Sosyologlar ve laik kararlılıkBülent Korucu, Zaman, 24.11.2006 Türkiye ilginç bir ülke. Kabadayıları filozof pozları vermekten hoşlanıyor. Peker'den Nuriş'e örneklere aklınızda hızla resmi geçit yaptırın, hak vereceksiniz. Yazarları, sorunları sokak ağzı ve yöntemleriyle çözmeye pek meraklı. Aile içi şiddet toplantıları yerini medya içi şiddet konferanslarına bırakacak gibi. AB'miz bu konuda kulağımızı ne zaman ve ne şiddette çekecek, bekliyoruz(!) Farklı fikirlerin tarlası olması gereken üniversitelerde çember giderek daralıyor. Fikir hürriyetini namusu gibi koruması beklenen akademik camia, her sabah yanaşık düzen eğitimi yapılan kışlalara rahmet okutacak noktada. Demokrasi ve düşünce özgürlüğünün sembolü olan 'senin gibi düşünmüyorum; ama senin düşünce özgürlüğünü savunmak için ölürüm' ifadesi bizde şu hali alıyor: Benim gibi düşünmeyenleri susturmak için ölebilirim. Liberal yazar ve akademisyen Prof. Atilla Yayla'nın maruz kaldığı uygulama tek sesliliğin tescili anlamına geliyor. Hata yapma hakkı tanımadığımız için özgüvensiz gençler yetiştiriyoruz diye hayıflanırken, profesörlerin ağzına biber sürülüyor. Yayla'nın söylediklerinin doğruluğu veya yanlışlığı tartışması çoktan aşılmış durumda. Yine bize özgü tuhaflıklardan birisi laikliği, içkiye indirgemek. Bir büyüğümüzden dinlemiştim; 'Anadolu'nun sarhoşu bile mukaddesatına saygılıdır. Ayakta duramayacak kadar sarhoşunun dahi yanında Allah'a, peygambere dil uzatamazsınız' demişti. Gerçekten de böyledir, ne içki içen kendini dinin karşısında konumlandırır ne de içmeyenler diğerine kâfir gözüyle bakar. İçkiyi laiklikle, laikliği ise din karşıtlığı ile özdeşleştirenler laikliğe en büyük düşmanlığı yapıyor. Laikliği, kafa çekme ve dine kafa tutma özgürlüğü olarak sunmaya devam edenler, toplumda oluşan kuşkuların sorumluluğunu üstlenmek zorunda. Dinsizlik bir tercih ve laikliğin koruması altında; ama din karşıtlığı başka bir şey. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)'nın son araştırması halkın laikliği, pek çok kamuoyu önderinden daha sağlıklı biçimde algıladığı ve özümsediğini gösteriyor. Sadece 'Sizce laiklik tehdit altında mıdır?' sorusuna çıkan yüzde 73,1'lik hayır cevabı değil, bu kanaati pekiştiren. Dindarlaşırken radikalleşmeyen, önceliklerini sıralarken işi ve aşı ilk sıralara yerleştiren bir toplumla karşı karşıyayız. Başı açıkla kapalı olanlar arasında gerilim bulunmadığı gibi böyle bir risk de kaydedilemiyor. Tarhan Erdem'in Milliyet Gazetesi için yaptığı başörtüsü araştırması da benzer sonuçlara ulaşmıştı. Bu bilimsel araştırmalara rağmen 'Türkiye'de irtica tehlikesi vardır ve laiklik tehdit altındadır' tezini savunmak isteyenler var. Olabilir; ancak tezlerini bilimsel verilerle desteklemek kaydıyla. Binnaz Toprak ve Ali Çarkoğlu ekibi de Tarhan Erdem de bu konuda çamur atamayacakları insanlar. Geriye sadece 'Şahsi gözlemlerimiz böyle değil' savunması kalıyor. Gözlemlerin, bilimsel veriler karşısındaki konumu ve gözlemcilerin objektiflik noktasındaki zaafı söylenenleri havada bırakmaya yetiyor. Ama daha önemlisi, şuuraltındaki psikolojiyi anlamak. Gazeteci Taha Akyol ile 28 Şubat'ın kudretli paşası Çevik Bir arasındaki diyalog yeterince açıklayıcı. Akyol, Aydın Doğan'ın çağrısı ile Milliyet yayın toplantısına katılan Orgeneral Bir'e, 'Ülkemizde çok iyi yetişmiş sosyologlar var, neden bunlara danışmıyor, bilimsel destek almıyorsunuz?' diye sorar. Bir'in cevabı manidar: "Sosyologlara danışırsak kararlılığımız sarsılır." Paşa'nın sözlerinin tercümesi şu: Cevabı belli soruları sorarsak, yapmak istediklerimizi yapamayız. Önce ateş edelim, sonra nişan alırız.
|