Diyalog-IMustafa Arslan, herkul.org Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir okulda öğretmenlik yapıyordu. Bir gün öğretmenler odasına girdiğinde dışarıdan gelmiş bazı şahıslar bir kısım öğretmenlerle, Hristiyanlarla kurulan diyalogdan, papayla, patrikle yapılan görüşmelerden bahsediyorlardı. Bunun misyonerlik faaliyetlerinin bir parçası olduğu, Müslümanları bırakıp kafirleri dost edinmenin caiz olmadığı, onlarla görüşmelerde bulunanların da onlardan sayılacağı anlatılıyordu. İçinden bir “ la havle ” çekti. Konuşanlardan bazılarının seviyelerini bildiği için nahoş bir olay olmasın diye muhatap olmadı. Dışarı çıktığında bazı öğrenciler: -Hocam! Şu ödevimizi yapmamız için bize yardımcı olabilir misiniz? dediler. -Söyleyin bakalım. Neymiş ödevinizin konusu? diye sorduğunda: -‘Mü'minleri bırakıp kafirleri kendinize dost edinmeyin.' ayetinin açıklamasını istiyoruz. demişlerdi. Bir la havle daha çekti ve öğrencilere dilinin döndüğü kadarıyla bildiği doğruları anlatmaya çalıştı. Bir esnaf arkadaşını ziyarete gitmişti. Esnaf: -Hocam! Bugün bizim işyerine bazı kişiler gelip dergi getirdiler. Hatırlarını kıramayıp aldım. Sonra baktım ki; diyalog faaliyetlerini yapanlara yazmadıklarını bırakmamışlar. Bu konudaki görüşünüz nedir? Mü'minleri bırakıp kafirleri kendimize dost edinebilir miyiz? diye sorunca bir “la havle” daha çekti ve ona da dilinin döndüğü kadarıyla izah etmeye çalıştı. Devam etmeye çalıştığı caminin yanında bulunan çay ocağına gittiğinde cami cemaatinden bazıları: -Hocam! Bir televizyonda ülkemizin başka hiçbir meselesi yokmuş gibi sabah diyalog yapanların aleyhinde programlar, akşam diyalog yapanların aleyhinde programlar. Bizim de kafamız karıştı. Bu işe sizin bakış açınız nedir? diye sordular. Bir “ la havle ” daha çekti ve bildiği kadarıyla meseleyi anlatmaya çalıştı. Ertesi gün öğle yemeğinden sonra okula gittiğinde Müdür Bey'in kendisini aradığını haber verdiler. Aslında Müdür Bey iyi niyetli bir insandı. Meseleler iyi takdim edildiği zaman önyargılı ve inatçı bir kişi olmadığı için kabul ederdi. Biraz çabuk etki altında kalan bir kişiliği vardı. Kapısını vurarak içeri girdi ve: -Hocam! beni aramışsınız, dedi. Müdür Bey: -Şöyle otur da biraz konuşalım, dedi. O da Müdür Bey'in gösterdiği yere oturdu. Odada bulunan diğer şahıslar çıktıktan sonra Müdür Bey: -Dinler arası diyalogla ilgili söylenilen şeyler mutlaka sizin de kulağınıza gelmiştir. Hakikaten mü'minleri bırakıp kafirleri dost edinmek İslam'a göre caiz midir? diye sordu. Bir “ la havle ” daha çekti. Rabbinden sabır diledi ve Müdür Bey'e doğru dönerek: -Müdür Bey! Şimdi yemekten geliyorum ben. Eskiler yanlış bir anlayışla: “İster zengin ol ister fukara Yemekten sonra yak bir cıgara” derlerdi. Sen de Yeşilaycısın ben de. Kudret Tartılacı isimli bir arkadaşım bunun yeni ve doğru versiyonunu öğretti bize: “Yaşadığın yer ister dünya olsun ister ay Yemekten sonra iç bir demli çay.” Şimdi sen bize iki içilebilecek güzel çay söyle. Sonra kapıyı örttür. Kimse bizi rahatsız etmesin. Anlattığım konulara kendini verebilmen için telefonlara cevap verme. Ve en önemlisi ben sözümü tamamlayıncaya sabırla dinle. Ben soru soracağım. Siz cevap vereceksiniz. Sözümü bitirdikten sonra kafanızda kalan soruları sorarsınız dedi. -Tamam dedi Müdür Bey. Çayları söyledi. Kapısını nöbetçi öğrenciyi çağırarak kimseyi içeri almamasını tembih ederek örttürdü. Maddi ve manevi olarak dinlemeye hazır hale geldi. Durum müsait hale gelince Müdür Beye anlatmaya başladı: -İlk önce biz dinler arası diyalog deyince din mensupları arasında diyalogu anlıyoruz. İslamiyetle Hristiyanlık veya Yahudilik biri diğerine karıştırılarak İbrahimi dinler adı altında yeni bir din ortaya çıkarılmaya çalışılmıyor. Müslümanlar da, Hristiyanlar da, Yahudiler de dinlerini dünyaya anlatmaktan vazgeçmiş değiller. Fakat diyalog taraftarları savaşla değil de medeni bir şekilde oturup aralarındaki meseleleri kırıcı olmadan müzakere etmeyi tavsiye ediyorlar. Onun için ülkemizde “dinler arası diyalog” denilince “din mensupları arasında diyalog” kastedilmektedir.
|