Anasayfa arrow Satır Arası arrow Ahmet Kurucan arrow Düşman ve Kimlik
E-posta

Düşman ve Kimlik

Ahmet Kurucan, herkul.org, 14.04.2008 

 

ImageTarih boyunca hep böyle olmuş ve öyle anlaşılıyor ki böyle olmaya da devam edecek.
 
Aslında bu okuduğunuz yazının en son cümlesi. Öyle olması gerekir ama bazen yazı tekniği böyle gerektiriyor. En son cümle ilk başta söyleniyor; kimse bir şey anlamıyor; fakat bu anlamama onları yazıyı daha dikkatli okumaya sevkediyor, zihnen ve fikren merakâver bir yolculuğa çıkmalarını sağlıyor.

En dar dairede insanın/insanların kendilerini tanıması, tanımlandırmasından bahsedeceğim. Benim düşünce ufkuma, bilgi birikimime, orta yaşlara geldiğim şu günlerdeki hayat tecrübeme göre bir insanın kendini tanıması ve tanımlandırması için zatî ve kesbî özelliklerinin olması yeter. “Kişi bu özelliklerinin farkında olmalıdır” şartını da buna ilave edebiliriz. Yaratılıştan, Allah’ın bizlere lütfettiği ve bizim cebrî kader kategorisi içinde değerlendirdiğimiz özellikler zatî özelliklerdir. Misal; ırk, cinsiyet, fizikî yapı vs. Kesbî özelliklere gelince, insanın emek ve çaba sarfederek, zaman harcayarak elde ettiği şeylerdir. Mesela insanın mesleği böyledir. Akademisyen, müzisyen, doktor, yazar vb.

Bunlara bağlı olarak bir de bizim içtimaî hayat içinde oynadığımız rol itibariyle bir kimliğimiz vardır. Bir şirkette üst veya alt düzey yönetici olma söz gelimi. Zatî ve kesbî sıfatlarının ağırlıklı rol oynadığı ama son tahlilde inancımız açısından hasbel’kader yani kadere ve İlahî takdire göre bir yerde yönetici olma.

İşte bu makamlarda görev yapan bazı kişiler zamanla yaptığı vazife ile bütünleşiyor. Onsuz bir hayat düşünemiyor. İdarecilik sanki zatî bir vasfıymış gibi görüyor. Vazifeden dur olmayı ölüme eşdeğer görüyor. Tabii bu, zamanla üst makamlara göz dikmeyi beraberinde getiriyor. Oralara çıkabilme gaye yerine konuyor. Hesabı yapılan şey hep yarınlar, hep yarınlar oluyor. Bu arada şeytan boş durmuyor; salim bir aklın, mutmain bir ruhun içine düşmeyeceği bu boşluk dehlizlerine onun iyice sürüklenmesi, denizde akıntıya, okyanusda girdaba kapılması için vesveselerine devam ediyor. Enaniyetler kamçılanıyor ve iş neticede “senden başkası yapamaz!” durağına kadar uzanıyor.

İnsan bu durakta durunca, ister istemez başkalarının kurdu oluyor. Daha açık ifadeyle onun nazarında herkes önce düşman sonra dost oluyor. Tabii olabilirse. Narsisizm mi? Hayır, daha farklı bir şey bu. Şeytanın sağdan yaklaşması. Çok daha farklı bir oyun. Batı’lıların anlayamayacağı, dolayısıyla onların ürettiği kavramlarla izahı alabildiğine zor bir halet-i rûhiye.

Geri dönelim ve herkes önce düşman, sonra dostun izahına geçelim ki bu zaten yazının konusu. Kendini işin hakiki sahibi makamında gören kişi karşılaştığı herkesi ama özellikle yeni nesilleri düşman olarak niteliyor. Öyle ya; bu yeni yetme kişiler lâle devrinin insanları. Kendisinin ve emsali beş-on kişinin yıllar süren emeklerinin, alınlarından akan terlerinin, uykusuz gecelerinin, yorgun gündüzlerinin neticelerini yemeye geldiler. Halk tabiriyle hazıra kondular veya konacaklar. Ama öte taraftan işler de bunlarsız olmuyor. Yapı büyük, yapılacaklar çok. Bir şekilde ihtiyaç var böylelerine. O zaman samimiyet testinden geçmeliler. Bu testi geçen düşmanlıktan dostluk mertebesine yükselebilir. Nedir samimiyet testinde aranan şeyler? Çok değil sadece bir tek şart aranıyor; kayıtsız şartsız itaat. Bu itaatı gösteren kişi, tek kelime ile dost. Saflarda yerini alabilir. Fermanvârî dille söyleyelim: “Böylelerine yer açıla!”

Gördüğünüz gibi ne ‘beraat-ı zimmet asıldır’, ne de ‘su-i zann haramdır’, hiçbir kaide işlemiyor burada.  O zaman şöyle diyebiliriz;  öyle bir dereke ki bu –kasden derece demedim-, insan buraya düştükçe alçalıyor ve Üstad Necip Fazıl’ın diliyle “yükseldim sanıyor, alçaldıkça tabana!”

Sonuç belki farkında değil ama başkaları onu zatî ve kesbî özellikleri ile değil sadece bununla biliyor, tanıyor ve tanımlıyor. Neydi; herkes düşman. Dost kim? Samimiyet pardon itaat imtihanını geçenler.

Ne demiştik başta; tarih boyunca hep böyle olmuş ve öyle anlaşılıyor ki böyle olmaya da devam edecek. İsterseniz ülke genelinde ve etrafınızda cereyan eden hadiseleri bir de bu perspektiften değerlendirin. Tabii arzu ederseniz.
 
Okunma: 375
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

İlgili diğer yazılar:


 ListeNur.de - islami siteler listesi