AlevilikEkrem Dumanlı, Zaman, 21.11.2006 Uzun bir zamandan beri bazı marjinal çevreler "Alevilik İslam'dan ayrı bir dindir" diyor başka bir şey demiyor. "Alevilik başka bir dinse nerede kutsal kitabı, kimdir peygamberi, hangi kaynaklara dayanarak böyle konuşuyorsunuz?" gibi sorular karşısında sükût etmeyi tercih ediyor bu çevreler. "Ali'siz Alevilik" tezinin arkasında dinî hiçbir dayanak yok; meselenin arka planında siyasi rant hatta ticarî çıkar var. Kimi dinsizliğine bir perde olarak kullanıyor Aleviliği, kimi Avrupa'nın bilmem ne fonlarından menfaat temin edebilmek için. STV'de Hüseyin Gülerce Bey'in programına konuk olan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, kitabın ortasından konuştu ve dedi ki: "Ateistin Alevi'si, Sünni'si olmaz." El hak doğrudur! Ateizm temel bir inanç(sızlık) tercihidir; bu tercihi gizlemek için İslam öncesi mitolojik destanlara sığınmanın hiçbir anlamı yoktur. "Ali'siz Alevilik" diye başlayan sinsi söylemin arkasında "İslam'sız Alevilik" vardır. O yüzden Cem Vakfı Başkanı "Alevilik ayrı bir dindir" diye AİHM kapısına dayanan dernekleri "cehalet" ile suçluyor ve ekliyor: "Bunları anlatmak için cahil olmak yetmez, zır cahil olmak gerekir. Düşünün ki Aleviliğin temel manası Hz. Ali'yi severler demek. Hz. Ali olmadan, 12 imamları bilmeden Alevi'yim demenin mânâsı yoktur." Önce işin bir teolojik yanı: Aleviliği yeni bir din olarak gösterdiğinde adama bunun dinî gerekçelerini, hüccetlerini sorarlar. Hangi kutsal metne dayandığını, yazılı kaynakların hangi yorumlara müsaade ettiğini sorgular bilim adamları. Bu açıdan bakıldığında korkunç bir iddianın, asılsız olduğu ayan beyan çıkar ortaya. Meselenin bir de siyasi boyutu var. Son on yıldır Türkiye, "siyasal İslam" üzerine yapılan tartışmalara şahit oldu. İslam gibi temelde insan sevgisine, sosyal barışa, ahlaka, saygıya, sevgiye dayalı bir dinin siyasî maksatla kullanılıp kullanılmayacağı tartışıldı. İslam'ın siyasî parti programına dönüştürülmesi, hem din gibi kutsal bir alanı her an tartışılan bir zemine çekiyordu; hem de art niyetli kişi ya da grupların doğmasına sebep olabilecek dokunulmaz bir alanın açılmasına -üstelik güncel ve günlük konuların hata riskine rağmen- sebep oluyordu. Yaşanılan onca tecrübe sonunda anlaşıldı ki İslam, küçük parti menfaatlerine alet edilemeyecek kadar mukaddes değerler ile yaklaşıyordu bütün insanlığa. Bu haliyle onu bir partiye, bir gruba, bir cemiyete, bir cemaate, bir millete hasretmek mümkün değildi. Acı tecrübeler sonunda görüldü ki insanların hatta kitlelerin dindar olmaları ayrı bir konu; siyaset yaparken dini bir araç olarak görmeleri başka bir konu. Benzer bir durum bugün Alevilik için de geçerlidir. Bazı kişi ve çevreler Aleviliği siyasi bir güç olarak görüyor ve bu gücü arkasına almak için değişik propagandalara başvuruyor. Siyasal Alevilik diyebileceğim bu kavramın arkasında ne sade Alevi insanlar var ne de Aleviliğin barış ve sevgi üzerine yoğunlaştığı kutsal mesajlar. Siyasal İslam tartışmasında da manzara böyleydi. Bir tarafta dinini samimi bir şekilde yaşayan, seçim döneminde herhangi bir partiye oy veren ve bunu vicdanıyla yapan geniş kitleler; diğer tarafta o kitlelerin kutsal saydığı değerleri oya dönüştürmek için sun'î gündemler ve söylemler geliştiren zümreler. Bazı Alevi federasyonlarındaki "Marksist yapılanma" gerçek Alevileri kaygılandırıyor; çünkü mezhep ayrılığı üzerinden çıkarılacak fitnenin faturasını sadece bir zümre değil bütün Türkiye öder… Son sözüm hükümete: Bu ülkenin vazgeçilmez parçası olan Alevilerin bir kısım haklı talepleri var; bu isteklerin karşılanması "Marksist, ateist gruplar"ın Aleviliği istismar etmesine engel olacaktır. AB fonlarından üç-beş kuruş alabilmek için toplumun değer yargılarını yok edecek kadar fitne çıkaran kişi ve gruplara fırsat verilmemelidir. Cemevi açmanın kolaylaştırılması, bu insanların sosyal ve ekonomik problemlerinin çözülmesi gerekiyor. Başka türlü suiistimalin önüne geçmek mümkün değil.
|