İşadamlarına Kahramanlık FırsatıMusa Hûb, 01.01.2008 Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?7-) Kahramanlaşmak Demektir Eğitime hizmet eden gönüller, yaşatmak için yaşayan kahramanlardır. Edebiyat değil, kuru övgü hiç değil. Görünen köy kılavuz istemez. Manzara ortada: Millî kurtuluş ruhunun yeniden dirilişine şahitlik ediyoruz. Bizler canlı şahitleriz, şu cihan coğrafyasındaki eğitim-öğretim müesseseleri ve oralarda yetişen "arı nesil" de meydanda. Bu millî uyanış, isimsiz kahramanların eseri. Menfaatçiliğin, bencilliğin ve sekülerizmin, kısaca "para"nın kalplerde din haline geldiği bir modern dünyada, kalbindeki hak dini için parasını gözü kapalı (ama gönlü açık, eli açık) sarf edenden daha kahraman kim olabilirdi ki? Kahraman evet. Peyami Safa'nın ifade ettiği gibi: Kahraman, başkaları için yaşayan insandır, yaşatmak için yaşayandır. Bilvesile, iş adamlarının eğitime hizmet burslarıyla kahramanlaştığı bir mevsim sath-ı mailinde, 64 yılın hiçbir kelimesini eskitemediği bir makaleyi paylaşmak istiyorum. Peyami Safa, 18 Temmuz 1942 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinde "İşadamı ve Kahraman" başlığı altında bakınız neler diyordu:
"Buhar makinesi doğduğu tarihten beri bütün Anglo-Sakson dünyasında ideal insan tipini businessman (işadamı) temsil etmeye başladı. Sanayi kapitalizmi inkişaf ettikçe antikitenin kahramanları ve ortaçağın azizleri yerine petrol kralları, kömür kralları, otomobil kralları geçiyordu. Ütilitarizm (faydacılık) felsefesinin buharın keşfinden pek az sonra Bentham'dan J. Stuart Mill'e kadar İngiltere'de doğmuş ve parlamış olması bir tesadüf değildir. Muvaffakiyeti hakikatin yerine koyan pragmatizm felsefesinin de Amerika'da itibar kazanmasına şaşılmaz. Bilgiyi fayda'nın emrine veren, doğru mefhumunun yerine kazanç mefhumunu geçiren ve menfaati bir hak ve ahlak prensibi haline getiren lüpçü felsefe, bir Anglo-Sakson düşüncesidir ki yüz elli seneden beri kahramanlığın ezeli manasını değiştirmek için olanca hamlesiyle çalışmıştır. Âmmenin menfaati lehine vermekten, canını bile vermekten üstün ideali olmayan kahramanın yerine, kendi menfaati lehine almaktan, başkasının canını almaktan bile üstün ideali olmayan işadamı geçiyordu. Kendini topluluk aşkına feda eden kahramanlar çağının kıymet sistemini değiştirip kurnazlığı destânî şereflerin yerine koyan bu faydacılığın kökleri, buharın keşfinden çok evvel ferdiyetçiliği filizlendiren rönesansa kadar dayanır. O tarihten beri kahraman, kocayınca köpeklerin maskarası olan kurttur: Donkişot. Yeniçağ doğarken bu soysuzlaşan şövalye tipi hayranlık değil, kahkaha uyandırıyordu. Gitgide İngiltere'nin şairleri bile (Emerson – İnsanlığın mümessilleri) nazik, zarif ve nikbîn bir Rönesans tipine hasret çekiyorlardı. Kahramanlar neslinin kurumasına razı olmayan büyük sanatkâr ve filozoflar yok değildi: Almanya'da Wagner'in operaları, Promete, Herkül, Teze ve Homiros'un bütün kahramanları yerine Siegfrid'i, Hagen'i diriltiyordu. Fichte kahramanlar çağının feragat felsefesini tazeliyor, Nietzsche uyuşuk ve kancık bir merhamet yerine mert ve dobra dobra bir cesaret koyan, hesap ve ihtiyat yerine tehlike aşkı duyan üst-insan idealini getiriyor, "Beni büyük bir Avrupa harbinden sonra anlayacaklar!" diyordu. Onun beklediği harb, en geniş çapında, şimdi olmaktadır. İki insan tipi çarpışıyor: İşadamı ve Kahraman. Geçenlerde Manchester Guardian adlı büyük İngiliz gazetesi: "İngilizler hiçbir zaman asker bir millet olamamışlardır" diye yazdı. Hâlbuki İngilizler de şimal ırkındandırlar ve Walkyries efsanesinin çocuklarıdırlar. Carlyle Kahramanlar adlı meşhur kitabında hayatın utilitaire (faydacı) telakkisinden nefret ettiğini ve hayatın kökünde yalnız ulûhiyet ve yalnız kahramanlık bulduğunu söyler. İngiliz mütefekkiri, harb meydanında ölmemeği yüz kızartıcı bir ayıp sayan ve tabii ölümle öleceklerini sezdikleri zaman etlerinde kendi elleriyle yaralar açan İskandinav kahramanlarına hayrandır; fakat onun modern kahramanı bu en yüksek derecede feragat vasfını kaybederek Hıristiyanlığın merhameti içinde yumuşamış ve incelmiş görünüyor. İşadamıyla kahraman arasındaki tezat, müspet ve menfi kutuplar tezadıdır: İşadamı kazanınca, kahraman kazandırmak ister. İşadamının kendi kazancı memleketinin menfaatinden evvel gelir; kahramanın gözünde memleketin kazancı, kendisine ait bütün menfaatlerden, haklardan ve keyiflerden üstündür. İngiliz mütefekkirinin söylediği şey her kahraman için doğrudur: "Ruhsuz bir dünya ve idealsiz bir hayat iğrençtir." Faydacı Anglo-Sakson felsefesi işte bu imanı yıktı. Güzel bir dava için kelleyi koltuğunun altına alanlardan mürekkep olmayan bir dünyanın pis havası kahramanın ciğerine ağır gelir. Bu havayı, altın hırsıyla, zina teriz ve içki kokusuyla, boğucu lüks ve sefahat gazıyla dolan bu zehirli havayı boşaltmak, hayattan üstün ideallere pencereler açmak lazımdır; genç nesillere şimdiden anlatmak lazımdır ki ideal için ıstırap çekmek zevktir; ideal için düşmek yükselmektir; ideal için ölmek yaşamaktır. Bu dünyanın efendileri; tefeciler, borsa düzenbazları ve milyonerler değil, son yüz elli senelik istisnasıyla bütün insanlık tarihinde görüldüğü gibi, yalnız kahramanlar olacaktır. Buna inanmayanlar, kahramanlar soyundan gelen ve efendiliğini her zaman muhafaza eden Türk milletinden değildirler." (Peyami Safa, Eğitim-Gençlik-Üniversite (Objektif: 7) s.65-67, 4. Basım, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1999). Sözü daha gayri dolaştırmadan bağlayalım: Bugün dünyanın dört bir tarafında Anadolu Müslümanlarının mutlak hakikatin ışığı altında verdikleri eğitim ve öğretim, evet o zorlu eğitimin gözleri yaşlı, alınları terli ve gönülleri dertli çilekeşleri, bu çağın tartışmasız en fedakâr kahramanlarıdırlar, bunda şüphe yok. Anadolu'nun ferah-feza havasını bırakıp Afrika'nın kavurucu sıcaklarına revan olan öğretmen, kahraman değildir de kimdir kahraman? Evden okula, okuldan eve, geçim için öğretmenlik yapanlar mı? Akdeniz'in harikulade iklimini terk edip de kutupların dondurucu atmosferine yol vuran eğitimciye eğer kahraman demeyecek isek, kime diyeceğiz? Adriyatik'ten Çin seddine, Anadolu bir kere daha kahramanlar doğurmuştur. Ana-dolu topraklardan nice babayiğitler zuhur etmiştir. İnsanın ta kendisini yetiştiren o yetişkinler topluluğunun destanlarını yazmaya kalemşörlerin hızı yetişememektedir. Destan yazmaktan önemlisi, o destanı yaşamaktır. Vermek için kazanan kahraman işadamları, işte "Onlar öyle yiğitlerdir ki, ticaret, ne alım ve satımlar, onları Allah'ı anmaktan, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler." (Nur, 24/37) Britanya topraklarında geleceğe dair kahramanlık türküleri mırıldanan bu iman fakiri amel fukarası ise, kurtuluşunu, şu kıt'alar üstü tuğla tuğla örülen civanmertlik ümranında bir yere yerleştirilen, mini de olsa bir boşluğu kapatan öylesine bir moloz olabilme hülyasına bağlamış öylesine birisidir, o semahat yarışının şehsuvarları arasına hiç olmazsa kalemiyle iştirak etmek suretiyle nasiplenmek isteyen sıradan, belki de sıra-altı birisi... Kayalardan mâbedler inşa eden, Kâbeler kuran Cenab-ı Mevlâ, bizleri de neden bu büyük ümrânda işe yarar bir yere koymasın, niyetlerimizdeki hulûsa bizleri bağışlamasın… Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?
|