Anasayfa arrow Satır Arası arrow Muhtelif Yazılar arrow Bizim Yamaçlarımızın Gülü: Vefa
E-posta

Bizim Yamaçlarımızın Gülü: Vefa

Abdülkadir Süphandağı, fgulen.com, 20.11.2006

 

İnsanın insanı unutmaması, insanın yakınını, arkadaşını, bir dakika bile birlikte zaman geçirdiği unutmaması, herkesin üzerinize abandığı, sizi bir kaşık suda boğmaya azm u cezm u kast ettiği dar günde, bütün riskleri göğüsleyerek size arka çıkan, "Hayır hayır yanlış düşünüyorsunuz, benim kendi şahsi fikirlerime, yaşadığım hayattan ve onların hayatlarından edindiğim izlenime, göre onlar sizin dediğiniz gibi değiller" diye bilme nezaket, cesaret, civanmertliğinde bulunanlara karşı, onları yine aynı tavır ve düşüncelere, indi yorumlara rağmen unutmama, rahmetle, şükranlar anabilmektir vefa. Söylenmesi ne kadar rahat ve huzurluysa, ruha rehavet veriyorsa, hayata geçirmenin de en az o kadar zor olduğu bir kelime vefa.

Sözlüklerde sözünde durma, verilen sözü yerene getirme, dostluk ve muhabbette sebat etme, sevgide süreklilik bağlılık ve sadakat anlamlarına gelen vefanın başka kullanım şekilleri de var. Tasavvufta "Ezelde bezm-i elestte verilen söze sadık kalma" anlamında kullanılan vefanın

Vefa etmek: sevgi ve dostluk göstermek
Vefa-bîgâne: sözünde sevgisinde durmayan, vefasız
Vefa-perver: sevgisinde sebat eden
Vefa-şiar: âdeti vefa olan, vefa ile sıfatlanmış
Vefâdar: vefalı, dostluğuna bağlı olan
Vefâdarlık: dostlukta süreklilik
Vefakâr: Vefa gösteren, vefa sahibi, gibi kullanım şekilleri var.

Yani neresinden bakarsanız bakınız tam bir "Adam gibi adam olma" durumu ile karşı karşıyayız. Günümüzde ne yazık ki toplumun bütün kesimlerini kemiren, alt üst eden topyekûn bir vefasızlık durumuna karşılık, bu üstün insan olma özelliğini hayatına düstur edinenlerin ellerinden öpülmeli değil mi?

Vefa öyle enteresan bir şey ki o karşıdaki insanda din, milliyet, ideoloji, fakir, zengin, büyük, küçük, beyaz, siyah, canlı ve cansız gibi ayrımlar kabul etmiyor. Vefa, kim ve ne olursa olsun, her halükarda onu unutmamayı vefalının boynuna borç kılıyor. Ve o civanmert insan da bu borcu uhdesine alarak onu bihakkın yerine getiriyor.

Vefa en çok mü'mine yakışıyor. Vefa duygusuyla süslü mümin her şeyden önce elest bezminde verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getirmenin ızdırabıyla dolu bir hayat yaşamalı. Ona yeryüzü sultanlığı da teklif edilse, yeryüzünün bütün maddi manevi güzellikleri verilse de o, kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Habib-i Zîşan olan Efendimiz (sas) gibi "güneşi bir elime, ayı da diğerine koysalar, yine de ben bu davadan vazgeçmeyeceğim. Ya Allah nurunu tamamlayacak, ya da bu yolda ölüp gideceğim!" diyerek bir vefa kahramanı, vefa sultanı olduğunu aleme ilan etmeli.

Bediüzzaman hazretleri eşyaya karşı da çok vefalıymış. O'nun kullanıla kullanıla artık son derece yıpranan kaşığını çöpe atan arkadaşını ikaz ederek "yirmi yıldır bana hizmet ediyor, git ve çabuk getir onu" demesi, O'nun vefasının boyutlarını göstermesi açısından oldukça manidardır. Belki birçoklarına anlamsız gelen bu sözün ardından onun insana ve canlıya karşı olan vefasını artık siz tasavvur edin.

Vefanın zıddı vefasızlıktır. Ve Allah dostlarının vefasızlıkta bulunmaktan dolayı tir tir titredikleri görülür. Onlara göre vefa öncelikle bizi yoktan var eden Rabbi Rahim'e ve Onun aziz Resulüne karşı olmalı. Onları bir an bile unutmamanın adı vefa iken, onlardan bir lahzacık bile ayrı düşme, gafletle malul olma düpedüz vefasızlık olarak addediliyor. Bu durumda vefasızlık yeryüzünde Allah dostlarına verilmiş en ağır cezalardan biri olarak değerlendiriliyor. Yani o bütün bir hayatını hiç düşünmeden bir kere bile olsa vefasızlık damgası yememek için bir anda verebilecek kadar vefaya talip ve vefa isteklisidir.

Bir yerde vefayı anlatırken Hocaefendi "Eğer vefa, Allah'a verilen söze bağlı kalma ise ki öyledir; insan, Allah ve Resulullah'a müteveccih, rıza mülahazasına kilitli, iman ve Kur'an'a hizmet aşkıyla başı sürekli Hak kapısının eşiğinde olmalı; her nefes alışverişinde: "Henüz derinleşemedim. Gönlümce olamadım. Hâlâ sofada dolaşıyorum ve salona giremedim. Harem dairesi ise bana fersah fersah uzak." demeli ve konumunun hakkını verememiş olma hissiyle inlemelidir. Evet, Hak'la halvet çok önemlidir. Halvet–i sahîha bir vuslat ve bir şeb–i arûs'tur. İşte böyle bir duyguyla meşbû bulunma Cenab–ı Hakk'a karşı bir vefa ifadesidir; sadece O'nu duyma, O'nu bilme, O'nun tecellîleri ile mest u mahmur yaşama ve başka şeyleri duymama veya O'ndan ötürü görme vefası.." ifadelerini kullanıyor.

Bunu biz öncelikle bütün peygamberlerde görüyoruz. Başlarına gelen binlerce musibete rağmen Allah'tan bir an olsun ayrılmama işte peygamber vefası.

Her şeyde zirve olan Efendiler Efendisi hiç şüphesiz vefada da erişilmez bir noktadaydı. Ve bu vefası ile yeryüzünde ikinci bir faniye nasip olmayan gökler ötesi bir yolculuğa çıktı. Çıktığı o mekândan, gözlerin kamaştığı ve gönüllerin hayrette kalıp kendinden geçtiği o mutlular âleminden tekrar ümmetine olan vefa duygusuyla terk edip arkadaşlarının yanına döndü. "Onlara karşı bir vefa sözüydü O'nu, başı semavî ihtişamlara ulaştığı bir zamanda, bütün manevî payeleri bir tarafa bırakarak, bu ızdıraplı ve elemli dünyaya yeniden onların yanına döndüren!" (Fasıldan Fasıla–2)

Hz. Adem'i şeytanın bir anı seyyale devreye girmesi ile yüzüne kapanan kapıları açtıran vefadan başka neydi?

Hz. Eyyub'un vücudunu saran kurtlara rağmen, Onu o halde bile Allah'a yönelten ve ardından rahmeti celbettiren de vefaydı.

Hz. Yusuf'u derin kuyulardan alarak mısıra sultan yapan sır vefadan başka ne olabilir di ki?

"Tufan peygamberi olan Hz. Nuh'da asırlarca süren ızdıraplı, fakat vefalı bir hayat yaşadı. Ondaki bu vefa düşüncesiydi ki yerlerin ve göklerin hışımla insanlığın üzerine yürüdüğü hengâmda, ona bir necât gemisi oldu.

Hakk'ın dostu ve nebiler babası Hz. İbrahim, Nemrut'un ateşini göğüslerken ne kadar vefalıydı! Onun gökleri velveleye veren "hasbî hasbî!" şeklindeki vefa solukları, öteler ötesinden coşup gelen rahmet esintileriyle birleşince, cehennem gibi ateşlerin bağrı "berd-ü selâm"a döndü."

Vefanın fert, aile, millet ve devlet hayatında son derece önemli olduğuna dikkat çeken Hocaefendi bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor: "Yuva, vefa duygusu üzerine kurulmuş ise devam eder ve canlı kalır. Millet, bu yüce duygu ile faziletlere erer. Devlet, kendi teb'asına karşı ancak bu duygu ile itibarını korur. Vefa düşüncesini yitirmiş bir ülkede, ne olgun fertten, ne emniyet va'deden yuvadan, ne de istikrarlı ve güvenilir devletten bahsetmek mümkündür. Böyle bir ülkede fertler birbirlerine karşı kuşkulu; yuva kendi içinde huzursuz, devlet teb'aya karşı uğursuzlardan uğursuz ve her şey birbirine karşı yabancıdır. (Yağmur, Ocak-Şubat-Mart 2001, Sayı 10)

Müminin vefasını anlatan bütün bu ifadeler, Muhterem Hocaefendi'nin Ecevit'in vefatından sonra yayınlanan taziye mesajına ve basında onunla ilgili çıkan yazılardan dolayı Hocaefendi'yi eleştiren bir kısım halden anlamayanlara gözden kaçırdıklarını göstermeyi amaçlıyor.

Şimdi en zor zamanlarda, bütün sıkıntıları göğüsleyerek, yapılan bütün baskı ve şantajlara rağmen "siz yanılıyorsunuz" diyebilme cesaretini gösteren örnek bir davranışı temsil eden zatın birkaç açıklamasını veriyoruz.

2000 yılı Mart ayında başbakan olarak gittiği Arnavutluk'ta Türk okullarının temsilcilerini kabul ederken, "Bazı çevrelerin beni eleştirmesini göze alarak çalışmalarınızı tebrik ediyorum." CNN Türk Televizyonu 6 Aralık 2005'te yapılan röportajında: "Sayın Gülen ve arkadaşları yerinde bir kararla Türkçe eğitim sürecini başlattı. Gençler o okullarda hem İngilizce, hem kendi ülkelerinin dilini hem de iyi Türkçe öğreniyor. O öğrencilerin anneleri babaları da çocuklarını bu olanaktan yararlandırmak istediler. Bu ülkelerde çok başarılı oldular."

Kendisini Fethullah Gülen ve Türk okullarına verdiği destekten dolayı eleştirenlere de "Haksız olduklarını zaman içinde anlayacaklardır ya da anlamışlardır." diyor.

Sayın Ecevit'in dediği gerçekleşecek ve Allah'ın izniyle en yakından en uzağa, en kinlisinden, en azgınına bütün dünya zaman içinde bu büyük gayretli topluluğun yaptığı hiçbir şeyin ardında bu vatana, bu millete, bu milletin kendi öz değerlerine aykırı en ufak bir düşüncenin, hayalin bile olmadığını anlayacaklardır.

Bu milletin kendi öz alın teriyle kurduğu ilim ve eğitim yuvalarına, inanılmaz baskıların yapıldığı zor ve talihsiz bir dönemde dik durarak destek olana karşı sessiz kalması "Bütün bir hayatını böyle vefa odaklı yaşayan birisi için" düşünülemezdi. Bir iki cümlecikle bile olsa destek olana karşı duyulan bu vefa hissi, bize Mevlana Hazretlerinin bir olayını hatırlatıyor.

Uzun bir zamandır görmediği Şems Hazretlerinin geldiğini haber veren bir ulağa hemen bir kese uzatır Piri Muğan Mevlana Hazretleri. Bunun üzerine keseyi alan o ulak; "şaka yaptım" der.

Mevlana Hazretleri de : "Biz onun şakasına bunu verdik, gerçek haberine canımızı veririz." diyerek Şems Hazretlerine olan sevgi ve muhabbetini ifade ediyor. Bütün manevi değerlerimize, Efendiler Efendisi'ne duyduğu sevgi ve muhabbeti dost düşman herkesçe malum olana Hocaefendi'nin öyle bir durumda takınacağı tavır da yine ondan beklenen bir şekilde olacaktır.

Asrın baştanbaşa bir vefasızlık asrı olduğu karşısında yer yer dertlenen Hocaefendi bu sitemlerini bir yerde şu kelimelerle ifade ediyor. "Bıktık şu her gün birkaç defa yeminini bozup ahdinden dönenlerden. Her sözü mübalâğa, her davranışı sun'î muâmelelerden ve vefa duygusundan mahrum uğursuz gönüllerden!. Ve nerdesiniz! Ey bir vefa düşüncesiyle sözleştiği yerde günlerce kıpırdamadan bekleyen vefalı dostlar!. Nerdesiniz ruhuyla bütünleşmiş vefa timsâli eroğlu erler!. Nerdesiniz bir vefa uğruna harap olup, turâb olup gidenler ve çok bereketli bir devrin ak alınlı insanları!. Kalkın; girin ruhlarımıza! Kamçılayın hayallerimizi ve boşaltın vefa adına ruhlarınızda ne taşıyorsanız, hepsini sinelerimize! Mertliği, yiğitliği, vefayı bütün bütün unutmuş sinelerimize. Boşaltın da bizleri bu yeniden diriliş yolunda Hızır çeşmesine ulaştırın! (Fasıldan fasıla–2)

Vefanın dosta ait bir sıfat olduğu bilgisini veren Hocaefendi, bu anlamda dostun, dostunu asla terk etmeyeceğini belirterek şöyle devam ediyor. "Dostluğun devamı da ancak vefaya bağlıdır. Vefasızlıktan müşteki bir şair şöyle der:

"Dost bî–vefa,
felek bî–rahm,
devran bî–sükûn,
Dert çok, derman yok,
düşman kavî, tali' zebûn."
Şimdilerde ben bunu değiştirdim ve şöyle söylüyorum:
"Dert çok, derman daha çok; düşman şimdi zebûn, talih daha kavî."

Ve son söz:

"Aslında, insanın göstermiş olduğu vefa, dönüp dolaşıp yine kendisine gelir."

 

 

Okunma: 352
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

İlgili diğer yazılar:


 ListeNur.de - islami siteler listesi