Anasayfa arrow Satır Arası arrow Osman Şimşek arrow İzdivaçtan Gâye El Ele Rıza-yı İlahiye!..
E-posta

İzdivaçtan Gâye El Ele Rıza-yı İlahiye!..

Osman Şimşek, herkul.org

 

Muhterem Hocamızın ısrarla üzerinde durduğu bir iki hususa değinmek istiyorum:

Din, bir taraftan evlenmeyi meşrû kılıp onu teşvik ederken, diğer yandan da meseleyi gaye ile sınırlandırmaktadır. “Gayeli izdivaç”, enine-boyuna düşünülerek yapılan, hissin yanında aklî-mantıkî temelleri de bulunan ve bir ömürlük beraberlikten ziyade ebedî saadeti hedefleyen izdivaçtır. Bu itibarla, evlenecek kimseler, birbirinin dış görünüşüne, üst-başına, kılık-kıyafetine, soy-sopuna ve servet ü sâmânına değil, ruh güzelliğine, ahlâk anlayışına, iffetli duruşuna, faziletli oluşuna ve karakter yüksekliğine göre karar vermelidirler. Bu karar aşamasında ise, hissî davranmaktan korkmalı, Allah’ın merhametine sığınıp doğruyu bulma hususunda O’na dua dua yalvarmalı ve kendilerini çok seven, öz canı kadar aziz bilen yakınlarının, dostlarının mülahazalarını da mutlaka almalıdırlar. Bir kere de, “tamam” deyince, artık birbirini ebedî hayat arkadaşı, candan bir hayırhah ve hizmette yardımcı görmeli; beraberce Allah’ın rızasına yürümelidirler.

Maalesef, şimdilerde hissîliğe takılıp giden ve neticede boşanmaya sebebiyet veren bir evlenme furyası başladı ki, onun kötü neticeleri karşısında yürekler parçalanıyor ve ehl-i vicdanın kaddi bükülüyor. İnsan için ya bir nimet, ya da bir nikmet olabilecek böyle bir mesele, akla, mantığa ve istişareye havale edilmesi gerekirken, beşerî heveslerin ve aldatıcı hislerin güdümüne bırakılıyor; bu da, hem fertlerin gönüllerinde hem de toplumun bünyesinde onulmaz yaralar açıyor. Evlenirken gerekli tetkikâtı yapmamış ve dinin prensiplerini gözetmemiş kimselere, iş gelip boşanma kertesine dayanınca, en âkilâne kriterlerin dahi hiçbir yararı olmuyor.

Bundan dolayı, toplumun rağbet ettiği ama pek büyük yanlışlıklar yaptığı iki konuda mesele çok ciddi ele alınmalı; hacca gitmeye niyetlenenler ile evlenmek isteyenler için mutlaka kurslar açılmalı; liyâkatini ortaya koyamayan ve diplomasını alamayan kimseler hacca gönderilmemeli ve kat’iyen evlendirilmemelidir. Haccın tamamiyeti, şuurlu ve eğitimli olmaya bağlı bulunduğu gibi, huzurlu bir aile hayatı sürdürebilmek de ancak konuyla alâkalı gerekli talim ve terbiyeyi tamamlamaya vâbestedir. Evet, dinin emirleri arasında hac ve evlilik için kurs açılmasıyla ilgili bir madde yoktur; fakat, dinde câhil kalmaya, yuvayı bilgisizliğe kurban kılmaya, aile fertlerini bitmeyen kabalıklarla sürekli kırmaya ve sonunda boşanıp çoluk çocuğu boynu bükük koymaya da cevaz yoktur.

Âlî mektep bitirmek de izdivaca ehil olmak için yeterli değildir; psikoloji, pedagoji ve hatta ilahiyattan mezuniyet, içinde üfül üfül mutluluk esen bir ocağı tüttürmeye yetmemektedir. Rehber-i Ekmel (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in vaz’ettiği disiplinler çizgisinde ve ciddi bir irşad ekseninde belli bir olgunlaşma seyahatinden geçmeyen çiftlerin izdivacı ancak huzursuzluğu netice vermektedir. Oysa, durumu izdivaca müsait olmayan bir insanın evlenmesi en azından mekruhtur, hatta kimileri için haramdır. Fıkıh kitaplarında, hanımına devamlı eziyet verecek ve sürekli zulmedecek kadar dengesiz bir erkeğin evlenmesinin haram ya da en azından mekruh olduğu belirtilmiştir.

Heyhat ki, günümüzde evler aşhane, ev erkeği kavas ve kadın da sadece aşçı gibidir; her taraftan sitem ve serzeniş sesleri yükselmekte, her yanda öfke, kin ve nefret tüllenmektedir. Böyle bir atmosferde akıl, mantık, muhakeme ve denge aramak da beyhudedir!.. Mesela; kadını putlaştıranlara inad, bir kesim, şefkat kahramanlarına karşı olabildiğine hoyratça davranmakta ve adeta onlara kan kusturmaktadır. Halbuki, Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz, Veda Hutbesi’nde “Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah’ın koyduğu ölçülere hassasiyetle uymanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emâneti olarak aldınız. Onları, Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır!” buyurmuştur. Demek ki, kadınların haremlerine sadâkatsizlikleri ihanet sayıldığı gibi, onlara karşı yapılan her haksız muamele de emanete hıyanettir. Şu halde, ister kadın isterse de erkek bütün mü’minler, izdivacın her adımını çok dikkatli atmalı ve emanetullaha ihanet etmemelidirler.

Evet, hâlihazırda nikah kapısından geçmiş ve dünya evine girmiş bulunan hizmet erleri ise, izdivacı Cennet’e ve Rıdvan’a ulaştıracak bir burak kılmanın yollarını aramalı ve kendilerine her zaman şu soruları sormalıdırlar: Evlilik sayesinde dinimi tamamlama yoluna girebildim mi? Eskiye nazaran daha iyi bir kul olabildim mi? Gözlerimi ve zihnimi mâsivâdan ayırıp sadece “helalliğime” ve ubudiyete yönelebildim mi? Eşime hayırlı bir yol arkadaşı olabiliyor muyum? Ebedî beraberlik niyetimi koruyor muyum? Ailem için yaptığım her işi âhiret yatırımı sayıyor muyum? Ben bir mefkure adamı mıyım, eşim adanmış bir ruh mu, fakirhanem bir dershane fonksiyonu görüyor mu?.. Ve hâlâ “davam” hayatımın rotasını belirlememde en müessir unsur mu?

Nur Müellifi’nin ifadeleriyle bitirelim: Ne mutlu o kocaya ki, hanımının diyanetine bakıp onu taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur. Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim!” diye takvâya girer. Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ederler ve birbirinin ateşe atılmasına yardımcı olurlar.

Yazının orjinal hali daha uzun olmakla beraber, yukarıda sadece bir kısmı alınmıştır.
Tamamını okumak için buraya tıklayınız.

Okunma: 161
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi