Aralarında Ne Fark Var?Mustafa Arslan
Hayat bir imtihandır. Bu imtihanda az zamana çok iş sığdırmak ve tarihe altın harflerle adını yazdırmak için ayrı bir heyecan gerekmektedir. İşte hayatları heyecanla dolu olarak yaşamış kahramanların hayatlarından tablolar: İslam ordusu Uhud savaşı için Şeyheyn tepelerine geldiği zaman, Rasul-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) durup ordusunu bizzat teftişten geçirdi. Bu sırada on beş kadar küçük yaşta çocuğu da geri çevirdi. Fakat, içlerinde mücahitler safından ayrılmak istemeyen, müşriklere karşı küçük yaşta da olsa savaşmak isteyenler vardı. Bunlardan biri de Rafi' bin Hadic idi. Ayağındaki mestlerin ucuna basarak Rasul-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)'e uzun görünmek istiyordu. Bir sahabinin “Ya Rasulallah, Rafi' iyi ok atar” demesi ve ordudan ayrılmamasını istemesi üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) onu da orduya aldı. Arkadaşının orduya alındığını gören bir başka küçük sahabi Semüre bin Cündüb babasına: “Babacığım, Rasulullah Rafi'e müsaade etti beni ise geri çevirdi. Halbuki ben güreşte onu yenebilirim” dedi. Babası teklifi Rasul-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)'e iletti. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) güreşmelerini istedi. Semüre'nin güreşte Rafi'i yıktığını görünce onun da orduya katılmasına izin verdi. (Peygamberimizin hayatı Salih Suruç c 1 s 90-91) Amr bin Cemuh'un Bedir Gazvesine katıldığı söyleniyorsa da, çok istemesine rağmen, fazla topallaması sebebiyle, rahatça savaşamayacağını söyleyen oğulları, Hazreti Peygamberin de müdahalesiyle Bedir savaşına katılmasına engel olmuşlardı. Ancak, Uhud Gazvesi sırasında, oğulları yine engel olmaya kalkınca, “siz beni Bedir Seferi'nde cenneti kazanmaktan alıkoymuştunuz” diyerek onları, Hazreti Peygamber'e şikayet etti. Sakat olduğu için savaşa katılması gerekmediği halde, onu çok istekli gören Hazreti Peygamber, Uhud'a iştirak etmesine izin verdi. Amr b. Cemuh cesaretle çarpıştı. Savaşın sonlarına doğru, Müslüman saflarında dağılma başladığı zaman bile, o sebat edip düşmanla mücadeleye devam etti ve sonunda hep arkasında savaşarak onu korumaya çalışan oğluyla birlikte şehit oldu. Yeteri kadar kefen bulunamadığı için, çok sevdiği arkadaşı ve kayınbiraderi Abdullah b. Amr b. Haram ile aynı kefene sarıldı ve aynı kabre kondu. Hazreti Peygamber bir hadisinde, onun, cennette sapasağlam ayaklarla yürüdüğünü haber vermiştir. (ÖNKAL Ahmet, Amr b. Cemuh İslam Ansiklopedisi Cilt 3 sayfa 83) Halid bin Velid onlarca savaşa katılıp “Allah'ın (celle celâluhu) kılıcı” ünvanını alması yetmiyormuş gibi son nefesini yatağında değil de ayakta kılıcına dayanarak veriyordu. Gazneli Mahmut yatarak ölmeyi kabullenemiyor ve oturduğu yerde vefat ediyordu. (Efsane soluklar İbrahim Refik s 164) Sultan IV. Murad'ın Bağdat seferine karar verdiği günlerdeydi. Sadrazamını huzuruna çağırıp ferman eyledi: -Ordu-yu hümayunumdaki şahbazlarım tuvana ve yiğit kişilerden seçile. Tıfıl olanlar karıştırılmaya. Bıyık ve sakallarında tarak dura. Fermanım memleket-i mahrusama ilan edilip bunlarla amel oluna! Hazırlıklarını ikmal eden ordu nihayet “Gaza vaktidir!” deyip sefer başladı. Yolda birçok Anadolu evladı gönüllü grupları olarak fevc fevc ordu-yu hümayuna katılmak üzere güzergaha dökülmüştü. Sadrazam bunları bizzat gözden geçiriyor ve matluba uygun olanları deftere kaydettiriyordu. Bir gün gönüllüler arasında 17-18 yaşlarında bir delikanlıyı gördü. Yüzü güneşten yanmış bu gencin bıyıkları henüz terlemişti. Sadrazam başından korkarak onu geri çevirmek istediyse de çocuk ısrarcı davranıyor, peşlerinden ayrılmıyordu. Nihayet sadrazam onu kendi hizmetine almak zorunda kaldı. Bağdat yakınlarına gelmişti. Hükümdar orduyu teftişe çıktı. Sadrazam, emrine aldığı delikanlıyı bir sandığa saklamak zorunda kalmıştı. Ne var ki hünkar karargahın her yanını dolaşıyor ve merakını mucip olan her soruya cevap istiyordu. Nihayet sadrazam eşyalar arasında sandığı görüp açtırdı ve çocuğu gördü. Bir rivayete göre de sadrazamı çekemeyenlerden biri durumu jurnal etmişti. Öfkesi ateşi bile yakan o haşmetli hükümdar çocuğu karşısına alıp gürledi: -Gel bre ferman dinlemez asi! Tıfıl kimse istemem; bıyıklarında tarak durmalı buyurmuştum. Ya sen niçin emrimi çiğnersin? Delikanlı gazal yaprağı gibi titrerken ağzından şu sözler döküldü: -Şevketlü hünkarım, elbet benim de bıyıklarımda tarak durur. Bu sefer Hünkar şaşırmıştı. Delikanlı onun hayret dolu nakışları arasında kuşağından bir tarak çıkartıp bir anda üst dudağına çiviledi. Tarağın dişleri üst dudağına batmış ve sanki bıyıkta duruyor gibi durmaktaydı. O sırada esas duruşa geçip, -İşte Hünkarım, dedi görüyorsunuz ki benim bıyıklarımda da tarak duruyor. IV. Murat önce kendisiyle alay ettiğini sandı ve delikanlının yanına yaklaştı. Tarağın dudağa batmış olduğunu, bunun acısıyla zavallının gözlerinden yaşlar gelmeye başladığını gördü. Çelik yüreği birden yumuşadı, sinirleri yatıştı. Hatta bu cesaret biraz da hoşuna gitmişti. Munis bir tavır ile sordu: -Senin adın nedir bakalım? -Osman, şevketlüm. Bu sefer Hünkar sadrazama hitaben, -Lala, Osman'ı öncü yiğitlerime serdar ettim. Sonra Osman'a döndü: -Osman'ım, dilerim Allah'tan Bağdat'a ilk giren şahbazım sen olasın! Bir hafta kadar sonra Bağdat kuşatıldı. Nihai büyük taarruzda öncü birliklerin kılıçları duvarlara çarpar olmuştu. O sırada Osman'ın, yiğitleri önünde surlara tırmandığı görüldü. Kılıcı belinde, üç hilalli Türk bayrağının gönderi elinde idi. Surların üzerine çıkar çıkmaz kılıcını çekip karşısına ilk çıkan askeri ikiye biçti ve bayrak gönderini kale burcuna sapladı. Bir yandan savaşıyor, diğer yandan yoldaşlarına bağırıyordu: -Ha bre vurun kurtlarım, başımız kalmazsa şanımız kalır… Osman'ın kale burcuna diktiği bayrak ordunun cesaretini bir anda bire, beşe katlamış, her yandan surlara tırmanan geziler görülmüştü. Osman bu çarpışmada şehid oldu. Ancak adamlarının kulaklarında şu sözleri uzun süre çınlayıp durdu: -Koman kurtlarım! Gün gaza günüdür, cennet sizi bekliyor, cennet sizi bekliyor… Osman'dan geriye bir türkü kaldı: Bağdat'ın kapısın Genç Osman açtı Düşmanın cümlesi önünden kaçtı of of Kelle koltuğunda üç gün savaştı Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of Genç Osman dediğin bir küçük uşak Beline bağlamış ibrişim kuşak of of Askerin içinde birinci uşak Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of Bağdat'ın içine girilmez yastan Her ana doğurmaz böyle bir aslan of of Kelle koltuğunda geliyor aslan Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of O gün öyle gerekiyordu. Günümüzde ise inandığı değerlerin kara sevdalısı olanlar var. “Muhabbet fedaisi” olarak kin nefret ve düşmanlığı lügatlerinden silip, sevgiyi, hoşgörüyü rehber edinen “kalbin zümrüt tepelerinde” gezinen gönül insanları var. Arif Nihat Asya'nın ifadesiyle “anadan, yardan, serden geçmiş” yiğitler var. Ruh dünyalarına gözyaşı ve ızdırapla boşaltılmış “evrensel mesajları” ellerine aldıkları meş'alelerle, “küresel barışı” gerçekleştirmek yolunda dünyanın karanlık her köşesine ulaştırmak gayesiyle soluk almadan koşanlar var. Kudsiler arasına adını yazdırmak için yarışanlar var. Kendilerine “Altın Nesil” adı verilmiş asrımızdaki bu talihlilerin, Refi' bin Hadic'lerden, Amr bin Cemuh'lardan, Halid bin Velid'lerden, Gazneli Mahmut'lardan, genç Osman'lardan ne farkı var ki? Mustafa Arslan
|