|
Sayfa 2 Toplam: 2 Hadis Rivayetinde İbn Ömer
İbn Ömer, hadis ilminde de, Kur’ân ilimlerinde olduğu kadar mahirdir. Hadis naklinde kendilerine ‘muksirûn’ denen çok hadis nakletmiş kimselerdendir. Rivayet ettiği hadislerin kitaplarımıza geçmiş kısmı 2630 adettir. Bunlardan 170 tanesi Buhari ve Müslim tarafından ittifakla nakledilmiştir. Yalnız başına Buhari’nin naklettiklerinin miktarı 81 adettir. Müslim’in tek başına naklettiklerinin yekûnü ise 31 tanedir.
İbn Ömer ilim aşkıyla dopdolu bir sahabi olarak devamlı Resul-i Ekrem’i takip etmiş, onun hiçbir hareketini kaçırmamaya çalışmıştı. O’nun huzurunda bulunamadığı zamanlarda da, bilenlerden kaçırdıklarını öğrenmeye gayret ederdi. Bu suretle sahabe arasında hadislere vakıf olmakta mümtaz bir mevkie yükselmişti.
Hadis naklinde de İbn Ömer’in ayrı bir yeri vardır. Resul-i Ekrem Efendimiz’den duyup öğrendiklerini nakletmekte oldukça istekli idi. Efendimizden sonra 60 yıl yaşaması da Cenab-ı Hakk’ın kendisine bir lütfu idi. İbn Ömer de bunu iyi kullandı. Çevresindekilere devamlı ilim öğretti. Bu manada İmam Malik ve dolayısıyla da İmam ½afii’ye hocalık yaptı. İmam Malik’in hocası Nafi, İbn Ömer’in mevlası idi. Onun ilme merakını görünce kendisini azat etmiş, yanında bir öğrenci olarak barındırmıştı. Nafi de İbn Ömer’den duyduklarının tümünü engin hafızasında hıfzetmiş, ona layık bir talebe olduğunu göstermişti.
İbn Ömer’in Medine’deki Mescid-i Nebevi’ de bir ders halkası vardı. Burada talebelerine hadis-i şerif ve diğer İslâmi ilimleri nakletmekle meşgul olurdu. Hac zamanı da Mekke’ye gider, orada İslâm âleminin her yanından gelenlere hadis rivayet ederdi.
Resul-i Ekrem Efendimiz’den ne duymuşsa aynen uygulamaya ve uygulatmaya gayret etmişti. O’nun davranışlarını en ince teferruatına kadar öğrenme azmindeydi. Bu gayretini Hz. Aişe annemiz de tasdik edip takdir edenlerdendi. Onun hakkında şöyle demişti: "Ef’al ve harekatında Resul-i Ekrem’e en fazla benzeyen İbn Ömer’dir." Onun hakkında diğer bir rivayet de şöyledir. "Hz. İbn Ömer, her hususta kılı kırk yararcasına Efendimiz’e uymaya çalışırdı."
İbn Ömer, diğer İslâmi ilimlerde bir deniz gibi ise, hadis ilminde bir sınırları belirsiz ummandı. Hadisle ilgili olarak hakkında tabiinin dev kametlerinden sadece ikisinin şehadetiyle yetiniyoruz: Said b. Cübeyr şöyle der: "Bir gün bana birisi geldi. Lisan hakkında bir sual sordu. Bu mes’eleyi ben bilmiyordum., Gittim, İbn Ömer’den sorup öğrendim." Hadisleri yazıya aktarmada en ciddi gayret gösteren muhaddis İbn ½ihab da şöyle der: "Resul-i Ekrem’in vefatından sonra İbn Ömer, 60 sene yaşadı. Bu ömrünü hadis talimi ve neşriyle geçirmişti."
Hadis Rivayetindeki İhtiyatı
Sahabe, Resul-i Ekrem Efendimiz’den duydukları ve gördüklerini nakletmişlerdir. Gördüklerini kendi kelimeleriyle anlatmaları normal. Lakin, duyduklarını aynen muhafaza edip, Efendimiz’in kullandığı kelimelerle aktarmaları her sahabe için mümkün olmayabiliyordu. Her sahabenin kendi kelimeleriyle aktarmasına hadis ilminde ‘mana ile rivayet’ denmektedir. Bunun da birçok kuralları vardır. (Bk. Yeni Ümit Dergisi, sy. 43).
Hadislerin naklinde İbn Ömer’in muhaddislerce müsellem bir ihtiyat ve dikkati vardır. Mesela, Muhammed b. Ali İbn Ömer’in hadis naklini değerlendirirken şöyle der: "Sahabe’den bir çoğu pek çok hadis nakletmişlerdir. Fakat bunlar İbn Ömer kadar ince eleyip sık dokumamışlardır." Bir diğer ravi Ebu Cafer der: "Hz. İbn Ömer, Resul-i Ekrem’den rivayet ettiği kelimelerin harfine ve harekesine bile dikkat ederdi." İmam ½a’bî de bu hususta şöyle konuşur: "İbn Ömer hadis beyan ederken zaman ve mekanı ve işin nezaketini dikkate alırdı. Zaruret olmadıkça veya bahis açılmadıkça hadis talimine kalkışmazdı. Talime başlayınca da o kadar selis aktarırdı ki, dinleyenler hayran kalırdı. Bir sene kadar İbn Ömer’in huzurunda bulundum. Hz. İbn Ömer yalnız meal ile yetinmez, kelimeler üzerinde bile titizlikle dururdu, kelimelerin değiştirilmesinden hoşlanmazdı." Bununla ilgili bir misal şudur: "Bir ara onun yanında ravi Übeyd b. Umeyr ‘kale Resulüllah, meselü’l-münafikı, ke şatin min beyni rabıdateyn’ diyerek hadis nakletmeye başladı. İbn Ömer hemen müdahale edip durdurdu. Böyle değil, Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştu: ‘beyne ganemeyye’. Bundan dolayı bütün muhaddisler onun hadisleri naklinde temkinli olduğunu bilirler."
Doğuştan itibaren Müslüman bir ailede büyümesinin yanında, Resul-i Ekrem efendimizin 15 sene kadar beraberinde bulunmuştu. O’ndan sonra da Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanlarını da Medine’de geçirdi. Bütün bunları hadis bilgisini derinleştirmekte kullandı. Bütün bilgisini İmam Nafi yoluyla İmam Malik ve İmam ½afiî ekolüne aktardı. Biz Hanefîler için İbn Mes’ud ve Hz. Ali ne ise, Maliki ve ½afiî mezhepleri için de İbn Ömer odur. İbn Ömer’den gelen hadislerin en kıymetli senedi şöyledir: Malik an Nafi an İbn Ömer. Bu sened hadîs ilminde ‘silsiletüz-zeheb’ (altın sened) kabul edilmiştir.
Bu bahsi İmam Malik’in bir ifadesiyle bitirelim. Medine imamı bu büyük zat der ki: "Hz. İbn Ömer’in rivayetleri Kitabullah’tan sonra bu ümmetin vesikasıdır."
İbn Ömer’in Üstad ve Talebeleri
İbn Ömer, Resul-i Ekrem Efendimiz’in dışında Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir’den de istifade etmiştir. Buna bir nebze temas etmiştik. Bunların dışında kendilerinden hadis dinlediği birkaç sahabinin ismi şöyledir: Hz. Osman, Hz. Ali, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Mes’ud, Bilal, Suheyb, Rafi b. Hudayc, Hz. Aişe ve Hz. Hafsa (radiyallahü anhüm ecmaîn).
Kendisinden de hadis, tefsir ve fıkhî fetvalar nakleden Tabiîn’in isimlerinden bazıları da şunlardır: Halid, Urve, Zeyd, İbn Zübeyr, Musa b. Talha, Ebu Seleme b. Ebu Abdirrahman, Said b. Müseyyeb, Avn b. Abdullah, Kasım, Muhammed b. Ebubekir, Mus’ab, b. Sa’d, Ebu Musa’l-Eş’arî, Enese b. Sirin, ½a’bî, Cebele b. Suhaym, Ziyad b. Cübeyr, Heysemî, Sa’d b. Ubeyde, Said b. Haris, Tavus, İkrime, Ata, Mücahid, Said b. Cübeyr, Abdullah b. ½akik, ve kendi ailesinden de, Bilal, Hamza, Zeyd, Salim, Abdullah, Ubeydullah, Ebu Bekir, Muhammed bu büyük imamdan hadis nakletmişlerdir. Bu listeyi çoğaltmak mümkünse de biz bu kadarıyla iktifa ediyoruz.
Fıkıh İlminde İbn Ömer
İbn Ömer, ilk devirlerde gelişen İslâm coğrafyasının fıkıh ve fetva açısından halkın ve alimlerin kendisine muhtaç olduğu birkaç isimden biridir. Yukarıda bir nebze temas edildiği üzere, Resul-i Ekrem’den sonra Medine’de 60 sene yaşamış olmasının bunda payı pek büyüktür. Kendisine sorulan suallere biliyorsa Efendimiz’den naklettiği hadislerle cevap vermiştir. Eğer onda bir şey bulamazsa Hz. Ebu Bekir ve Ömer’in fetvalarından nakletmiştir. Eğer bunlarda da bulamazsa o takdirde ayet ve hadislerden ve İslâm’ın genel prensiplerinden çıkardığı kendi kanaatini söylemiştir.
Tabiin ve onlardan sonra gelen kutlu nesiller bu açıdan kendinden pek çok istifade etmişlerdir. Mesela, Ehl-i Sünnet’in dört büyük imamından biri ve en önde gelenlerinden olan İmam Mâlik’in fıkhı İbn Ömer’in fetvaları ile doludur. Aynı şekilde İmam ½âfii’nin de İbn Ömer’den pek çok nakli vardır.
İbn Ömer, fetva hususunda gayet titiz davranırdı. Bazı öğrencilerinde hayret uyarsa da bilmediği hususlarda rahatlıkla ‘bilmiyorum’ diyebilme cesaretini gösterirdi. Bununla ilgili yaşanmış bir örnek şudur: Bir zat bir hususta onun fikrine müracaat etmiş, İbn Ömer de bilmediğini söylemişti. Muhatabı buna hayret etmiş, yine de söyleyeceği bir şeylerin olacağını söyleyerek ısrar etmişti. Buna karşılık İbn Ömer, ‘ben senin vasıtanla Cehenneme köprü kuramam’ diyerek gereken cevabı vermişti.
Ahlâkına Dair
İbn Ömer gibi bir ahlâk âbidesini kelimelerin sınırlı dünyasına sokmak mümkün değildir. Onun ahlâk ve faziletini anlatmak için Efendimiz’in ahlâkını aktarmak yetecektir. Zira onun ahlâkı tam anlamıyla Resul-i Ekrem’in ahlâkı idi.
Maişetini ticaretten sağlar, gündüz çarşı pazarda işini bitirince hemen mescide veya evine koşar, kendini lahuti âlemin kucağına atardı.
Onun yaşadığı hayatta ‘müttaki’ kelimesi tam anlamını bulmaktadır. Gerçekten onda Allah korkusu ilk sırayı işgal ediyordu. İbadet hususunda Ashabın ileri gelenlerinden idi. Her gece teheccüd namazı kılar, bundan sonra da gecenin geri kalan kısmını Kur’ân okuyarak değerlendirirdi.
Allah korkusu yüzünden siyasetten daima uzak kalmıştı. Hilafet meselesinde kendisine yapılan ısrarlara karşılık, katiyen kararından vazgeçmemişti. Hz. Ali ve diğerleri arasındaki olaylarda taraf tutmamış, Hz. Ali’nin haklı olduğunu bilmesine rağmen bu fikrinden caymamıştı. Kendisine büyük paralar karşılığında yapılan Hz. Muaviye’ye ve oğlu Yezid’e biat tekliflerini kabul etmemişti. Ne kadar ısrar ettilerse direnmesini bilmişti.
Efendimiz’in nesl-i pâkine karşı saygısı sonsuzdu. Hz. Hüseyin’in Irak’tan gelen davete icabet etmemesi için çok uğraşmış, lakin Hz. Hüseyin, yine de memur olduğu işi yapmıştı. Bir Iraklının kendisine sorduğu sinek kanıyla namaz meselesiyle ilgili bir soruya verdiği cevap bunu rahatlıkla ortaya koyar: "½una bakın" demişti, "üzerinde Hz. Peygamber (sav)’in neslinin kanı var, bana, sinek kanını soruyor."
Birkaç kelime de istiğnası ve tok gözlülüğünden bahsedip yazıyı bitirmek istiyoruz. İbn Ömer, sadaka ve infak hususunda Ashabın önde gelenlerinden idi. Bir kerede bir-iki bin dirhemi bağışlardı. İbadetini ve Allah’a bağlılığını takdir edip beğendiği bir kölesini azat etmişti. Niye azat ettin diyenlere, ‘Allah sevdiklerinizden infak etmedikçe ‘birr’e ulaşamazsınız’ (3, Âl-i İmran:92) buyuruyor diyerek cevap vermişti. Sofra başında iken dışarıdan bir fakirin sesini duysa hemen yiyeceğini ona ikram ederdi. Hastalığı esnasında canı üzüm çekmiş, pey zahmetten sonra buldukları üzümü tam tatmak üzereyken, bir fakir görmüş, İbn Ömer hemen ona ikram etmişti. Çevresindekiler buna biraz bozulmuşlar, onun gönlünü başka bir şeyle yapabileceğini söyledilerse de kabul ettirememişlerdi. İkramdaki bu ifratı yüzünden hanımı bazen bir amele gibi çalışır, mutfakta her an yemek pişerdi.
O ve diğer Ashab-ı Kiram Efendilerimiz, Allah’ın huzurunda, Efendimiz’in gözetiminde bir talebe olarak Rabb-i Kerimin rızasını tahsil hususunda gayret ettiler. Kelimelerimin yetersiz kaldığı bu anda, sahabiyi düşünebilmek için okuyucularımın engin hayal güçlerine sığınıyor, Rabbim’in bizleri O ve diğer Ashab’ın şefaatinden ayırmamasını diliyorum.
Bu yazı Yeni Ümit Dergisi'nde yayınlanmıştır.

|