Anasayfa arrow Satır Arası arrow Ahmet Kurucan arrow Düşman Üreterek Ayakta Kalanlar
E-posta

Düşman Üreterek Ayakta Kalanlar

Ahmet Kurucan, herkul.org, 23.06.2008

 

ImageDüşman üzerinden kendine kimlik biçenlerden, kendini öyle tanımlayanlardan bahsetmiştik daha önceki bir yazımızda. Bu yazıda ise onun bir adım ötesinden, biraz daha gelişmiş şeklinden bahsetmeye çalışacağız; düşman üreterek ayakta kalmak.

Önce bu türlü şeylere tevessül edenlerin zâtî özelliğine değinelim; böylelerinin zâtî kıymetleri, değerleri yoktur; olsaydı kendileri olurlardı. Eğrisiyle-doğrusuyla, fazlasıyla-eksiğiyle kendisi olanlar bu türlü şeylere tevessül etmezler. Kesin bu. İki kere iki dört eder katiyetinde kesin hem de.

Bu yazının ana konusunu teşkil eden ve zâtî değerleri yoktur dediğimiz kişilerin hiç mi kıymeti harbiyesi yoktur? Vardır; vardır ama izafîdir. Asalaktır böyleleri. Eskilerin tabiriyle tufeylidir. Hayatı başkalarının hayatı ile kaimdir. Varlığı onların varlığına bağlıdır. Onlar yok olursa bunlar da yok olur.

Bu temel vasıftan sonra gelelim mevzuun mihverine; böyleleri seviyesi ne olursa olsun, birilerine dayanarak, yaslanarak, onların iltiması ile idarî bir makama geldiklerinde tek gayeleri vardır; kalabildikleri müddetçe bu makamda kalmak. Ehliyeti, liyakatı olmasa da oraları işgale devam etmek. Çünkü kendileri de bilmektedir ki alınlarının hakkı ile oralara gelmiş değillerdir. Şans kendilerine bir defa gülmüştür ve bir daha gülmeyebilir. Sonra ellerindeki dünyevî imkanlar da rahatlıkla terk edilebilecek şeyler değildir. Maddî-manevî tatmin adına keyiflerine diyecek yoktur.

Fakat onların keyiflerini bozan bir endişe vardır ortada; tıkır tıkır işleyen bu çarka çomak sokan birileri günün birinde karşılarına çıkarsa; evet o zaman ne olacaktır? Endişelerinde yersiz değillerdir böyleleri; çünkü iktidarın nimetlerinden faydalanmak isteyen bir çok insan vardır piyasada. Sonra bunlar oyunu kurallarına göre oynayanlardır. Bizans oyunlarını aratmayacak planlar, stratejilerle sahnede yerlerini alabilir bunlar.

Öte yandan millet-memleket sevdasıyla işe kesb-i liyakat eden kişiler de devreye girebilir. Doğruyu konuşmak gerekirse kendilerinden daha layık ve elyaktır bunlar bu makamlara gelmeye.

Muhalefet, karşıt saldırı vb. ne derseniz deyin hangi cepheden gelirse gelsin netice değişmeyecektir bunlar için; makamı terk. Bu durumda herşeye sil baştan başlamaları gerekir bunların. Herşeyi olduğu gibi kabullenmeyeceklerini bildiğimiz için böyle diyoruz. Sil baştan başlama ise imkansızdır.

İşte tam bu aşamada onlar toplum mühendisliği yaparlar ve düşman üreterek, korku hasıl ederek, yakın çevredeki herkesi ama herkesi yaralayarak işe vaziyet etme yolunu seçerler. Eğer bu bir devlet başkanı etrafındaki asalak kümesi ise söz gelimi; başkanın etrafını çepeçevre sarar ve o harem dairesine kimsenin girmesine izin vermezler. Başkanla direkt irtibatı olanların önünü keserler. Teenni ile hareket ederek, acele etmeden, kimseyi şüphelendirmeden, teker teker, yavaş yavaş, bazen tavizler vererek, mehter takımının yürüyüşü gibi iki ileri bir geri, bir ileri iki geri, duruma göre hareket ederek yaparlar bunu. Başkanı yalnız adam haline getirirler. Yalnız olsa iyi, herkese şüphe ve endise ile bakan birisi yaparlar. Gün gelir septizim, başkanın mesleği olur, şüphecilik ayrılmaz vasfı haline gelir.

Bu yapılanların hepsi bir plan ve program dahilinde yapılır ama bunu yapanlar etrafın bunu fark etmediğini zannederler. Kendilerini zeki, başkalarını aptal olarak görme demektir bu. Neden böyle bir yol? Çünkü meşruiyetlerini koruyacak yegane yol ve yöntem budur böyleleri için.

Neticeye gelelim; herkesin bir hesabı varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Dinin, imanın, vatanın, memleketin söz konusu olduğu kudsî alanda bu türlü kirli işlere yer yoktur. Yanlış hesap Bağdat’tan değil Allah’tan döner.

 

Okunma: 68
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






İlgili diğer yazılar:

start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi