E-posta
Yazı Index
Diyalog - II
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6

Diyalogun Neticeleri

Bugün 95'li yıllarda başlatılan diyalogun neticeleri görülmeye başlamıştır. Belçika'da papazlarla yapılan görüşmeler sırasında arkadaşlar muhataplarına Hazreti İsa'nın (aleyhisselam) Müslümanların da peygamberi olduğunu ve O'nu (aleyhisselam) kabul etmeyenlerin Müslüman sayılmayacağını, Kur'an-ı Kerim'de Meryem Suresinin bulunduğunu anlatırlar. Rahipler duydukları karşısında şaşırırlar. İslamiyeti merak etmeye başlar ve kafalarındaki soruları sorarlar. Aldıkları cevaplar karşısında hayretler içerisinde kalırlar ve İslam'a bakışları tamamen değişir. Papazlar toplantısında birisi ayağa kalkarak:

-Arkadaşlar! Biz Müslümanlara haksızlık yapıyoruz, der.

-Niçin? diye sorarlar. Rahip:

-Müslümanlar İsa'yı (aleyhisselam) peygamber olarak kabul ediyorlar. Bunu reddeden İslam'dan çıkıyor. Kur'an'da bir surenin adı Meryem Suresi. Biz niçin onların peygamberini ve kitabını kabul etmiyoruz? der.

-Haklısın. Biz de bugünden itibaren Hazreti Muhammed'in (sallallahu aleyhi vesellem) Allah'ın (celle celâluhu) peygamberi, Kur'an'ın da Allah'ın (celle celâluhu) kitabı olduğunu kabul ediyoruz. Ama biz İsa'nın (aleyhisselam) ümmetiyiz, derler. 2004 yılında Türkiye'de “Kutlu Doğum” haftası kutlanırken Belçika'da da kiliselerde bizimkine benzer bir törenle Kutlu Doğum Haftası kutlanmış, M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin mesajı okunmuş ve Zaman gazetesinde bu tören haberler arasındaki yerini almıştı.

Belçika'da bir arkadaş beni havaalanına götürürken aramızda şu şekilde bir diyalog geçti:

-Hocam! Buraya kadar gelmişken bunlar niçin Müslümanlığı kabul etmiyorlar?

-Sen futbol takımı tutuyor musun?

-Evet!

-Hangisini?

-Galatasaray.

-Gel! Seni Fenerbahçe'li yapalım dedim. Ben arkadaşımın:

-Olmaz! diye cevap vermesini bekliyordum. Beklediğim cevabı aldıktan sonra:

“Bak! Sen tuttuğun futbol takımını değiştiremiyorsun. Din değiştirmek kolay mı? diyecektim. O beklediğimin tersine.

-Hocam! Siz söylerseniz değiştiririm, dedi. Benim söylemeyi düşündüğüm söz boşta kalmıştı.

-Arabayı sağa çek ve dur, dedim. Dediğimi yaptı. Gözlerinin içine bakarak:

-O zaman benim sana kendimi sevdirdiğim gibi sen de bu insanlara kendini sevdir. Onlarda senin dinin olan İslam'a girsinler, dedim.

Avrupa'da bazı kiliselerde dua günleri var. Her dinden insan çağırarak dünya barışı için dua ediyorlar. Fakat yıllarca İslam terörü destekleyen bir din olarak algılandığı için Müslümanları dua gününe davet etmiyorlar. Diyalogla bu anlayışın yanlışlığı usulüne uygun anlatılınca hemen bu hatalarından vazgeçiyor ve kendilerine İslam'ın terör dini olmadığını anlatan arkadaşları da dua saatine davet ediyor ve dünya barışı için İslami usule göre dua ettiriyorlar.

Bir arkadaş kiliseye bir papazı ziyarete gidiyor. Öğle namazı vaktinde nerede namaz kılabileceğini papaza soruyor. Papaz da kilisenin tenha bir köşesini gösterince arkadaş orada namazını kılıyor. Papaz bunun üzerine:

-Sen burada namaz kılmakla bize değer verdiğini göstermiş oldun. Pazar günü ben kiliseye gelenlere vaaz verdikten sonra seni çağıracağım. Sen de usulüne uygun va'z et, der.

2004 yılının sonlarına doğru Alman Kültür Derneği, Wolkswagen fabrikasında işçilere yönelik programlar tertip eder. Konuşma yapması için bir papaz da davet etmişlerdir. Papaz diyalog çalışmaları sonunda İslam'a karşı yumuşamış bir kişidir. Konuşmasında Müslümanların bilimin öncüsü olduklarını, batı dünyasının tıp, astronomi, matematik gibi bilimleri Müslümanlardan öğrendiğini, İslam' la terörün özdeşleştirilemeyeceğini uzun uzun anlatır.

2004'ten 2005'e girilirken Türkiye'den gitmiş bir arkadaş Hamburg'daki komşusuna “noel” hediyesi götürür. Komşusu:

-Biz sizin noeli kutladığınızı bilmiyorduk, deyince Türk olan arkadaş:

-Biz noeli kutlamıyoruz. Siz bizim komşumuzsunuz. Sizin bayramınızı kutlamak istedik, deyince komşusu:

-O zaman sen bayramınızı bize haber ver. Biz sizinkini tebrik edelim, diye karşılık verir.

1994-2000 yılları arasında Almanya'da Stuttgart'a yakın Kirchheim Teck'te din görevlisi olarak görev yapan vaiz bir arkadaşın anlattığı bir hatıra:

Görevli bulunduğum zaman diyalog girişimlerim oldu. Karşılıklı ziyaretler başladı. Özellikle papazlar Ramazan bayramlarında bayram namazına gelip bayramımızı kutluyorlardı. Biz de yılbaşlarında gidip papazların yeni yılını kutluyorduk. Bir defasında gelen papaza “Siz bizim insanlarımızın hepsinin bayramını kutluyorsunuz, biz ise sadece papazların yeni yılını kutlayabiliyoruz. Kiliseye gelen cemaatin de yeni yılını tebrik etmek isterim” dedim. Papazlar önümüzdeki yıl planlamak üzere söz verdiler. Zaman yaklaşınca yetkili birini aradım, bana şöyle söyledi:

-Takdir edersiniz ki çok kilise var. Hepsine ayrı ayrı yetişemezsiniz. Biz cemaatlerimizi büyük bir salonda toplayalım. Siz de orada konuşma yaparsınız.

Ben de bu teklifi kabul ettim. Onlar kiliselerin cemaatlerini büyük bir salonda topladılar. Ben de onlara şu konuşmayı yaptım:

“Bugün burada olmaktan mutluluk duyuyorum. İçinde bulunduğumuz günleri herkesin mutlu geçirmesini diliyorum. Yeni yılın bütün dünya insanlarına huzur ve mutluluklarla gelmesini yüce Allah'tan istiyorum. İnsanların ayrı milletler halinde yaratılmış olmaları birbirleriyle daha iyi tanışmaları içindir. Düşman olmaları için değil. İnsan insan olduğu için sevilir ve saygı duyulur. Bu Yaratıcıya saygılı olmanın da ifadesidir. Çünkü insan Allah'ın sanat eseridir. Sanatkarın eserine saygı, sanatkarın kendisine saygı demektir. Sadece kendi gibi düşünenleri, kendi milletinden olanları sevmek ve saymak, insanca bir sevgi ve saygı değildir. Bugün yeryüzünde sevgiye ve saygıya susamış milyarlarca insan vardır. Bu yüzden günümüz insanı en çok sevgiyi sevmeli ve en çok düşmanlığa düşman olmalıdır. Bu duygularla herkesin yeni yılını kutluyor, teşekkür ediyorum.”

Konuşmadan sonra beni ayakta alkışladılar. Katılan bütün papazlar konuşma metninin kopyasını istediler ve kiliselerinde bunu okuyacaklarını söylediler. Ben de verdim. Pek çok kilisede bu yazı okundu. Çok geçmeden aramızdaki diyaloğu artırmayı teklif ettiler. Ben de bize bir adım gelenlere on adım geleceğimizi söyledim.

Belçika'da bir kız İslamiyeti seçer. Annesi ile babası kızı kiliseye götürerek papazla görüştürmek ister. Papaz kızla yalnız görüşmek istediğini söyleyerek kızın anne ve babasını dışarı çıkardıktan sonra:

-Kızım! İslam hak bir dindir. Esas korkulacak olan dinsizliktir. Madem sen İslam Dini'ni inceleyerek Müslüman oldun. Hayırlı olsun. Bana bir iş düşerse yardımcı olmaya hazırım. Madem kendi iradenle bu dini seçtin. İslam'da ihmal edilmemesi gereken bir iş var. Adına namaz diyorlar.. Sakın namazını ihmal etme diyerek nasihat verir.

Stutgart'ta gönüllü Türk eğitimciler, okul açmak için yetkililere başvururlar. Müslüman–Türk geçinen bazı gammazcılar bundan haberdar olurlar. Bir yolunu bularak eyalet başbakanı ile görüşürler ve:

-Bu okul açmak için başvuranların Fethullah Gülen'le alakaları var. Bunlar irticacı. Okul açmaya izin vermeyin, derler. Eyalet başbakanı okul açmak isteyen şahısları çağırarak gammazcıların söylediklerini aktarır ve bu konularla ile ilgili malumat ister. Onlar da Vatikan ziyaretinde Hocaefendi'nin Papa ile beraber çekilmiş resminin de bulunduğu, hoşgörü toplantılarını anlatan bilgi ve fotoğrafları, Ramazan ayında Almanlarla iftarlarda yapılan buluşmaları içeren, Almanlarla Türkleri kaynaştırmak için yaptıkları faaliyetleri, Almanya'da gençleri zararlı alışkanlıklardan kurtarmak için yapılan çalışmaları, çeşitli suçlardan hapishanelere düşmüş insanları topluma kazandırmak için gösterdikleri çabaları ihtiva eden belgeleri sunarlar. Alman üniversitelerinde bile bu gayretler dikkatten kaçmadığı için yıllardan beri hiç anlaşamayan Alman ve Türk toplumu arasında kaynaşma meydana gelmesine şaşırdıkları için öğretim görevlilerinden birisine bu işi inceleme görevi verdiklerini anlatırlar. Eyalet başbakanı kendisine bu bilgilerin aktarılmasından sonra misafirlerini yolcu eder. Sonra başka kaynaklardan araştırır. Ve gammazcı adama çektiği e-maille cevap verir. Bir nüshasını da gönüllü eğitimcilere gönderir. E-Mail'inde bunların sevgi ve hoşgörü üzerine işlerini bina ettiklerini terör ve irtica ile alakalarının olmadığını, Fethullah Gülen'in terörle ilgili açıklamalarını okuduğunu, Hristiyanlarla diyalog faaliyetlerini başlattığını dolayısı ile Almanlarla Türkleri kaynaştırmaya çalışan bu insanlardan gocunmadıklarını ve okul açma izni vereceğini ifade eder. Sonra açılması için başvurdukları müessese açılarak eğitime başlar. Bu iki toplum arasında kilometre taşlarından birisi olarak yerini alır. Zira bu Almanya'da açılan ilk Türk okuludur.

Arkasından Berlin'de de alınan bir izinle okul açılır. Avrupa'da yayın yapan önemli Türk gazetelerinden birisi:

“Berlin'e tarikat okulu açıldı.”diye manşet atar. Bunu üzerine bu defa Berlin'in eyalet başbakanı konuyu araştırır. Stutgart eyalet başbakanı ile de irtibat kurar. Sonra medyaya:

-Biz bu konuyu araştırdık. Eğer bunlar, dünyadaki her dilden, her dinden, her renkten, her ırktan insanları içerisinde barındıran sevgi ve hoşgörü okullarının bir halkasını burada açmak istiyorlarsa, dünya insanlığının bu çalışmalara ihtiyacı olduğuna karar verdik ve ve bu okulların bir halkasını Berlin'de açmalarına izin verdik, der. İftiracıların gammazlık yapmaları kime yaramış dersiniz.

Avusturya'da Türkiye Avrupa Birliği'ne girmemesi için yapılan olumsuz çalışmaların yanında İnnsburg Diyalog Derneği'nin çalışmaları neticesinde Türkleri iyi tanıma imkanını elde eden politolog (siyaset bilimci) Prof. Anton Perinkan, Türkiye ve Avrupa Birliği ile ilişkiler konusunda verdiği bir konferansta teröre karışan Müslümanların Türkler olmadığını, Türklerin İslam yorumunun başkalarından farklı olduğunu, eğer yarın terörden uzak bir dünya istiyorsak Türkiye'nin İslam ülkeleri arasında güçlü bir konumda bulunması, İslam adına dünyayla muhatap olanların Türkler olması gerektiğini, bunun için de Avrupa ülkelerine büyük görev düştüğünü anlatır.

Hollanda'nın Roterdam kentinde Hristiyan inancına sahip belediye başkanı Müslümanlara dinlerinin gereğini yerine getirebilmesi için cami yeri tahsis eder. Cami ve minarenin yapılmasından sonra belediye başkanı yapılan cami ve minarenin açılış töreninde yaptığı konuşmada ibadet için yapılan bu eserin Roterdam'ın sembollerinden birisini olduğunu, oraya geldiğinde kendisini evinde hissettiğini anlatır. O camiye Mevlana Camisi, meydana da Mevlana Meydanı adı verilir. Halen bu cami T.C. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak hizmet vermektedir.

Avusturya Diyanet işleri Başkanlığı Müslümanların ibadetlerini yapabilmeleri için Viyana'da Tuna Nehri'nin kıyısına bir cami yaptırır. Müslümanlardan bir imam ister ve bildirilen ismin maaşını da kendileri ödemeye başlarlar.

ABD'deki diyalog dernekleri Amerika Birleşik Devletlerindeki bir hayli gruplarla görüşür ve Türkiye hakkındaki fikirlerini sorarlar. Kimisi “Afrika'da bir ülke”, kimisi “yamyamların bulunduğu bir yer” olarak anlatır. Sonra bunları Türkiye'ye gelmeye ikna ederler ve Konya'ya getirirler. Mevlana'yı ziyaret ettikten sonra sevgi, diyalog ve hoşgörü ile ilgili konuşmalar yapıldıktan sonra Türkiye'den ayrılmadan düşünceleri sorulur. Verdikleri cevaplar şu şekildedir:

-Biz Türkiye'yi böyle bilmiyorduk. Çok güzel insanlarla tanıştık. Bizi en çok etkileyen yaşlılarınıza gösterdiğiniz saygı oldu. Daha önce Türkiye hakkında taşıdığımız düşüncelerden dolayı utanç içerisindeyiz.

Diyalogu yıllar önce başkaları başlatmış olabilir. İyi bir işi kim başlatırsa başlatsın, güzel işlere destek olmanın İslami açıdan sakıncası yoktur. Devletimizin okullarında okutulan ders kitaplarında bile yer alan mazlumların hakkını korumak için kurulan “Hilfu'l-Fudul” cemiyetine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) üye olmuştur. Peygamber olarak vazifelendirildikten yıllar sonra:

-Abdullah bin Cud'a'nın evinde yapılan yeminleşmede ben de bulundum. Bence o yemin, kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha sevimlidir. Ben ona İslamiyet devrinde bile çağrılsam icabet ederim. (Peygamberimizin hayatı Salih Suruç s.131) buyurması herhalde onun ümmetine bazı şeyler anlatmaktadır.

Yapılan suçlamalardan birisi de Şanlıurfa'da yapılan diyalog toplantılarında İslami usüllere göre caiz olmayan Müslüman bir kadınla Hristiyan bir erkeğin nikahının kıyılması meselesidir. Bu iddia ortaya atıldığı zaman nikahı kıyan dergah camisinin imamı Sabri Hoca televizyon programlarına bağlanarak şu bilgiyi vermiştir:

Nikahı ben kıydım. Hristiyan olduğu iddia edilen kişiye dinini sordum. İslam dedi. Üç defa kelime-i şahadet getirmesini söyledim. O da söylediğimi yaptı. Bunun ne anlama geldiğini sordum, açıkladı. Ben Müslüman bir erkekle Müslüman bir hanımın nikahını kıydım. Gerisi yalan.

Avusturya'nın İnsburk kentindeki diyalog derneği Müslüman-Hristiyan diyalogu için yaşadıkları şehirdeki rahip okulunda okuyan öğrencileri İstanbul'a seyahate getirmişlerdi. Orada Abdullah Aymaz ve Harun Tokak Beylerle biraraya getirmişler, sonra da Fener Rum Patriği Bartelemeo ve Vatikan'ın İstanbul temsilcisi George Maroviç'le görüştürmüşlerdi. İleride rahip olacak bu öğrenciler bu geziden sonra Türkiye'yi ve Müslümanları seviyorlar. Savaş değil de diyalog taraftarı olmuşlar. Ne güzel yapmış bu işi organize edenler. Teşekkür etmek gerekmez mi? Türkçe'deki en uzun kelime “lastik” istediğin kadar sündür. Bazı kişiler “Avusturya'dan Müslüman–Türk çocukları Hristiyan yapıldıktan sonra, İstanbul'da Fener Rum Patriği ve Vatikan'ın İstanbul temsilcisi ile görüştürüldüler” diye her tarafta yaygara yapmaya yapmaya başladılar. “dilin kemiği yok” diyen ne kadar da doğru söylemiş.

 

Diyalogun aleyhinde konuşup yazanlar, bu işleri başlatanları misyonerlikle, ajanlıkla suçluyorlar.

Kur'an'ı Kerim'de mübahele (lanetleşme) ayetleri vardır. (Suat Yıldırım'ın meali Al-i İmran suresi

61–Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle Îsâ hakkında tartışmaya girerse de ki:

“Haydi gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, hanımlarımızı ve hanımlarınızı ve bizzat kendimizi ve kendinizi çağırıp, sonra da gönülden Allah'a yalvaralım da bu konuda kim yalancı ise Allah'ın lânetinin onların üzerine inmesini dileyelim.”

Bu âyete “mübahele” âyeti denir. Mübahele: “Hangi taraf yalancı ise Allah'ın ona lânet etmesini bütün kalbiyle istemek” demektir. Hicri 9. yılda Necran Hıristiyanlarını temsil eden 70 kişilik heyet, başlarında dinî ve dünyevî liderleri olarak Medine'ye gelip tartışmıştı. Delilden anlamamaları karşısında Hazreti Peygamber (aleyhisselam) mübaheleyi teklif edince, düşünmek için mühlet istediler. Bunu kendileri için tehlikeli bulup kabul etmediklerini bildirmek üzere Hazreti Peygamberin yanına geldiklerinde baktılar ki O Hüseyin'i kucağına almış, Hasan'ın elinden tutmuş, Hazreti Fatıma ile Hazreti Ali'yi arkasına almış “Ben dua edince siz de “âmin” dersiniz diyor. Hey'et başkanı mübaheleyi kabul etmeyip cizye vererek İslâm hâkimiyeti altında yaşamayı benimsediklerini bildirdi. Hazreti Peygamber de onlara, kendilerine verilen hakları ve yükümlülükleri bildiren bir emanname yazdı.

62–İşte sözün doğrusu budur.

Yoksa Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur.

Allah hiç şüphesiz azîzdir, hakîmdir (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

63–Eğer yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah o fesatçıları hakkıyla bilir.)

Abdullah Aymaz Bey Zaman Gazetesi'ndeki köşesinde 17/03/2005 tarihinde bütün iddiaları bıçakla keser gibi, diyaloğun aleyhinde yazan ve konuşanları lanetleşmeye davet etmiş, fakat hiçbir karşılık alamayarak onları müfteri durumuna düşürmüştür.

 

Keşke diyalog faaliyetleri daha hız kazansa. Çünkü hocaların hocası olarak bilinen Hayreddin Karaman “diyalogun bittiği yerde tebliğ biter” diyor ve tebliğ için diyalogun bir vecibe olduğunu bize anlatıyor.

Keşke dünyanın her tarafında serbest dolaşım hakkı olsa da, İslam'ın yirminci asırdaki yanlış yerleşmiş olumsuz imajını değiştirebilmek için, hizmet erleri soluk almadan İslam'ın sevgi, barış ve kardeşlik mesajlarını, buhrandan buhrana sürüklenen bu asrın manen aç insanlarına duyurabilseler. O zaman dünyanın huzursuzluklarının yerine, hem dünya hem de ahiret saadetinin yerleşeceğine inanıyoruz.

Bunları anlattıktan sonra müdür beye hala kafasında bu konuyla ilgili şüphesi olup olmadığını sordu. Müdür bey şöyle bir düşündü. Diyeceği şeyi sonunda buldu:

-Fethullah Hoca yapıyor, yapıyor. Sonra siz de ayetlerini, hadislerini buluyorsunuz. Son cevap taşı tam da gediğine koyuyordu:

-Hayır müdür bey! Fethullah hoca ayet ve hadislerle iş yapıyor. Bizim de ufkumuz onun yapmasından sonra genişliyor. Ayet ve hadislerle yaptığı işleri size açıklamaya çalışıyoruz. fakat bazıları kapasiteleri gereği hala bu işleri anlamaktan çok uzaktalar. Allah (celle celâluhu) basiret ihsan etsin.

Okunma: 456
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy

 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi