Sen
Bak ağlayarak bekleyenler var yollarını, Bağrına basmak için açmışlar kollarını. Aydınlık yok, her tarafta havalar karardı, Gıdasız kaldık yüzümüzün rengi sarardı. Seninle gezerken her taraf yemyeşil yoldu, Şimdi o zümrütler gitti, her yöre çöl oldu. Sonsuz’u bıraktık, olduk faniyle oynaşan, Gel yanımıza, olalım seninle kaynaşan. Zor durumlarda kalındığındaki can yoldaş, Olacaksın yalnız bekleyenlere arkadaş. Seninle beraberliğe asla doyum olmaz, Ömrünü otağında geçirenler bozulmaz. Senden mahrum kalanların gönülleri dolmaz, Enharından akanla sulanan çiçekler solmaz. Sana ihtiyaç yok diyenlere kanma, Sensiz bir şey yapabileceğimizi sanma. Hakikatten yoksun yüreklerimize bir bak, Bak da bir yolunu bul, gönüllerimize ak. Tüm gözler ne zamandır yollarını gözlüyor, İnsanlık yeniden destan yazmanı özlüyor. Sendin bütün alemi dolaşan baştan başa, Her tarafta kazmıştın imzanı taştan taşa. Gel bir daha hastalarımıza ol hazık hekim, Müstakim düşünce olacak seninle hakim Gel şu hallere bak, ceyhun oldu gözyaşları, Olacaksın onların ekmekleri, aşları. Gel, karanlıkları yırtmak için bir ışık yak, Yağmurlara hasret kalanlara bir şimşek çak. Milletimizin kurtuluşunun müjdecisi ol, Bu olacak bizi ebede ulaştıran yol. Tüm insanlık idrak etsin bir daha devr-i gül, Ol o devirde hakikati haykıran bülbül. Hakikatleri görmek için perdeleri indir, Yeter “Yeşil kubbe”deki inlemeyi dindir. Gönüllerin gözleri yollarda sana hasret, Sende durmak olmaz gel emvatı ihya et. Haydi yürü böyle karanlık geçmesin zaman, Gelsin gayri göklerin bayram yapacağı an.
Mustafa Arslan
|