Anasayfa arrow Dinlerarası Diyalog arrow Trablus Diyalogu
E-posta

Trablus Diyalogu

Prof.Dr.Hayrettin Karaman, 14 Ocak 2005, Cuma


İslam tarihi boyunca faklı dinlerden din adamları ile İslam alimleri arasında karşılıklı görüşmeler, tartışmalar, davetler olmuştur. Bu arada tarafların birbirleri hakkında yazdıkları kitaplar kütüphaneleri dolduracak kadar çoktur. Bu kitaplarda İslam alimlerinin karşı tarafa iftira ettiğine, asılsız iddialar ileri sürerek onları karaladığına dair örnek bulmak zordur. Yahudilerin kutsal saydıkları Hz. Musa ile Hristiyanların kutsal bildikleri Hz. İsa üzerine İslam alimlerinin toz kondurması da mümkün ve vaki değildir. Bütün Müslümanlar bu iki zatın peygamber olduklarına inanırlar ve onlara saygı ve sevgi duyarlar. İslam alimlerinin yaptıkları, eldeki değiştirilmiş kutsal kitaplardaki çelişkilere dikkat çekmek, Hz. Muhammed'in o kitaplarda da müjdelenmiş olduğunu açığa çıkarmak ve hahamlar ile kilise babalarının -kendi dinlerinin de aslında bulunmayan- yanlış inanç ve uygulamalarını tenkit etmektir. Karşı tarafa gelince bunlar hem Müslümanlara, hem onların kutsal kitaplarına ve peygamberlerine daima dil uzatmış, iftiralarda bulunmuş, karalamak için ellerinden geleni yapmışlardır. En insaflıları bile açık ve seçik bir şekilde "...şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın peygamberi ve elçisidir" diyememiştir. Deyim yerinde ise "top onların ayağındadır", biz vazifemizi yaptık, onların peygamber veya (haşa) tanrı bildiklerine, "birer peygamber olarak" inanıyor ve saygı gösteriyoruz, şimdi sıra onlarda, "onlar da bizim Peygamberimiz'i ve kitabımızı Allah'ın peygamberi ve kitabı olarak" kabul etsinler, meselenin (ayrılık gayrılığın ve çatışmanın) en önemli sebebi ortadan kalksın! Bunu yapmadıkları sürece (yani Peygamberimiz'i yeterince tanıdıkları halde ona inanmadıkça) dinleri ne olursa olsun onlar, Müslümanlara göre "kâfirler: yani inkarcılar"dır, Müslümanlara göre ötekilerdir; bu durumda diyalog da Müslümanlarla ötekiler arasında bir diyalog olacaktır.

Peki Müslümanlarla ötekiler arasında bir diyalog olamaz mı?

Bundan önceki yazılarımda bunun olabileceğini, olduğunu ve olması gerektiğini yazdım. Şartlarına ve hassas noktalarına da işaret ettim. Bu yazılarda verilen son örnek olarak, kendi nev'i içinde ilk olan bir diyalogdan daha söz etmek istedim: 1976 Şubat'ında, Libya'nın başkenti Trablus'ta, Libya Arap Cumhuriyeti ile Vatikan'ın ortaklaşa hazırladıkları "İslam-Hristiyan Diyalogu Semineri". İlk oluşu, tarafların kimlik ve özelliklerinden gelmektedir.

Diyalog seminerine din ve düşünce adamları, medya mensupları ve diğerleri olmak üzere 600 kişi katılmış, diyalogun taraflarını da seçilmiş on beşer kişi temsil etmiştir. Türkiye'den gözlemci olarak katılan yedi kişi şunlardır: Dr. Lütfi Doğan (o zamanki Diyanet İşleri Başkanı), Dr. Ali Arslan Aydın (o tarihte Din İşleri Y. Kurulu Başkan Vekili), şimdi unvanlarıyla Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu, Prof. Dr. Salih Tuğ, Mustafa Runyun (mehum), Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı, Osman Saraç (merhum).

Seminerde tartışmak üzere dört ana konu seçilmiştir: 1. İki dinin modern dünyada bir hayat ideolojisi olma şansları. 2. Allah inancının sosyal adalete ulaşmadaki rolü. 3. İki din arasındaki ortak inanç esasları. 4. Batıl inançlar ve iki dinin mensuplarını birbirine düşüren inanç ve anlayışları ortadan kaldırma metodları.

Bu dört konuda karşılıklı tebliğler sunulmuş ve tartışmalar yapılmıştır. (Hem tebliğ hem de tartışmaların özetini, seminere katılan D. Ali Arslan Aydın'ın İslam-Hristiyan Diyalogu... isimli kitabında bulabilirsiniz; Ankara, 1977).

Benim bir iki yazıda vermek istediğim noktalarına gelince:

1. Devlet Başkanı Muammer Kaddafi bazı celselere katılmış ve oldukça önemli konulara temas eden bir konuşma yapmış, taraflara da bazı sorular sormuş, tekliflerde bulunmuştur. Bu tekliflerden bir de Hz. Muhammed'in, karşı tarafça da peygamber olarak tanınmasıdır. Bu konuda Kaddafi şunları söylemiştir:

"Bizce Yahudilerin ve Hristiyanların en büyük problemi Hz. Muhammed'in (s.a.) peygamberliğine itiraz etmeleridir. Bu büyük bir hatadır... Hz. Muhammed'in peygamberliğini murad eden yüce Allah'ın ezeli irade ve takdirine karşı çıkmaktır... Bu inkar hareketi zamanla (Yahudilerden) Hristiyanlara da intikal etmiş, dört İncil'den ve Kitab-ı Mukaddes'ten Hz. Muhammed'in ismi silinmiş, peygamber olduğunu açıklayan ayetler değiştirilmiştir. Bu husus Kur'an'da Hz. Muhammed'e bildirilmiş, Allah tarafından ilan edilmiştir... Şimdi Ehl-i Kitab'a soruyorum: 'Hz. Muhammed'in peygamberliğini inkar etmeye... devam edilecek mi, yoksa gerçeğe dönülecek mi?..."

Kaddafi'nin bu konuşmasından sonra söz alan Hristiyan heyeti başkanı Kardinal S. Pignodelli, "Hz. Muhammed'in peygamberliği" meselesinin Vatikan'da incelenmekte olduğunu ifade etmiştir.

Yüzlerce seneden beri bu inceleme bir türlü bitmiyor ve sanırım hâlâ inceliyorlar veya böyle geçiştiriyorlar. (Devam edecek).

14 Ocak 2005
Cuma

Okunma: 347
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi