Anasayfa arrow Satır Arası arrow Zirvedekiler arrow Imam Muhammed (Muhammed b. Hasan Eş-Şeybani)
E-posta
Yazı Index
Imam Muhammed (Muhammed b. Hasan Eş-Şeybani)
Sayfa 2

Ali Hayran 

MUHAMMED b. HASAN EŞ-ŞEYBÂNÎ (İmam Muhammed)


Ebedi Kurtarıcının yeryüzünü aydınlatması manasına gelen büyük hicret ve tabakat-ı beşer çapında müthiş inkılabın üzerinden henüz bir asır ancak geçmişti. Asırların kirlettiği şirkin ve pasından insanlık seması ancak temizlenmişti. Ne var ki bu ağır ve kudsi vazifeyi bihakkın yerine getiren kudsiler ordusundan da artık hiç bir ferd yeryüzünde kalmamıştı. Kıyamete kadar gelecek nesiller Ufuk Nebinin bu kudsiler ordusunu hep menkıbelerden dinleyecekler, hayal edecekler, kendi idrak ve anlayışlarına göre onları anlamaya çalışacaklardır.
Onlardan birini görebilmek bile ilâhi kelamda bahsedilmeye(*) layık olmuş olan insanlara da ne mutlu. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin en medh ettiği bu tabiin asrı, bir başka açıdan sahabe asrı kadar ehemmiyet arzeder. Çünkü sahabe döneminde, İslâm dininin temel esası olan tevhid akidesi, tebliğ edilmeye başlandı, insanlar arasında yerleştirildi ve yayıldı. Yani yeni dinin temel esasları olan Allah'ın birliğinin Hz. Muhammed'in 0nun elçisi oluşunun kabul ettirilmesi, yarım asra yaklaşan bir zamanda sahabe-i kiramı meşgul etmişti. Çünkü Onlar İslâm dinini kabul ettikten sonra cihaddan cihada, seferden sefere koşuyorlar, İslâm'ı kabul ettirmenin her türlü mücadelesini veriyorlardı.
Yavaş yavaş hakimiyeti Arap yarımadası sınırlarını aşmaya başlayan İslâm Dini'nin, insanlığı kıyamete kadar idare edecek olan Kur'ân ve Sünnet'in toparlanması, ibadet ve muamelat esaslarının inceden inceye tesbit edilmesi gerekiyordu. İşte birinci dönemin gayesinin tahakkuku ve devamı için bu dönem yanı tabiin ve tebe-i tabiin dönemi bu açıdan birinci dönem kadar önemlidir.
Bu döneme, önceki yazılarımızda bir iki zatın hayatlarını anlatırken temas etmeye çalışmıştık. Bu yazıda da bu dönemin meşhur simalarından birisi olan Ebu Hanife (r.a)'nın talebesi Muhammed b. Hasan eş-Şeybani'yi tanıtmaya çalışacağım. Bu zatı anlatmaya çalışırken bu döneme dikkat çekmemizin sebebi, 1300 seneye yaklaşan bir zamandan beri ümmetin büyük bir çoğunluğunun, içtihadıyla amel ettiği büyük İmam Ebu Hanife'nin fıkhını yazılı hale getirmesinin yanında İmam Şafii gibi kadri yüce bir zatı yetiştirmiş olmasından ötürüdür. Hanefi mezhebinden başka her üç mezhebin tedvininde de büyük emeği geçmiş olan İmam Muhammedi insanlık kıyamete kadar minnetle yâd edecektir.
İsmi, Muhammed, babası, Hasan, Onun babası da Ferkad'dır. Ebu Abdillah künyesi ile meşhur olan İmam, Şeybâni nisbetiyle maruftur (î). Babası, Dımaşk'ın suyu ve ağacı bol yerlerinden biri olan Heresta'lıdır (2), O, Irak'a hicret etmiş ve Muhammed, Vasıt şehrinde 132 hicri yılında dünyaya gelmiştir. Bazıları, babasının Filistin karyelerinden Beni Şeyban'ın mevlası olduğunu ve bilahare Kûfe'ye geldiğini söylemişlerdir (3). Hatib Bağdadi, Muhammed b. Sa'd'dan, aslının Cezireden olduğunu, babasının Şam'lı olup sonra Vasıt'a geldiğini ve Muhammed'in 132 yılında orada dünyaya geldiğini nakleder (4). İmam Muhammed Kufe'de neş'et etmiş, orada ilim ve hadis talebinde bulunmuş, çoklarından hadis dinlemiş ve rivayette bulunmuştur (5). Hakim en-Nisaburi, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani'yi etbauttabiin'den saymış ve tabiin'den bir cemaatla görüştüğünü beyan etmiştir (6).
İmam Azam'dan ders almaya başlaması şöyle olmuştur: Kendisi çok zeki, ateş gibi zihniyle meselelere çabuk intikal eden, meziyet sahibi güzel yüzlü, güzel ahlaklı, bedenen şişman, ruhen hafif, sıhhatli ve kuvvetli bir gençti. Sabavet dönemi yani çocukluk dönemi geçince Kur'ân-ı Kerim öğrenmiş, Ondan bir kısım yerler de ezberlemişti. Bazen O, lugat ve rivayet derslerinde bulunurdu. Kûfe şehri öteden beri Arabi ilimlerin, hadis ve fıkhın merkezi durumunda idi. Çünkü Hz. Ali (r.a)'nin orasını hilafet merkezi yapmasıyla, birçok sahabi orada ikamet etmeye başlamış ve ilmi etraflarındaki insanlara bizzat aktarmışlardır. İmam Muhammed 14 yaşına gelince babası elinden tutarak bir mesele sormak üzere İmam Ebu Hanife'nin meclisine iştirak etmişti. Ebu Hanife'ye şu soruyu sormuştu: "Yatsı namazını kılan bir oğlan çocuğunun o gece ihtilâm olmasıyla yatsı namazını iade etmesi lazım gelir mi?". İmam Azam bu soruya "Evet, iade etmesi lazımdır" cevabını vermiş, Muhammed b. Hasan da mescid'in bir köşesine çekilerek yatsı namazını iade etmişti. İmam Muhammed'in, Ebu Hanife'den ilk öğrendiği mesele budur. Ebu Hanife O'nun namaz kıldığını görünce haline taaccup etmiş ve "Bu çocuk inşaallah kurtuluşa erer" buyurmuştur (7). İçinde fıkha karşı derin bir muhabbet duyan Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife'nin ilim meclisine devam etmeye başlayınca Ebu Hanife kendisine şöyle demişti: "Evvela Kur'ân-ı ezberlemekle O'nu kendine arka yap, Ebu Hanife tarikiyle fıkıh öğrenmek isteyen kimseye Kur'ân-ı Kerim'in çok iyi bilinmesi şiddetli bir ihtiyaçtır..." Bunun üzerine Muhammed b. Hasan yedi gün kadar ortadan kayboldu ve yedi gün sonra babası ile beraber Ebu Hanife'ye gelerek Kur'ân-ı Kerim'i ezberlediğini söyledi. Bu arada Ebu Hanife'den bir mesele daha sordu. Ebu Hanife bu meseleyi başkasından duyarak mı, yoksa kendisinden mi sorduğunu öğrenmek istedi. 0 da "kendimden sordum" cevabını verince İmam-ı Azam, Onu ders halkasına kabul ederek fiilen O'nun talebesi olmuş oldu, İmam-ı Azam'ın meclisine dört sene devam etti ve mecliste sorulan soruları ve cevaplarını devamlı olarak yazardı. Bu arada Ebu Hanife'nin vefatı vuku bulunca O'nun talebelerinden Ebu Yusuf'dan hanefi fıkhını ikmâl etti.
İmam Muhammed, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'un dışında, Kûfe, Basra, Medine, Mekke, Şam ve Irak beldelerinde bulunan büyük meşayihden de ilim tahsil etti, fıkıh öğrendi ve hadis dinledi. Mezheb taassubundan olsa gerek, kendisini çekemeyenlerin dışında bütün alimler, O'nun fıkıhta, tefsirde, hadisde ve lugatte çok mükemmel bir üstad olduğundan ittifakla bahsetmişlerdir (8).
Beldelere göre birkaç hocasından bahsetmeyi faydalı buluyorum.
Kufe'de hadis aldığı zevat şunlardır: Ebu Hanife, İsmail b. Ebi Halid el-Ahmesi, Süfyan-ı Sevri, Mis'ar b. Kidam, Malik b. Miğvel, Kays b. Rebi', Kazı Ebu Yusuf, İsmail b. İbrahim el-Beceli.
Medineli'lerden Malik b. Enes, İbrahim b. Muhammed b. Ebi Yahya, Abdullah b. Ömer b. Hafs, Muhammed b. Hilâl, Dahhak b. Osman, Davud b. Kays ve Abdurrahman b. Ebu'z-Zenâd.
Mekke ehlinden Sufyan b. Uyeyne, Zem'a b. Salih, İsmail b. Abdulmelik ve Zekeriye b. İshak.
Basra'lılardan Ebulavam Abdulaziz, Hişam b. Ebi Abdillah, Said b. Ebi Arube ve Mübarek b. Fudale.
Şam'lılardan Ebu Amr Abdurrahman el-Evzai, Muhammed b. Raşid el-Mekhuli, İsmail b. Ayyaş.
Horasan'dan Abdullah b. Mubarek ve Yemame'den Eyub b. Utbe et-Teymi'yi zikredebiliriz (9). Bu kadar âli zevattan ilmini ikmâl ettikten sonra artık O'nun ilimdeki şöhreti afakı tutmaya başlamıştı. Zaten Ebu Hanife'nin talebesi olması, ilim öğrenmek üzere devrinin insanlarının etrafına toplanmasına yetiyordu. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani'nin yetiştirdiği talebelerinin isimleri bile biraz dini ilimlerle meşgul olanlara, onun hakkında bir kanaat verebilir.
Devrinde Şeyhu'l-Müctehidin lakabıyla anılan insanlardan Ebu Hafs Ahmed b. Hafs el-Icli, Ebu Süleyman Musa b. Süleyman Cüzcani ki, bu zat vasıtasıyla kütüb-i sitte şarka ve garba yayılmıştır. Muhammed b. İdris Eş-Şafii, dört mezhebin imamlarından birisi, Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam el-Herevi, Amr b. Ebi Amr el-Harrani, Ali b. Mabed b. Şeddad, bu zat aynı zamanda imamın Camii Kebir ve Camii Sağir isimli kitaplarını rivayet etmiştir. Mualla b. Mansur, Ebubekir b. Ebi Mukâtil, Esed b. Furat el-Kayravani, bu zat Maliki mezhebinin esaslarını tedvin eden zattır; Şeyh Sahnun, îbn-i Cerir'in şeyhi Muhammed b. Mukâtil, Yahya b. Main ki, bu zat cerh ve ta'dil imamıdır; aynı zamanda bu zat "Camiüs-Sağir" isimli kitabını ondan yazmıştır. Ali b. Mihran, Yahya b. Eksem ve Hişam b. Abdullah er-Razi ve daha yüzlercesine ilim öğretmiştir (10).
Bu malumatı verdikten sonra, meselenin ehemmiyetine binaen, gerek bu zatın ilim, irfan ve takvasını; gerekse Hanefi fıkhını İmam Azam ve İmam Ebu Yusuf'tan alıp yazılı hale getirmesinden ötürü üç mezheb imamı ile olan münasebetine de bir iki hususla yer vermenin faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu münasebeti anlatmaya gerek duymamın sebebi ise, Hanefi fıkhının re'ye dayalı olduğu, kitap ve sünnete dayalı olmayışı iddialarıdır. İşte bu iddiaların tutarsızlığı kısmen bu zatın hayatında görülmektedir.
İmam Malik b. Enes'ten İmam Muhammed eş-Şeybani aralıksız üç yıl hadis dinlemiştir. Muhammed b. Hasan sadece İmam Malik'ten hadis almakla da kalmayıp Medine meşayihinden çok istifade ederek hadis rivayetinde bulunmuştur (11).
İmam Mâlik'le karşılaşması şöyle olmuştur. Mucaşa b. Yusuf naklediyor: Ben Medine-i Münevvere'de İmam Malik'in yanında idim. O, insanlara fetva veriyordu. Bu arada Ebu Hanife'nin talebesi Muhammed b. Hasan içeriye girdi. Henüz O, küçüktü. Şu soruyu sordu İ. Malike:
—Ya İmam, mescidden başka yerde su bulamayan cünüb hakkında ne dersin? İmam Malik, "Cünüb olan adam mescide giremez." Bunun üzerine Muhammed, "Namaz vakti olunca ne yapacak, mescidde suyu görüyor". Yine İ. Malik "Cünüb mescide giremez" dedi. Birkaç defa tekrar edince İmam Malik O'na:
—Sen söyle bakalım ne yapması lazım. İmam Muhammed:
—Cünüb olan adam teyemmüm eder, mescide girer suyu çıkarır ve yıkanır. Bunun üzerine İmam Malik bu gencin kim olduğunu sorup, Ebu Hanife'nin talebesi Muhammed eş-Şeybani olduğunu öğrenmiştir (12).
Bu hadisenin İmam Malik'e hadis işitmeye gitmeden önce cereyan ettiğini Muhammed Zahid el-Kevseri tasrih etmektedir (13).
Süleyman Abdülhamid el-Behrani diyor ki, ben Yahya b. Salih'ten işittim diyor ki, bana İbn-i Eksem şöyle dedi: Sen İmam Malik'i gördün ve O'ndan hadis işittin ve İmam Muhammed'le de arkadaşlık yaptın, hangisi daha fakihtir? Ben diyorum ki, İmam Muhammed b. Hasan daha fakihtir (14). Aynı zamanda Kufe ehline İmam Malik'in Muvatta'ını rivayet eden de İmam Muhammed'dir. Onun bu rivayeti müstakil bir eser halinde neşredilmiştir. Eseri tahkikli olarak neşre hazırlayan Ezher Üniversitesi Hadis Bölümü başkanı olan Abdulvahhab Abdullatif, yazdığı önsözde, İmam Muhammed'in yaptığı Muvatta rivayetinin diğer rivayetlerden üstün olduğunu maddeler halinde zikretmiştir (15). Çünkü İmam Malik'in Muvatta'ının 22 kadar rivayeti vardır. Bunlar fazla noksan olarak birbirlerinden farklıdır. Bunların bazısına Darekutni telif ettiği bir eserinde işaret etmiştir. İmam Muhammed Malik b. Enes'ten 700 küsur hadis rivayet etmiştir. Bu hadisleri bizzat kendisinden almıştır (16).
Hafız Zehebi,"Kufe'de fıkıh ilminin reisliği Ebu Yusuf'tan sonra Muhammed b. Hasan'da nihayet bulmuştur. Onun vasıtasıyla imamlar fıkıh öğrenmiştir; çok kitap tasnif etmiştir ve alimlerin en zekilerindendir" demektedir.(17)
Talebeleri arasında İmam Şafii'yi de zikretmiştik. Şafii, Muhammed b. Hasan'dan ilim aldı, O'nun kitaplarını okudu, O'ndan nakilde bulundu ve nakillerini kaydetti. Kendisi şöyle demiştir: "Muhammed b. Hasan'dan bir deve yükü ilim aldım. Bunların hepsi de bizzat O'ndan duyduklarımdandır". İmam Muhammed'i çok sever, çok sayar ve ilmini çok överdi. Onun hakkında şöyle derdi: İncelenmesi gereken bir mesele sorulduğu zaman yüzünü memnuniyetsizlikten dolayı buruşturmayan tek insan ben Muhammed b.Hasan'ı gördüm (18). İmam Şafii aynı zamanda kendisinden hadis de rivayet etmiştir (19) ve hadiste O'nun hüccet olduğunu kabul etmiştir (20).
Kerderi'nin İmam Şafii Menakıbından, İmam Şafii şöyle diyor: Allah bana iki insanla yardımda bulunmuştur. Bunlardan birisi hadis ilminde Sufyan b. Uyeyne, diğeri fıkıhta İmam Muhammed b. Hasan'dır. Şafii, İmam Muhammed'le ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: İmam Muhammed bir odada oturmuş ve insanlar da başına toplanmış onlarla sohbet ediyordu. Yüzüne baktım insanların en güzeliydi. Alnı sadef gibi parlıyordu. İnsanların en güzel giyinenlerindendi. İhtilaflı bir meseleden sordum ve zaafa düşmesini de arzu ettim. Fakat ok gibi meselenin üzerinden geçti ve böylece mezhebini de kuvvetlendirdi (21).
İmam Şafii Hazretleri şiilikle itham edilmiş ve Halife Harun Raşid tarafından 9 şii ile beraber Kûfe'ye getirilmişti. Bu dokuz şiinin öldürülmesinden sonra sıra İmam Şafii'ye gelmişti. Şafii kendisini müdafaa etmiş ve bu arada müdafaasına delil olarak da "İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani bunu bilir" demişti. Halife İmam Muhammed'e Şafii hakkında sorunca O da şu cevabı vermiştir:
"Şafii, ilmi çok, bilgiden nasibini almış bir zattır. O'na isnad olunan bu işle O'nun bir ilgisi yoktur. O, öyle adam değil", deyince Harun Raşid:
-Öyle ise, O'nu yanına al, bakalım, düşünelim dedi ve bu sayede İmam Şafii de kurtulmuş oldu (22). Sonra İmam Şafii İmam Muhammed'den ders almış ve Kufe fıkhını kendisinden öğrenmiştir. Muhammed b. Hasan'ın fesahat ve belagatı zirvede idi. İmam Şafii diyor ki, Muhammed b. Hasan konuştuğu zaman Kur'ân onun lugatıyla iniyor zannedersin (23), aynı zamanda O, hem kalbi hem de gözü dolduruyor (24). Derse başladığı sırada İmam Azam'ın kendisine olan öğüdünü evvela 7 günde Kur'ân-ı Kerimi ezberlemekle tutan Muhammed b. Hasan, derinlemesine Kur'ân'ın mânâsı üzerinde durmuş ve ona ciddi bir şekilde nüfuz etmiştir. Ebu Ubeyd Kasım b. Sellâm: "Allah'ın Kitabını Muhammed b. Hasan'dan daha iyi bilen görmedim" demiştir (25).



 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi