OYUNA GELMEMEKMustafa Arslan, 20.02.2008 Son asırda Müslümanları zor durumda bırakmak için çok oyunlar oynanmaktadır. 31 Mart vak’asını inançlı insanlara yıkmak için aklın almayacağı hilelere başvurulmuştur. O dönemde “şeriat isteriz” diyerek başkaları hesabına çalışanlara yürüyüşler yaptırılmıştır. Devrimizde de tarihte oynanan çirkin senaryolar çok kereler uygulamaya konmakta, en ufak bir hareket abartılarak dünya kamuoyuna sunulmakta ve İslam’ın ak yüzü kara gösterilmeye çalışılmaktadır.
Yıllardan beri İslam düşmanları, Müslümanların psikolojilerini iyi incelemiş ve karalama kampanyalarına başlayacakları zaman tahrik edici bir olayla sokaklara dökmüş, şiddetle İslam’ı özdeşleştirerek, ellerinde bulunan başta medya olmak üzere bütün imkanlarıyla, “İslam = terör” imajını yerleştirmeye çalışmışlardır. “İslam terör dini değildir” demek meseleleri çözmüyor. Bunu davranışlarımızla göstermemiz gerekir. Hakkımızda oluşturulmuş olumsuz imaj vardır. Bunu değiştirebilmek için, yüzde yüz haklı dahi olsak eğer işin bir ucunda şiddet varsa, gerekiyorsa haklarımızdan feragat ederek diyalogla halletme yollarını aramalıyız. Bizleri sokakta hak aramamız için akla hayale gelmedik yollarla tahrik eden kötü niyetli insanların mevcudiyeti bir an dahi olsa hatırdan uzak tutulmamalıdır. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde başörtülü olarak eğitim görebilmek için fitili ateşleyen Hatice Babacan’ı desteklemek için bir yürüyüş tertip edilmesi planlanmıştı. O zaman öğrencilerin kurduğu derneğin başkanı Melih Beydi. Yürüyüşten bir gün önce Hacıbayram’daki kitapçı dostları Melih Beye, tanımadıkları bazı şahısların kitapçıları tek tek dolaşarak buldukları 300- 500 kadar yeşil sarık, yeşil takke, cübbe satın aldıkları haberini ulaştırmışlardı.
Melih Bey hemen arkadaşlarıyla istişare etti ve yürüyüş iptal edildi. Tanımadığı bazı kişiler hemen Melih Beyin kapısına dayandılar ve mutlaka yürüyüşün yapılmasını, “Hak verilmez alınır.” diyerek tahrik etmeye çalışmışlarsa da Melih Bey oyuna gelmemiş ve yürüyüş yapılmamıştır.
Sisi lakabıyla meşhur Seyhan Soylu, Nuriye Akman’la yaptığı ropörtajda, 28 Şubat post modern darbesinin yapılması için çarşaf giyip sokaklara çıktığını itiraf etmiştir. (Zaman gazetesi 28 Şubat 2002)
28 Şubat postmodern darbesi sırasında Gaziantep öğretmen evi yanında çarşaf giymiş erkekler yakalanmış ve tv ekranlarına aksetmiştir.
Yavuz Donat’ın yazdığı hadiseler mevzumuza ışık tutmaktadır: 4 Eylül 1980.
Konya'da, Ordu Komutanlığı Karargahı'nın karşısına dev bir afiş asılır: - "Şeriat İslam'dır." Org. Demirel, Belediye Başkanı Keçeciler'i arar: - Bu afişi asacak başka yer kalmadı mı? - Paşam, ben astırmadım. Derhal indiriyorum. Afiş indirilir. Ve afişi kimin astırdığı da bulunamaz. 6 Eylül 1980.
İhtilal sebepleri arasında sayılan meşhur Konya mitinginin sabahında, Belediye Başkanı Keçeciler, şehri dolaşmaya çıkar. Ve kentin "kimseye zararı olmayan, halkın harçlık verdiği" delileriyle karşılaşır. Örneğin Deli Kazım, Deli İsmail. Esnafın "sabah erkenden dükkânıma uğrarsa işlerim rast gider" dediği Deli Mustafa. Yine zararsız delilerden "İbibikSelahattin." 40-50 deli. "Yeşil cüppeleri" giymişler, başlarında "yeşil sarık", ayaklarında "çizme", Konya sokaklarında "şeriat istiyorlar." Keçeciler: - Lan Mustafa, bu kılık kıyafet ne böyle? - Reis abi, reis abi bizi giydirdiler. - Kim giydirdi? - Birileri giydiriverdi... İyi olmuş mu reis abi? Konyalı delileri "kimlerin giydirdiği" hiç öğrenilemedi. 6 Eylül 1980... Öğleden sonra.
Milli Selamet Partisi'nin Konya Mitingi'nde tam İstiklal Marşı okunacağı sırada... "Arkalardan 5 kişi" bağırmaya başlar: - İstiklal Marşı değil, ezan istiyoruz. (Sanki ezanla istiklal marşı birbirine zıtmış gibi) 5 kişinin "gazetelerde resmi çıkar." Ama bu 5 kişiyi "Konya'da tanıyan, bilen yoktur." Mehmet Keçeciler hemen savcılığa başvurur: - Bunların bulunması ve haklarında soruşturma açılmasını rica... Aradan 27 yıl geçti. Bu 5 kişi "hala kayıp." (11 şubat 2007 sabah gazetesi) Mü’min aynı delikten iki defa ısırılmaz.
|