UHUT’LAR, HENDEK’LER DEVAM EDİYORBayram Kusursuz, 25.05.2008 Hendek Harbi’nde Allah Rasûlü (Aleyhisselâm) ve Ashâb Efendilerimiz (r.anhüm), Medîne’yi korumak, İslâm’ın izzetini muhâfaza etmek, ırz ve namusları güvence altına almak, Kur’ân-ı Kerîm’e sahip çıkmak için hendekler kazmışlardı. İşte bugün sen de, aynısını yapacaksın. Bugün, neslimizi en güzel şekilde muhâfaza, değerlerimizi müdâfaa adına yapacağın her türlü gayret, 15 asır öncesindeki Medîne etrafında kazılan koruyucu hendekler hükmüne geçecektir. Evet, -meselâ- neslimizin elinden tutup onu kurtarma adına yapılan her bir yeni okul, kazılan birer hendektir; millî ve dinî değerlerimizi müdâfaa eden her bir neşriyât, başka bir hendektir; günümüz şartlarında hak ve hakikati neşir adına yapılan her türlü müsbet gayret ve fedâkârlık, birer hendek kazma mânâsına gelir. Böyle bir çalışma içinde bulunman, seni, Hendek’in kahramanlarıyla, Sa’d b. Muâz’larla ötede yan yana getirebilir.
Bugün sen, Hakîkat-i Ahmediye’nin şahs-ı mânevîsini, Allah Rasûlü’nün bırakmış olduğu o kudsî mîrâsı, tıpkı Uhut’ta, Efendiler Efendisi’nin etrafında etten kemikten duvar örenler gibi ulvî bir civanmertlikle koruyacaksın. Elbette ki bunu, günümüz şartlarında, neşriyâtla, modern okullarla yapacaksın, dış dünya ile ülkemiz arasında sevgiden bağlar ve köprüler kurarak yapacaksın, ülkemizi -ticâret, eğitim, dil seferberliği vb.- her açıdan dünyada câzibe merkezi hâline getirme uğraşılarınla yapacaksın… ve göreceksin, kimileri O’nu (Aleyhisselâm) dile dolayıp dalga geçecek, senin en mukaddes saydığın hakîkatleri hafife alıp, bir şekilde düşmanlık yapmaktalar. Ama sen, bu hakîkate daha fazla sahip çıkma adına hiç durmadan fedâkârlık göstereceksin. Tıpkı Hudeybiye’de, Allah’ın (c.c.) kendilerinden râzı olduğu 1400 Sahâbe Efendimiz gibi, her gün Allah ve Rasûlü’ne birkaç defa gönül dünyanda söz verecek, dâvâsına sahip çıkacağına dâir O’na bîat edeceksin… ve böylelikle sen, Hudebiye’de rızâ mertebesine eren yiğitlerle diz dize gelme şerefine erme imkânına kavuşacaksın. Şu, Mescidü’l-Harem’in etrafındaki taş yığını israf âbidesi binaları görmeyeceksin; yaldızlı-yıldızlı marketlere lüzumsuz yere pek uğramayacak, gözünü ışıltılı ve sun’î dünya ile doldurmamaya çalışacaksın. Orada Kâinâtın Efendisi’ni görmeye çalışacak, Beytullah’ı müşâhede edeceksin. 70 tane Uhud şehîdiyle halleşip dertleşecek, onların himmetlerini devşireceksin. Ravza-i Tâhire’de, farklı duygular yaşayacak, o günle bugünler arasında mekik dokuyacaksın. O’nu (Aleyhisselâm), 15 asır evvel yaşayıp, öbür âlemin derinliklerine irtihâl edip gitmiş Bir’i olarak asla görmeyeceksin. O’nu, bizzat işin başında, her an emirler veriyor, bazen memnûn, ve genellikle de mahzun oluyor olarak bulacaksın. Bazen, neden burada bu kadar kalıyorsun, git dinime hizmet et, Allah’ı anlat, Kur’ân’ı öğret, Ben’i hatırlat, insanları bu yüce hakîkatlere uyar, bu güzellikleri muhtaç sinelere de götür, dediğini gönül kulaklarınla duyacaksın. Bedir’ler, Uhut’lar, Hendekler bitmemiş, bir şekilde devam ediyor. Allah Rasûlü’ne saldırılar, O’na karşı edepsizlikler günbegün tedâvülde. Onun getirmiş olduğu hakîkatlerle kıyasıya uğraşı ve mücâdele bitmiyor. Birtakım nâdânlar, bazen bunu ağızlarından kaçırmaktalar. Ancak kaşarlanmış bir pişkinlikle bunu bir şekilde savuşturduklarını sanıyorlar. Hacla, umreyle dalga geçiyorlar. Tabii şu unutulmamalı ki, böyle bir uğraşı içinde olanlar, her ne kadar bunu saklasalar da, dillerinden bir şekilde dökülen kin ve düşmanlık ifadeleri onları apaçık ele vermekte. Yine asla unutulmamalı ki, bu milletin en sıradanı, en günahkârı, en câhili bile Hz. Muhammed Aleyhisselam’a karşı edepsizlik yapmaz, yapamaz. Bizim insanımız ona karşı saygısızlığın ne denli azîm bir cürüm ve haddi aşmak olduğunun farkındadır. Ancak “ne idüğü belürsüz” gibi görünen bazı ham ruhlardır ki, bu en yüce mânâya karşı bir şekilde düşmanlıklarını devam ettirmekteler. Bu tiplerin, bu halleriyle bu milletin evlâdından olamayacağı da bizce âşikârdır. Unutulmamalıdır ki, Onunla (Aleyhisselâm), O’nun getirmiş olduğu abedî değerlerle bir şekilde uğraşanlar, söz ve hareketleriyle bu yüce değerlere “bilerek” düşmanlık yapanlar, şayet çok ciddî bir nedâmet ve dönüş ile kendilerine gelmezlerse, en büyük zavallılardır ve eninde sonunda kaybetmeye, sû-i âkıbete ve hüsrâna mahkumdurlar. Bugün olmasa da yarın bu acı âkıbet, onları beklemektedir. Tıpkı Ebû Cehillerin kaybetmesi gibi, günümüz Ebû Lehepleri de eninde sonunda Bedr’in kızgın kumlarında acı âkıbetlerini inim inim inleyerek yudumlayacaklardır. Ey Nefsim! Sen böylelerine Allah’tan sadece hidâyet dile; “Allahım! Bunlara hidâyet murâdın varsa, hidâyet ver; yoksa, onları Sana havâle ediyorum!” de. Tıpkı Uhut’ta, O’nun (Aleyhisselâm) mübârek dişini kıran, kadîfelerden daha narin yanağına miğfer parçası saplayanlar için O’nun buyurduğu gibi, “Allahım! Bunlara hidâyet ver. Çünkü onlar, Beni tanımıyorlar.” de. Hicaz’da, Hudeybiye’de, Uhut’ta, Hendek’te… Tüm bu mübârek topraklarda, Asr-ı saâdet’in havasını terennüm ederek ve günümüzle Nurçağı arasında mekik dokuyarak dolaşacaksın. Hendek’lerin, Uhut’ların devam ettiğini göreceksin. Birileri ülkemize ve yüce değerlerimize karşı komplo üstüne komplo kurarak hendekler kazıyor; ama sen kurtarma ve düşmanlıkları bertaraf etme adına, yüce değerlerimiz ve milletimizin ikbâl ve istikbâli adına kurtarıcı hendekler kazmaya bakacaksın. Kâinâtın Efendisi’nin bizzat bu işte çalıştığı ve Onun mübârek göğsüne topraklar sıçradığı gibi, sen de çalış, sen de toz toprak içinde kal, senin de ayakların Allah yolunda toza toprağa bulaşsın, karışsın. Unutma ki, memeden çıkan sütün tekrar geriye dönmesi nasıl imkânsız ise, Allah korkusundan ağlayan gözün ve Allah yolunda hizmet ederken üstü başı toz toprak içinde kalan birinin Cehennem’e girmesi de öylece imkânsızdır. Allah Rasûlü, bu toz ve toprağın Cehennem ateşiyle asla bir araya gelmeyeceğini bizzat ve defâatle beyan buyurmaktadır.
|