E-posta

Ömür Uzar mı?

Tahir Taner, fgulen.com    07.02.2008
 
 
Imageİman hakikatlerini asrın idrakiyle anlamış, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." çizgisinde, insanlığın, milletinin saadetine adanmış bir nesil, tek gayesiydi. Kendisi, iman hakikatlerinde çağın zihin karıştıran sorularına karşı aklı ve vicdanı ikna edecek bilgi donanımına sahipti. Din görevlisiydi; fakat gençlerin ona olan sevgisinin tek sebebi bu değildi. Gençlere iman hakikatlerinin izahı dışında da her problemlerinde yardımcı oluyor, bir ağabeyleri gibi her dertleriyle dertleniyor, maddi manevi her sıkıntılarında gençler onu yanı başlarında buluyorlardı. İşte bu insan, maziye dair hatıralarını anlatıyordu:

"O zamanlar imanî meseleler hakkında bu kadar geniş neşriyat da yoktu. İmanî meselelerin kitaptan ziyade ikili görüşmelerle sohbetlerle daha iyi anlaşılacağı her zaman için geçerlidir. Gençler bunu bildiklerinden ve benim evimi de öğrendiklerinden zihinleri ve kalpleri yaralı arkadaşlarının sorularını cevaplamam için beni evlerine davet ederlerdi. O zamanlar, böyle araba imkânları da pek yoktu. Ben çoğu zaman sabah namazına yakın veya gecenin geç vakitlerinde evime doğru gelirdim. İşin doğrusu da çok yorgun olurdum. O yıllarda oturduğum ev anayoldan uzakta otobüsün dolmuşun uğramadığı yokuş yukarı bir yerdeydi. Yorucu günlerin ve yaşın da tesiriyle bu yokuş beni bir hayli yorardı. Evime doğru yol aldığım gecelerin geç vakitlerinde yolumu gözleyen gençler beni kapıda yakalar: 'Hocam bazı sorularımız var, bu soruların cevabını merak eden arkadaşlarımızda bizimle. Rica etsek hem bir çay içsek hem de bize bu konularda yardımcı olsanız.' deyince onları hiçbir zaman reddetmezdim. Bütün yorgunluğuma rağmen bu temiz simalarla sabahlar ve namazdan sonra da yeniden eve uğramadan ertesi güne başlardım. O zamanlarda sorularını cevaplayıp beraber sabahladığım benim yolumu gözleyen arkadaşlara bugün dua ediyor; Allah onlardan ebediyen razı olsun diyorum. Zira çoluk çocuğumu göremediğim o yorgun günler belki de hayatımın en güzel günleriydi. O günler benim manevî ömrümü uzattı." Bu sözleri söyleyen âli insan bir meseleyi de vuzuha kavuşturmuş oluyor İnsan ömrü uzar mı? Sorusu bu hatıralarda cevabını buluyordu. İnsan, Bâki'den geldiği için bekayı ister, ölümsüzlüğü ister. Şu fani ömürde dahi ömrünün uzun olmasını isteyen insan, bu ömrün Allah nezdinde ebedî bir kıymet kazanması gerektiğini idrak edemezse hesap günü herhalde: "Bir ticaret yapamadım, nakd-i ömür oldu heba." demekten kendini alamayacaktır.

Madem bu fani âlem baki bir âlemle yer değiştirecek, madem bu fani âlemin Baki bir sahibi var; o zaman bu ömrü, Baki olan kusurlardan münezzeh zatın emirleri doğrultusunda yaşayıp manen uzatıp bereketli bir hale inkılâbına çalışmak gerekmez mi? İnsanlığın karanlık ufuklarına bir güneş gibi doğan büyük insanlar hayatlarını hep rıza yörüngesinde yaşayarak bereketlendirmişlerdir. İnsanı insan yapan imanın hakikatlerini neşretmek, insanlara ebedi kurtuluşa ve Hakkın rızasına giden yolda bir koridor olmak peygamberlerin ve Hak dostlarını yolu… Efendiler efendisinin, güzeller güzelinin(sallallâhu aleyhi ve sellem): "Benim adım Güneş'in doğup battığı her yere ulaşacaktır." Hadisinin gerçekleşmesi için ömrünü bu yola adayıp İstanbul'a kadar at üstünde yol alan Eba Eyyüb El Ensariler, "Ben Allah'ın adını neşre gidiyorum belki dönemem evlatlarım!" diyerek ailesiyle helalleşip yola revan olan İbrahim Reşitler ömürlerini ebediyete uzatan, adanmış insanlar…

Fani ömürlerini Baki olanın adını neşr yolunda ebedileştirenler dün olduğu gibi bugün de vardır. Kıymetli büyüğümüz, ömrünü insanlığa adamış, gözyaşı insanı muhterem M. Fethullah Gülen bu insanlardan birini anlatır: "İlk Nur dersi dinlediğim insandı. Pantolonunun dizleri yamalıydı. Bir ağabeyimizle Isparta'dan kalkıp Erzurum'a gelmişti. Aşk ve şevkle sürekli hareket halindeydiler. Erzurum'dan başka bir şehre gideceklerdi; muhtemelen ceplerinde tren paraları da yoktu. O zatın dizleri yamalı bir pantolonla ayağında eski bir ayakkabıyla yollara düşmesi bana çok tesir etmişti. O zat ellerini kaldırıp dua ederken Cenabı-ı Hakka öyle teveccüh ediyordu ki sanki arada hiçbir perde yok gibiydi. Sanki gayb silinmiş gitmişti." Bu mealdeki cümlelerle manevi ömürlerini uzatan aşk, ilim ve hal insanlarını tasvir eder. Bu dizleri yamalı; fakat gönülleri mamur insanların rehberleri dertli insan bütün ömrünü milletine ve insanlığın selametine adamıştı. Bu insanlar insanlığa sonsuzluk bestesinden müjdeler sunmaya çalışıyor, imansızlık karanlığını Kur'ân ışığıyla aydınlatırken kendileri bir mum gibi eriyorlardı. Onlar milletin gecesini gündüz etmek için adanmış Gül bakışlı insanlardı. Isparta'da dağa mecbur insanlar çağa Gül deriyorlardı:

"Çamdağı'nda gün geceler
Billur Çağ'dan Gül heceler
Aşılır bir bir yüceler
Son menzilde sultan adam.

Aşk bezminin kor ocağı
Hay'dan gelir yakacağı
Bir soluk ki can sıcağı
Rayihası Hak'tan adam"[1]

Ömrün uzaması, insanın Hak katında bir değer kazanması bu dünyada yaşadığı sıkıntılarla çok ilgili. Allarla irtibat onun rızasına ermek fedakârlık isteyen bir iş. Seherlerde huzura çıkmak zor bir tercih:

"Seherlerde eser bad-ı tecelli uyan ey gözlerim vakt-i seherde." Seher vakitlerinde uyanık olmak evrad-ü ezkârla meşğul olmak veya Hakkın rızası için yollara revan olmak evden ayrılmak zor iş. Hayatını cennetten daha saadetli bir hizmete adayanlar seherlerde evlerini terk edebilen geceleri televizyon karşısında tükenmeyen aşk insanlarıdır. Bu ruhla yaşamadan sonsuzluk kervanındaki nezih insanlarla hemhal olmadan rızaya ermek çok zor. İnsan şahsi olarak ibadetlerini eksiksiz yerine getirse de veya ciddi bir kamalata mazhar olsa da iman yolunda koşturan sabahları yola koyulan insanların halet-i ruhîyesine, feyzine hiçbir zaman mazhar olamayacaktır.

"Arkadaşlar! Arkadaşlar!
Şevk mezhebi yoldur bize!
İmana doymuş yoldaşlar,
Dikenler hep güldür bize!

...Kuvvet O'nun biz güçlüyüz;
O'nun nâmıyla ünlüyüz.
Zirveler aşar yürürüz;
Zorluklar âsândır bize."[2]

Evet; imanın tecdidi aksiyonladır. Muhabettullah izhar ister. "Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir; elbette biz bu sıkıntılı haller ile müftehirâne, müteşekkirâne bir mücahede-i maneviye yapıyoruz' diye şekva etmemek lâzımdır"[3] diyen Üstadımız da Allah'ın ebedî rızası ve ömrün manen uzaması için bize

"Terk-i rahat et ki rahat andadır." yolunu gösteriyor. Merhameti namütenahi olan Halikımız (cc), hepimize "Ömrümün uzamasına vesile oldular." dedirtecek tarzda bir ömür lütfetsin, gaflet ile Hakkı bulduğunu zannedenlerden etmesin inşallah.

 


 

[1] Salih Şeref Duran
[2] M. Fethullah Gülen, Kırık Mızrap, Şevk Yolu
[3] Bediüzzaman Said Nursi, Şualar

 

 

Okunma: 829
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi