmak… n'olursunuz biraz fedâkâlık, deyip inlemek… hepsi değer. Bunun yerini hangi maddiyatla, hangi yatla katla, hangi başka mutlulukla doldurabiliriz ki! Bundan daha büyük güzellik olabilir mi şu fânî cihanda!

Bu arada takdîr-i ilâhî bir musibet… Ülkenin bir bölgesinde deprem oluyor. Yüzlerce fukara, evini barkını kaybediyor, sokaklarda geceliyor. O çölde, dondurucu soğuklarda çoluk çocuk sesleri inletiyor her yanı… ve sen, kolları sıvıyorsun, takdir-i ilâhî diyorsun, Allah koşmamızı istiyor diyorsun, el uzatmamızı emrediyor biliyorsun… ve yardım derneklerinle, "Kimse Yok Mu" diyenlere karşı, hâlâ duyarlı birilerinin var olduğunu dünyaya îlân ediyorsun… En küçüğünden en büyüğüne kadar, o ülkede herkes senin bu civanmertliğinden haberdâr oluyor, Türkiye'yi gündemlerinin en öncelikli yerine koyuyorlar. Allah'ın Peru'su işte. Ama orada senin kültürün temsil ediliyor, a dostum. İşadamları senin ülkeni merak ediyorlar, cihanlara değişmeyeceğimiz Türkiye'mizin adını duymuşlar, şehitlerimizin kanlarıyla anlamını bulan bayrağımızı görmüşler ve hattâ onunla sokaklarını donatmışlar. Artık "sizinle kardeşiz" diyorlar. Teşekkür ve sevgiler yolluyorlar. Sizi de oralara dâvet ediyorlar. Alın size, en büyük hizmet!

Bırakınız kısır çekişmeleri, küçük kavgaları, bitip tükenmek bilmeyen asırlık boş sevdâları… olup bitenleri görmek lâzım. Hizmetleri, yerinde görmek lâzım. Biz elimizi uzatınca, dünya koşarak bize geliyor. Zaten ihtiyaç duyduğumuz şey de bu değil mi Allah aşkına! Mehmet Işıtan bey diyor ki, "Bazı esnaflarımız, işler kötü deyip sayıklıyor duruyor. Yahu kardeşim bunu sen dört sene önce de, beş sene önce de diyordun… ve hâlâ bunu söylüyorsun. E ne diye duruyorsun, kalk hicret et, hem ticâretini yap, rızkını kazan, hem de ülkeni tanıt, hizmet olsun. Sabahtan akşama, işler kötü kötü deyip onu bunu verip veriştirmek midir bu güzelim ülkeye hizmet! Elin bilmem nerelisi bile keşfetmiş dünyayı, ama biz hâlâ rahatımızı terkedemiyoruz." Abimiz doğru söylüyor. Herhalde en önemli hizmet budur. Hem ekonomik olarak iyice doyum noktasına girmiş olan ülkemizin önü açılır, hem oralardaki eğitim gönüllülerinin sırtı sıvazlanır, hem de tebdîl-i mekânla feraha kavuşabiliriz.

Işıtan beyin anlattığı hoş bir olayla noktalıyorum: "Peru'ya yeni gelen öğrenci arkadaşlarımızdan birinin ciddi şekilde bir kol-omuz ağrısı vardı. Sabahtan akşama kıvranıp duruyordu. Aradan birkaç gün geçti. Sabah kavhaltı yapıyoruz. Baktım, hiçbir şikâyeti yok. İyileşti mi, dedim. Birşeyler söyleyecekmiş gibi oldu ama… Evet iyileşmişti. Nasıl oldu dedim ve ısrar ettim. Çekinerek anlattı. "Sabah namazından sonraydı. Yine şiddetli ağrıyordu omzum. Biraz uzanmışım. O ağrıyla dalmışım. Uyku uyanık arası, yakazadayım. Salonun kapısı açıldı. Güzel sîmâlı ama tanımadığım biri içeri girdi. Yavrum dedi, ağrın mı var? Evet, dedim. Şimdi ben, orayı sıvazlarım hiçbir şeyin kalmaz, dedi. Heyecan ve saygıdan hemen ayağa fırladım. Yanıma yaklaştı ve birşeyler okuyup kolumu-omzumu sıvazladı. Sonra da hadi, hepsi geçecek, bir ağrın kalmayacak, şimdi uzan, istirahat et, dedi. Edebimden onun yanında uzanamadım. Siz varken yatamam, dedim. Öyleyse ben gideceğim, dedi ve kapıyı çekip uzaklaştı. Kapının çıkardığı sesle uyandım. Evet gitmişti. Ama omzumda ağrıdan eser kalmamıştı. İyileştim hamdolsun. İşte böyle!"

Dede himmet! demişler, Oğul hizmet! diye inlemiş. Hizmet edebilmek bir nasîb işi. Nasîbi olmayan kişi, hizmet edemez, belki hizmet ettiğini sanır. Hizmet ediliyor ya, himmet olmasa hizmet edebilir miydik! Hak erlerinin himmeti, sizin hayatınızda hizmet olarak aşikâr olup, vücut bulmuş. Himmet isteyenler, hizmete devam etmeli. Hizmet, himmettir. Şükrünü yerine getirebilmek için, hizmete devam. Rabbimiz, 'şükrederseniz arttırırım' buyuruyor. Hizmetin ecri, kat kat himmet şeklinde artar; himmet, hizmeti geçer. O kadar ki başkasına himmet eder hâle bürünülür.

Bu güzelliklerin ardında hangi muştulu rüyâlar var, hangi hak erlerinin himmetleri var, hangi gözü yaşlı ızdırap insanlarının duâları var… Kimler onları alkışlıyor, kimler onların sırtlarını sıvazlıyor… Onların yaptıklarıyla Yeşil Kubbe'de nasıl bir memnuniyet hâsıl oluyor. Gökler ötesinde onları, ne gibi sürprizler bekliyor! Bunların hepsi az buçak bilinse de, şimdilik meçhûl. Bunları konuşacak zamanımız da yok, doğrusu. Çünkü şimdi, hizmet ve himmet zamanı. Rabbim, en büyüğünden en küçüğüne kadar, tüm hizmet insanlarının yâr ve yardımcısı olsun. Onlara îmân-ı kâmil, ihsân-ı mükemmel, ihlâs-ı etemm ihsan etsin.

Gurbet üveyklerine, binler selâm!

 

 

Okunma: 345
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

İlgili diğer yazılar:


 ListeNur.de - islami siteler listesi