Anasayfa arrow Sonsuz Nur (s.a.v.) arrow Sünnet Işığında Hayat arrow Peygamber Efendimiz'in Sünnetine Göre Ticaret Esasları - 3
E-posta

3. EYLEMLE (BİZZAT TİCARET FİİLİ) İLGİLİ DÜSTURLAR

 Prof.Dr.İbrahim Canan

 

Faiz Yasağı

Dinimiz, bütün çeşitleriyle fâizli ticareti şiddetle yasaklar. Kur’an–ı Kerim, faiz yemeyi “Allah ve Peygamberi tarafından harp ilan edilmiş” gibi ağır bir cürüm ilân eder ve bunu yapanların, kıyamet günü şeytan çarpmış gibi perişan bir halde kabirlerinden çıkıp ebedî ateşe gireceklerini belirtir. (Bakara, 2/275–79). Kur’ân’ın bu şiddetli tavrına paralel olarak hadislerde de, faizden kaçınmanın gereği hususunda ciddî uyarılar gelmiştir: “Faiz yiyene de yedirene de Allah lânet etsin.” (Müslim, Müsâkat, 25; Ebû Dâvud, Büyû, 4; Tirmizî, Büyû, 2; İbn Mâce, Ticaret, 5, 8)

Şu müteakip çeşitlerde yapılan alışverişler de faize girdiği için yasaktır:

a) Kaliteleri farklı hurmaların (ve diğer meyvelerin) düşük kaliteliden razı edilecek bir fazlalıkla değiştirilmesi yasaklanmıştır. İhtiyaç hâlinde kaliteli olmayan satılır, elde edilen para ile kaliteli olandan satın alınır.

b) Hurma hurma ile, buğday buğday ile, arpa arpa ile, tuz tuz ile başa baş değiştirilir. Araya ziyade girerse, bu fâiz olur. (Nesaî, Büyû, 41–43)
Türkiye’nin içine düştüğü unutulmayacak ekonomik krizin, faize dayanan banka oyunlarıyla devlet hazînesinin soyulması sonucu ortaya çıktığını hatırladığımızda, yukarıdaki nebevî ifâdenin hikmeti inkâr edilemeyecek şekilde ortaya çıkacaktır.
İnsanlığın yaşadığı bütün ihtilallerin, zekâtın verilmemesiyle birlikte, özde faizin sebep olduğu merhametsizlikten kaynaklandığı kanaatinde olan Bediüzzaman der ki: “Riba (faiz), atalet verir, şevk–i sa’yi söndürür. Ribanın kapıları hem de onun kapları olan bu bankaların her dem nef’i ise (yani faydası), beşerin en fena kısmına olur; onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef’i en fena kısmınadır; onlar da zâlimler. Her dem zalimlerdeki nef’i (faydası, zâlimlerin) en fena kısmınadır; onlar da sefîhlerdir. Âlem–i İslâm’a bir zarar–ı mutlaktır... Kur’an’ın adaleti bâb–ı âlemde durup ribaya der: “Yasaktır! Hakkın yoktur; dönmeli!” Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille. Müthişini yemeden bu emri dinlemeli.” (Nursi, Sözler, Lemaat, 730)
Öyle ise Müslümanların bütün çeşitleriyle faizden uzak durmaları gerekir.
Bazı Yasak Alışveriş Usûlleri
İslam’da her alış veriş tarzı meşru değildir. Mesleği tüccarlık olanların bunları mutlaka bilmesi gerekir. Hadislerde zikredilen ve helâl olmayan bazı alışveriş usûlleri şunlardır:

a) Mülâmese: Satın alınacak eşyaya sadece elin değmesiyle satın alma akdini kesinleştirip, seçim hakkı tanımayan alışveriş tarzı. Halbuki ticarette malın iyice görülüp tetkik edilmesi şarttır.

b) Münâbeze: Elbisenin müşterinin eline atılmasıyla akdin tamamlanması, tetkik etme hakkının tanınmaması.

c) Bey’u’l–hasât: Çakılın atılmasıyla kesinleşen satış veya sürüye atılan çakıl tanesi hangi koyuna değerse onun satılmış olması gibi usûller yasaktır.

d) Ağacın meyveye duracağı kesinleşmezden önce meyvenin, olgunlaşmadan önce başağın alınıp satılması, mal sahibine de müşteriye de yasaklanmıştır.

e) Satın alınan meyve daha ağaçta iken âfet vurmuşsa, satanın para almaması gerekir veya zarar miktarı düşülür.

f) Bahçenin birkaç yıllık meyvesini peşin satmak yasaktır. Çünkü, satış sırasında malın mevcut olması esastır.
g) Kuru üzümü, aynı ağırlıkta yaş üzüm mukabilinde alıp satmak yasaktır, çünkü yaş olanı kuruyunca ağırlığını kaybetmektedir. Para ile satış caizdir.

h) Miktarı ölçülmemiş olan hurma yığınını belli bir miktar hurma ile satmak yasaktır.

i) Miktarı ölçülmemiş yiyecek yığınını, aynı şekilde başka bir yığın karşılığında satmak yasaktır. (Nesaî, Büyû, 23–40)
Alışverişte Yeminden Kaçınmak
Yemin, dinimizde bir delildir, hukukî bir değeri vardır. Yemin delilini kullanan kimseye inanmak gerekir. Bu temel hukukî prensibin bir riski var: İnsanlar yeminle aldatılabilir. Böyle durumların ortaya çıkmaması için dinimiz, hem Kur’ân–ı Kerîm ve hem de Aleyhissalâtü vesselâm’ın diliyle yemin meselesine müstesna yer vermiştir. Bu cümleden olarak alışverişte yemine yer vermek hoş karşılanmamıştır. Bir Buhari ve Müslim hadisinde Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz: “Alışverişte fazla yeminden kaçının; zira o, malı merğup kılsa da sonra bereketini giderir.” buyurmuş, (Buharî, Büyû, 26; Müslim, Müsâkat, 131, 132) ayrıca, yalan yere olmasa bile yeminin sebep olacağı manevi kirlenmeden alışverişin temizlenmesi için sadaka verilmesi tavsiye etmiştir. (İbn Mâce, Büyû, 3, 2145 h) Bu yemin yalan olursa, bu takdirde Resûlüllah’ın üslubu pek şiddetlidir: “Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 220) ve “... Allah’ın (rahmet) nazarıyla bakmayacağı üç kişiden biri olur.” (Tirmizî, Büyû, 5) Buharî’nin de kaydettiği bir rivâyete göre, “Allah’ın akdini ve yeminlerini az bir değere değişenler var ya, onların âhirette bir nasipleri yoktur. Allah, onlara kıyamet günü hitap etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azap onlar içindir.” mealindeki ayet (Al–i İmrân, 3/77), Resûlüllah’ın devrinde yalan yere yemin eden bir tüccar hakkında inmiştir. (Buharî, Büyû, 27)
Alışverişte Borçtan Kaçınmak
Resûlüllah (s.a.s.), bilhassa maddî bakımdan darlık yaşanan hicretin ilk yıllarında borçlu olarak ölen kimselerin cenaze namazına iştirak etmemiş, borçlanmayı yasaklamış, öyle ki, bir cenaze geldiği zaman “Borcu var mı?” diye sormuş, şayet varsa namazını kıldırmaktan istinkâf etmiştir. (Nesâî, “Cenâiz”, 67; Dârimî, 2/177; Heysemî, Mecma’u’z–Zevâid, 4/127–129)
Resûlüllah, iktisadî rahatlamaya kavuşulduğu zaman borçlu olarak vefat eden kimsenin borcunu ödemeyi üzerine alarak cenaze namazını kıldırmıştır. (Buharî, Kefalet, 5, İstikraz, 11, Ferâiz, 9, Sadakât, 13) Bu uygulamasıyla Efendimiz, borçlu olarak öteye gitmemeye vurgu yapmıştır. Çünkü insanlar, darlık zamanlarında borçlanır ve borcu da ödemekte zorlanırlar. Efendimiz, böyle bir zamanda borçlanmanın önünde durarak, insanları borçlanmaya alışmamaya, bunun yerine çalışmaya teşvik etmiştir. Borçlanma imkânı sebebiyle israfâta kaçıyor ve sıkıntılardan kurtulamıyoruz. Şu hadis, milletçe düştüğümüz zillete de tercüman olmaktadır:
“Borç, Allah’ın yer yüzüne indirdiği zillet tasmasıdır; Allah bir kulu zelil etmek dilerse, onu boynuna geçirir.” (Hâkim, Müstedrek, 2/24; Münâvî, Feyzu’l–Kadîr, 3/556)
Resûlullah’ın: “euzu billahi mine’l–küfri ve’d–deyni (Küfür ve borçtan Allah’a sığınırım)” diye dua ettiğini gören bir sahabi sorar: “Ey Allah’ın Resûlü! Borç küfre denk midir?” Aleyhissalâtü vesselâm:
– Evet! buyururlar. (Müsned, 3/38)
Peygamber Efendimiz, borç altında ezilmekten Allah’a sığınmış ve birçok duasında bunu ifade etmiştir. (Buhari, Daavat, 36; Ebû Davud, Vitr, 32; Nesai, İstiaze, 7)
Borç Vaktinde Ödenmelidir
Bu, ahde vefanın da gereğidir. Hele parası olduğu halde, borcunu –zamanımızda çok görüldüğü gibi– bir kısım çıkar hesaplarıyla geciktirmek hiç mi hiç caiz değildir ve Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz, bunu “zulüm” olarak ifade etmektedir: “Zenginin ödemeyi savsaklaması zulümdür.” (Buharî, Havâlât, 1, 2, İstikraz, 12; Müslim, Müsâkât, 33) Yani, bu davranış bir hakka tecavüzdür. Şehidin bile Cennet’e girmesine mani teşkil eden (Müslim, İmâret, 120; Nesaî, Büyû, 98) bir “kul hakkı ihlâli” sınıfına girmektedir ve haramdır.
Aleyhissalâtü vesselâm, bu hususta şöyle de buyurmuştur: “Kim, ödemeyi murat ederek mal alırsa Allah, ona borcunu ödemede yardımcı olur. Kim de halkın malını itlâf etmek düşüncesiyle alırsa, Allah da onu (dünya veya ahirette) telef eder.” (Buharî, İstikraz, 2)

Anlayışlı Davranmak

Resûlüllah’ın farklı şekillerde yaptığı tavsiyelerden bir kısmı anlayışlı davranma başlığı altında toplanabilir; müsamaha, kolaylık, bağışlama vs. buna dahildir. Anlayışlı davranma, hem alan ve hem satan, her iki taraftan da beklenen bir husustur. Müşterinin mümkünse aldığı malın bedelini peşin ödemesi, değilse vadesi içinde ödemesi, istetmeden ödemesi gibi hususlar bir anlayışlılık olduğu gibi, alıcıya ve borçluya karşı satıcının da anlayışlı davranması gereken hususlar vardır. Şu hadislere bakalım: “Yüce Allah, alıcı veya satıcı veya borç ödeyici veya borç alan olsun, (anlayışlı davranarak) kolaylık gösteren kişiyi Cennet’e koyar.” (Buhari, Büyû, 16; Nesaî, Büyû, 104; İbn Mâce, Ticârât, 28; Hâkim, Müstedrek, 2/56)
“Kim, darda olan borçluya mühlet tanır veya (borcunu) siliverirse, o kimseyi Allah Teâla Hazretleri, Kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Arşının gölgesinde gölgelendirir.” (Tirmizî, Büyû, 67)
Resûlüllah’ın alışverişle ilgili tavsiyelerinden ne kadar uzaklaştığımızı ifade eden bir vak’ayı bizzat yaşayan kişiden dinledim:
“Malûm bu yıl (2003), kurbanın ilk günü fiyatlar çok yüksekti. Mal pazarına gittim. Gözüme kestirdiğim bir sığır için müşteri oldum. Satıcı, 2 milyar 300 milyon lira istedi. Ne kadar uğraştımsa da 50 milyon kırdıramadım. Almaktan vazgeçtim. Üçüncü gün yine aynı yere gittim ve aynı adamla karşılaştım. Mallarını satamamış, üstelik, hayvanlar soğuktan hastalanmış öksürüyorlardı. Birinci günkü aynı sığırı 790 milyona satın aldım.”
Bu alışveriş iki safhasıyla da, zahirde ticarî kaidelere uygundu ama, Resûlüllah’ın tavsiyesi olan anlayışlılığa uygun olmadığı gibi, bir fırsat kollama, kanaatsizlik, hattâ mala değerinden fazla fiyat biçme gibi unsurlar da ihtiva ediyordu.

Cömertlik

Aleyhissalâtu vesselâm, zenginlerin cömert olmasını tavsiye etmektedir. Tüccar, Allah yolunda harcamaya çağırıldığı veya fukara talepte bulunduğu zaman, Allah’ı en ziyade razı edecek gıptaya değen amelde bulunmalıdır: Veren’in malını Veren’in yolunda minnet etmeden vermelidir: “Haset (gıpta) etmek, iki şeyde caizdir: Bir kimse vardır, Allah kendisine Kur’ân’ı(n ilmini) vermiştir, o da gece gündüz elinden geldiğince bu ilimle amel eder, gereğini yerine getirir. Bir kimse daha vardır, Allah ona da mal vermiştir, o da bu malı Allah yolunda gece gündüz harcar. İşte bu iki kişi, gıptaya değen kimselerdir.” (Müslim, Salâtu’l–Müsâfirîn, 266) Tüccarın cömert olması ve bolca sadaka vermesi için başka sebepler de vardır: “Ey tüccarlar cemâati! Alışveriş sırasında boş laflar ve yeminler sarf edilir. [Şeytan ve günah hazır olur]; öyleyse onu sadaka ile giderin.” (Tirmizî, Büyû, 4; İbn Mâce, Müsâkât, 27) Bilhassa –günümüzde olduğu gibi– sefaletin, işsizliğin arttığı durumlarda, tüccarların gelirlerini daha bir temiz kılmaları için, bu nebevî tavsiyeye karşı hassas olmaları gerekir diye düşünüyoruz.

Şartlara Uymak

Resûlüllah’ın bir emirleri de şöyledir: “Müslümanlar, alışveriş sırasında kabul ettikleri meşru şartlara uymalıdır; yeter ki bu şart haram olanı helâl, helâl olanı da haram kılmasın.” (Tirmizî, Ahkâm, 17; Ebû Davud, Akdiye, 3594. h., İbn Mâce, Ahkâm, 2353.h)2

İşçinin Parası Peşin Olmalı

Resûlüllah Efendimiz (s.a.s.), iktisadî hayatta borçların geciktirilmeden ödenmesini düstur kılarken, işçiye, emeği satın alınan insana olan borcun peşin ödenmesini emretmektedir: “Ücretle çalışan kimseye, ücretini, daha teri kurumadan ödeyin.” (İbn Mâce, Rühûn, 4). Münavî, “terin kurumadan verilmesi”nden maksadın, ödemede çabukluğun vacip olduğunu belirtmeye yönelik olduğunu ifade eder. “İşçi ücretini talep ettiği takdirde, terlememiş olsa bile”, ücretinin hemen verilmesi gerektiğine dikkat çeker.

Ölçü ve Tartıda Hassas Olmak, Hîleye Yer Vermemek

Kur’an–ı Kerim’de, eski milletleri helâk eden musibetlerden biri olarak ölçü ve tartıda yapılan hîle gösterilir. Sözgelimi, Hz. Şuayb’ın kavmi bu zaafından dolayı uyarılmış, yola gelmeyince helâk edilmişlerdir. (Hûd, 11/84–85, 94) Mutaffifîn Sûresi: “Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun!” diye ağır bir tehditle başlar ve böyle yapmalarının âhirete inanma ile asla bağdaşmadığını ifade ve âhirette karşılaşacakları azabın çetinliğini tasvir eden âyetlerle devam eder. (Mutaffifîn, 83/1–17)
Aleyhissalâtu vesselâm’ın ölçü ve tartı kullananlara bir uyarısı şöyledir: “Sizlere, sizden önceki ümmetleri helâk eden iki şey emânet edilmiştir: ‘ölçek’ ve ‘terazi’.” (Tirmizî, Büyû, 9)

Teraziyi Müşteri Lehine Ağır Kılmak

İslâm, yukarıda görüldüğü üzere, ölçü ve tartıda hileyi yasaklamakla kalmamış, her çeşit hile kuşkusunu bertaraf edecek bir tedbire de yer vermiştir: Satıcı, müşteri lehine, satılan malı tartıda biraz ağır kılacaktır. Bu maksatla Hz. Peygamber Aleyhissalâtü vesselâm, tartıcısına (vezzân): “Tart ve (terazinin kefesini müşteri lehine) ağır kıl.” diye emretmiştir (Buharî, Büyû, 34, Hibe 23; Müslim, Müsâkat, 115; Tirmizî, Büyû, 6) Nitekim, bugün, dindar esnaf terazi kullanırken, satılan malı müşteri lehine biraz ağırlaştırarak tartar, sonra paketler.

Hayat Standardında Sadelik

İslam Dini, “Allah, verdiğini kulunun üzerinde görmek ister” hadisi ile herkesin maddî durumlarına uygun bir standart üzere yaşamalarını meşru addetmiştir. Şu kadar ki, Resûlüllah Aleyhissalâtü vesselâm, kendi hayatında, fetihlerden sonra kavuşulan bolluğa rağmen, her hususta (yeme–içme, giyim–kuşam, mesken–mefruşat) sadeliği esas almıştır. “Rabbim, bana Mekke’nin Bahta mevkiini altın kılmayı teklif etti. Ben: ‘Ey Rabbim hayır!’ dedim. ‘Ben bir gün tok, bir gün aç olmayı talep ediyorum, acıktım mı Sana tazarruda bulunurum, doyunca da Sana şükrederim.” Aleyhissalâtü vesselâm’ın hayat standardının böyle oluşunun imkânların kıtlığından ileri gelmediğini, iradî bir tercihle olduğunu İslam âlimleri belirtirler. (İbn Hacer, Fethu’l–Barî, 14/71)3
Halka örnek olma durumunda olan zenginlerin bu sünnete uyarak, fakir tabakaların gıpta ve rekabet hislerini tahrik etmeyecek bir standardı benimsemeleri müstahsen bir edeptir.
Sadelik, İslâm’ın reddettiği hırs ve onun getireceği ihtikar, haram–helâl tefriki yapmama gibi mühlikâta da set çekmesi bakımından önemlidir.

Paraya Karşı Hırslı Olmamak

Dinimiz zenginliği övmüş, servet edinmeye teşvik etmiştir, ama paraya, mala karşı gösterilecek hırsı da kötülemiş, mü’minleri bu noktada uyarmıştır.

Resûlüllah (s.a.s.): “Dinar ve dirhemin kullarına lânet edilmiştir.” buyurarak (Tirmizî, Zühd, 4), servetlerindüşen zekâtı, sadakayı ödemeyenleri, para kazanma yolunda “Çalışmak da ibadettir.” gibi boş avunmalar ve aldatmacalarla namaz, oruç, zekât gibi vazifelerini ihmal edenleri, daha çok servet için haram–helâl tefrîk etmeyenleri uyarmıştır.
Resûlüllah’a göre, bu suretle, hırsla elde edilecek servetle zengin olunmaz, gerçek zenginlik kalp zenginliği, gönül zenginliğidir: “Zenginlik mal çokluğu ile değil, kalp zenginliği iledir.” (Müslim, 120; Tirmizî, Zühd, 40)

İhtikârdan Kaçınmak

Hz. Peygamber (s.a.s.): “Pazara (satmak üzere) mal sevk eden (kâr eder, helâlinden) rızka kavuşur. İhtikâr yapan (pahalansın da öyle satayım diye malını saklayan), lânete uğrar.” (İbn Mâce, Ticârât, 6; Dârimî, Büyû, 12) buyurarak, iktisadî hayata mühim bir düstur getirmiştir.. Bir başka hadiste, muhtekir, Allah’ın kitabını inkâr edene benzetilirken, ihtikar etmeyen de “Allah yolunda cihad eden”e benzetilir. (Câmi’u’s–Sağîr, 3/354)
Şu halde, ticarette piyasayı daima dolu tutmak esastır. Pahalandırarak daha çok kâr etmek için malı piyasaya sürmemek, saklamak, (yani ihtikâr) yasaktır.
İhtikâr meselesi teferruatlı ve münakaşalı ise de, selef âlimleri, “yiyecek maddesi gibi zaruri mallar”daki ihtikârın haramlığında ittifak ederler. Her devirde farklı mekânlarda, farklı şartlarda “zaruret” sınıfına başka maddelerin de girebileceği unutulmamalıdır.

Pazarlık

Alışverişte İslâm’ın meşru kıldığı bir usûl, pazarlıktır. Bunu kurbanlık alımlarında canlı olarak yaşarız. Bu, piyasanın kontrolü, fiyat hareketlerinin tâkibi bakımından gerekli bir davranıştır. “Fiyatlar yükseldi, narh koyun!” diye müracaat edenlere Aleyhissalâtü vesselâm’ın: “Narhı (resmi makamlar tarafından fiyat konulması) Allah koyar.” diye cevap vermiş olması istisnaî durumlar dışında İslâm, narh koymayı hoş karşılamaz. (Tirmizî, Büyû, 73; Ebû Dâvud, Büyû, 49; İbn Mâce, Ticârât, 27)
Kişi, kaliteyi, hoşuna gideni ve de ucuzunu aramalı, piyasadan böylece haberdar olmalı; sonra da, fiyatları az çok bilen birisi olarak pazarlık yapmalıdır. Herkes bunu yaparsa, üreticiler ve satıcılar da rekabet etme, müşteri kaybetmeme endişesiyle kendilerine dikkat ederler. Böylece daha güvenli bir ortam oluşur. Kaynaklarımız, Resûlüllah ve Ashaptan nicelerinin pazarlıklarıyla ilgili rivâyetlerle doludur (Buharî, Menâkıbu’l–Ensâr 45, Büyû 67, Buharî, Hiyel 14,15). Bediüzzaman, eve gelen fakire bir altın tasaddukta bulunan İbnu Ömer’in, çarşıda alış verişte, –bazılarınca Ruy–u zeminin Halife–i zişânının oğluna yakıştıramayacağı şekilde– kırk paralık bir şey için şiddetli münakaşa (pazarlık) etme hadisesini “iktisat için ve ticaretin medarı olan emniyet ve istikameti muhafaza için” diye yorumlar ve –hâdisenin müşahidinin, sorması üzerine– İbnu Ömer’in açıklamasını kaydeder: “Çarşıdaki vaziyet iktisattan ve kemâl–i akıldan ve alışverişin esas ve ruhu olan emniyetin, sadâkatın muhafazasından gelmiş bir halettir, hisset (cimrilik) değildir. Hanemdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve ruhun kemalinden gelmiş bir halettir. Ne o hıssettir ve ne bu israftır.” (Lem’alar On dokuzuncu Lem’a, Altıncı Nükte)

Pazarlığı Yapılmakta Olan Mala Müşteri Olmamak

Resûlüllah (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Kişi, kardeşinin almakta olduğu mala alıcı çıkmasın; istemekte olduğu kıza da talip olmasın. Önceki izin vermişse o başka.” (Müslim, Nikah, 50; Ebû Dâvud, Büyû, 45; Tirmizî, Nikah, 38)
Bu edep, hem alıcı, hem satıcı ikisi için de geçerlidir. Bir müşteri ile satış muamelesi başlamış, ama satışı kesinleşmemiş bir mala daha uygun şartlar teklif ederek müşteri olmak yasak olduğu gibi, evlenmek üzere bir kıza talip olan birisi varken, bunu bile bile araya girmeyi Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz yasaklamıştır. Esefle söylemek gerekirse, bu yasakların sıkça ihlâl edildiğini görmekteyiz. Nitekim, bazı yörelerimizde akşamdan kesinleşen akdi, araya giren kişiler sebebiyle, sabaha iptal eden satıcılara sıkça rastlanır oldu. Daha kötüsü, kira akitlerini “Söz senettir.” gibi beylik laflarla yapmamayı gelenekleştiren yörelerimizde, daha fazla kira teklifi “yapanlar” ve bunu kabul eden “ev sahipleri” sebebiyle bir yıl içinde üç kere ev değiştiren memurların hikayelerine bizzat şahit oldum ve milletimizin musibetlerden bir türlü çıkamayışının derin sebeplerini gördüm.

Muhayyerlik Hakkı

Ticarette alıcı ve satıcının bilmesi gereken bir husus da muhayyerliktir. Alış veriş akdi, akdin yapılmasıyla kesinleşmez. Hadiste kesinleşme, alanla satanın anlaştıktan sonra meclisten ayrılmasına tâlik edilmiştir; öyleyse ayrılmadıkları müddetçe, taraflardan biri akdi bozabilir: “Alım–satım yapan iki taraf, beraber oldukları müddetçe, (akdi bozup–bozmamada) muhayyerdirler. Eğer alım–satım sırasında malın evsafı doğru olarak beyan edilirse, bu alışveriş her ikisi hakkında da hayırlı olur. Şayet (malın bazı ayıpları) gizlenir ve yalan söylenirse, bu alım–satımlarındaki hayır yok edilir.” (Buharî, Büyû, 45; Müslim, Büyû, 47; Tirmizî, Büyû, 26) Elbette yolculuk hâlinde, gemide, uçakta yapılan akitler, süresi belirtilen akitler gibi farklı durumlar vardır. Ancak burada teferruata girmeyeceğiz. İstisnaî, hususî şartlar bir tarafa, alana da satana da, dinin tanıdığı “akitten dönme hakkı” ile ilgili şartlar bilinmelidir ve bunlara uyulmalıdır.

Alışverişlerin Yazılması

Âlimlerimiz, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ciddî alışverişleri yazıp, üzerinde anlaşılan şartları kaydettiğini gösteren rivâyetlerden (Tirmizî, Büyû, 8) hareketle, bunun uyulması gereken bir edep olduğunu belirtirler. Borçlanmalarda, az da olsa çok da olsa yazma, zaten Kur’ân emridir. (Bakara, 2/282)

 

Okunma: 620
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi