Anasayfa arrow Satır Arası arrow Muhtelif Yazılar arrow Muhammed'i Ali'den kim ayırabilir ki?
E-posta

Muhammed'i Ali'den kim ayırabilir ki?


ImageHer şey Avrupa Zaman Genel Yayın Yönetmeni Mahmut Çebi'nin uyarısıyla başladı. Uzun yıllar mesai arkadaşlığı yaptığım Çebi, bazı Alevi grupların AİHM'ye gittiğini, buradaki davada Aleviliğin İslamiyet'ten ayrı, başka bir din olduğuna dair mahkemeye başvuruda bulunduklarını anlattı. 

Konu bu haliyle biliniyordu; yalnız Çebi'nin dikkat çektiği bir başka husus vardı: Aslen ateist olduğu söylenen ve bu yüzden Aleviler arasında çok da itibar görmeyen birilerinin AİHM kampanyası Avrupa'daki Alevi vatandaşlarımızı bir hayli huzursuz etmişti. Çünkü Alevilik başlı başına bir din değil. Bu nedenle Alevilere gayrimüslim muamelesi yapılamaz. Aleviliğin bir din kabul edilmesi halinde Aleviler Türkiye'de azınlık statüsüne itilmiş olacaktı. Bu ülkenin öz be öz evlatları olan Alevilerin azınlık muamelesine uğraması üzücü ve acı veren bir durum olsa da, Avrupa Birliği fonlarından para koparmak ve mezhep farklılığını uçuruma dönüştürmek isteyen ve bu amaç için Aleviliği kullanan kişilerin Alevilerin hissiyatını dinlemeye niyeti yoktu. Onların gözünü para bürümüştü zahir.

Avrupa Zaman'dan gelen uyarı üzerine Alevi vatandaşlarımızın, aydınlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın görüşleri alındı. Gerçekten de ortada vahim bir durum vardı. Çünkü Alevilerin çok büyük bir çoğunluğu AİHM üzerinden yürütülen ayrımcı çalışma karşısında şaşkın ve kızgın bir haldeydi. Yapılanın Alevilik'le ilgisi olmadığı gibi, bu işe yeltenenlerin Aleviliği temsil etme haklarının da olmadığına inanıyorlardı. Bunun üzerine taraflardan (bu taraflara AİHM başvurusunu yapanlar da dâhildir) görüş alarak konuyu gazetemizin manşetine taşıdık. Bu arada Alevilerin yakından tanıdığı değerli bir aydından da (Reha Çamuroğlu) yorum sayfamız için analiz derinliği olan bir makale alındı. Alevilik gibi yayın titizliği gerektiren bir konuda objektif bir habercilik ortaya konuldu ve sonra konuya ilgi duyan kişi ve kuruluşların nabzı tutuldu. Hemen herkes Zaman'ın duyarlı yayıncılığını takdir ediyordu. Demek ki habercilik açısından doğru bir iz sürülüyordu...

Alevilerin dışlanmasına karşı çıkmak

Almanya'dan başlayan haber serüveni, Hüseyin Gülerce'nin STV'de Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'ı konuk etmesiyle bir başka boyut kazandı. Doğan'ın duruşu çok netti. Hoca, Aleviliği bir din olarak tanımlamayı cahillik hatta zır cahillik olarak niteliyor ve bu işin arkasında duranların dinle ilgisi olmadığını söylüyor ve sözlerini şöyle noktalıyordu: Ateistin Alevi'si Sünni'si olmaz.

STV'deki Pazar Sohbeti'nin ardından Hüseyin Gülerce bir yazı yazdı; ben de iki yazıyla konuyu açmaya çalıştım. Alevi vatandaşlarımızın telefonla, mektupla, elektronik postayla verdikleri mesaj çok açıktı: Aleviliği İslam'dan koparmak isteyen bölücü ve mezhepçi güçlerin kötü niyetine karşı cevap verilmeli, Türkiye'deki Alevi-Sünni kardeşliği pekiştirilmeli, hatta bu konuda hükümet ciddi ve özgürlükçü adımlar atarak Alevilerin dışlanmasına karşı çıkmalıydı. Maşeri vicdanın sesiydi bu. Gazeteye ulaşan mesajlar, daha önce pek çok kez yaşanan Alevi-Sünni kavgasının provokatörlerce nasıl tezgâhlandığını bilen aklı başında insanların makul talepleri ve endişelerini de ifade ediyordu.

Açık söylemem gerekirse Alevilik ile ilgili yazdığım iki yazının bu kadar yankı uyandıracağını hiç düşünmemiştim. Çünkü çocukluğunu Alevi arkadaşlarıyla geçiren ve 12 Eylül öncesi yaşanan cinnette Alevi-Sünni ayrımının farkına varan, bu ayrımcı düşünce yüzünden yakın arkadaşlarını kaybeden, mezhep çatışmasına sebep olabilecek fitnenin ne denli kötü olduğunu bilen bir insanın kaygılarını dile getiriyordu o yazılar. Aleviliğin Anadolu topraklarındaki kültürel zenginliğe katkısı ortadayken, kader birliğimiz binlerce kere perçinleşmişken, insanımızı üzecek, onları birbirinden koparacak hangi mazeret olabilirdi ki?..

Alevilik üzerine bir haftadır yaptığımız yayınlara yüzlerce mesaj geldi. Çok azı istisna (-ki onlar da marjinal grupların hırçın ve kindar yorumlarıydı), hemen her mesaj, sosyal kaynaşmayı, toplumsal uzlaşmayı ifade ediyordu. Onlardan biri var ki burada kısaca zikretmeden geçemeyeceğim; zira narin bir üslupla, nazik bir gerçeği dile getiriyordu bu mesaj. Samsun-Çarşamba'dan arayan Gülhan Hanım'ın mesajı üzerine herkesin çok iyi düşünmesi gerekiyor. Diyor ki: "Ben de bir Alevi'yim. Alevilik adı altındaki birtakım insanların kesinlikle Alevi olduğuna inanmıyorum… Zaman'a teşekkür ediyorum. Dinimizi, kitabımızı, peygamberimizi bir Alevi olarak hiçbir şeyden ayırmıyorum. Ali'yi sevmek demek bunlardan soyutlanmak asla değildir. Oğlumun ismi Muhammed Ali'dir benim..."

İşte böyle! "Ali'siz Alevilik" adı altında ortaya çıkıp daha sonra kitapsız ve peygambersiz Alevilik yolunda mesafe alacaklarını zannedenler yanılıyor. Alevilik bu topraklarda yüzlerce yıldır var ve insanlar çocuklarının adını seçerken Ali'yi Muhammed'den ayırmıyor. Zaten onları ayırmaya kimsenin gücü yetmedi; yetmeyecek. Alevi olmayan Türklerde Hazreti Ali sevgisi nasıl muazzam bir hakikatse, Alevi Türklerde de Hazreti Muhammed aşkı öyle muhteşemdir. Bu gerçeğin ötesinde hareket edenin niyetini cidden sorgulamak gerekiyor. Üstelik Irak'taki mezhep çatışmaları, Irak'a komşu ülkelerin; hatta bu bölgedeki büyük güçlerin yeni stratejilerindeki mezhep kavgası senaryosu ortadayken bu meseleye laubali bir üslupla, vurdumduymaz bir edayla nasıl yaklaşılır?

Halk, mezhep ayrımcılığı istemiyor

Son bir not düşmek istiyorum bu konuya: Bir haftadır devam eden yayınlara sivil toplumun her kesiminden çok duyarlı ve çok pozitif mesajlar aldık. Bu, sevindirici bir durum. Demek ki Türk insanı Alevi'siyle Sünni'siyle mezhep ayrımcılığı istemiyor, bu ayrımcılık üzerinden yapılmak istenen komployu önceden görebiliyor. Bu güzel gelişmeye rağmen başta Diyanet olmak üzere resmî kanattan da olumlu adımlar bekliyoruz. Alevilik üzerine hurafe üretenler ortada fır dönüp gezerken Diyanet'in Alevileri de kucaklaması, onları dinlemesi, Alevilik üzerine araştırma kapılarını açması, ilmî çalışmalar eşliğinde Aleviliğin yazılı kaynaklarına inilmesi, efsaneci ve hurafecilerin "Alevilik başlı başına bir dindir" diyerek siyasi rant elde etmeye yeltenmesinin önüne geçmesi gerekiyor. Diyanet gibi, ilahiyat fakülteleri gibi teolojik çalışmaların ilmî zeminde yapıldığı mahfillerde Alevi aydınların ve sivil toplum kuruluşlarının görüş ve desteği alınarak pek çok çalışma yapılabilir. Cemevlerine ihtiyaç duyulan yerlerde devlet bu insanlara yardımcı olabilir. Güvenlik güçleriyle çatışarak ölen bazı örgüt üyelerinin cenazelerini sürekli cemevine getirerek bu yerler hakkında olumsuz imaj uyandırılmasına fırsat verilmemeli. O yüzden samimi ve barışçı Alevi kuruluşların demokratik taleplerine kulak vermek şart.

Alevilik ile ilgili haber ve yazılar bize önemli bir gazetecilik gerçeğini tekrar hatırlattı: Gazeteler, sun'î gündemlerden kendilerini arındırıp toplumun her kesimini bir daha dinlemeli ve oradaki fotoğraflarla kendilerine yeni rotalar çizmeli. Herkesi kapsayacak ufuk turları sayesinde sosyal bütünlüğümüzü koruyabilir, demokratik ve çoğulculuk yapımızı geleceğe taşıyabiliriz...

Cumhurbaşkanı'mızı anlamak mümkün değil!

Herkesin malumu; Cumhurbaşkanı'mız Ahmet Necdet Sezer'in basınla arası pek iyi değildir. Kendinden önceki reisicumhurların (özellikle Özal ve Demirel'in) tersine; gazeteci dostları yoktur Sezer'in. O yüzden medya kuruluşlarının programlarında görüldüğü vaki değildir. Aşırı sol ucun en statükocu gazetesi ile arasının iyi olduğu, o gazetenin üst düzey iki yöneticisiyle mutad görüşmeler yaptığı söylenir. Zaten onlar da bu iddiaları inkâr etmiyor. Bu konuda pek çok eleştiri de aldı Sezer. Hatta zaman zaman Sezer'in başında bulunduğu sistemle okuduğu gazetenin adını karıştırdığı, sanki sadece bir gazete okuyarak meselelere baktığı bile söylendi, yazıldı, eleştirildi.

Sayın Cumhurbaşkanı'mız, sadece bir gazete okumadığını, ayrıca bir TV kanalını seyrettiğini önümüzdeki günlerde ispat edecek galiba. Çünkü bir TV kanalı Sezer'in katılacağı "yeni yayın dönemini tanıtan program" yapmış, davetiyeler göndermeye başlamış bile. Yalnız Sayın Sezer yine aynı problemle karşı karşıya: Şayet haberler doğruysa Cumhurbaşkanı'mız yine aşırı uç bir zümreyle birlikte anılmış olacak. Bahsi geçen kanalın sahibi yok, gürültüsü çok. Bir reisicumhur, telefonla işadamlarına reklam şantajı yaptığı söylenen bir kanalın onur konuğu olabilir mi? Sanmam. Sayın Cumhurbaşkanı niçin kendini hep aşırı solcu ya da aşırı ulusalcı gruplarla görüyor; bunu anlamak mümkün değil. Bu haliyle sadece kendine değil, cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir makama da zarar verebilir. Kim bilir belki de davetiyeler Sezer'den teyit gelmeden basılmıştır. Unutmamak gerekir ki Sezer, cumhurun yani herkesin başkanıdır, küçük ve marjinal grupların değil.

  

 

Okunma: 380
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

 

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

 ListeNur.de - islami siteler listesi