Alışverişi ilgilendiren birçok hüküm, ticarete konu olan şeylerle ilgilidir. İslâm’da her mal “mukavvim” (kıymet biçilmeye, satışa konu olmaya elverişli) değildir. Sözgelimi, insanla ilgili kalp, böbrek vb. organlar; saç, kan, kemik gibi her hangi bir uzuv satışa konu olamaz. Bu, insanın hürmetinden, yani muhterem bir varlık oluşundan ileri gelen bir hükümdür. İnsan dışında bazı şeyler daha vardır ki, onların yenilip içilmesi ve kullanımı haram edildiği için, ticarete de konu olamazlar. Bunları da sadece tüccarlar değil, her Müslüman’ın bilmesi gerekir.
Haram Mallar
Müslüman kişi bilecek ki, dinimizin haram kıldığı şeylerin ticareti de, yani alınması da satılması da haramdır: İçki ve domuz gibi. Hattâ Resûlüllah, içki ile ilgili olarak on tane haram veya haram işleyen kişi sayar: Şarap yapmak üzere üzümün suyunu sıkan ve sıktıran, kendisine sıkılan, şarabı taşıyan, kendisine taşınan, şarabı (bizzat veya vekaleten) satan, kendisi için satın alınan, şarap ikram eden (sâki), kendisine ikram olunan, şarabın bedelini yiyen.” (Tirmizî, Büyû, 59; İbn Mâce, Eşribe, 6)
Haram, sâdece malın aynı (bizzat kendisi) itibariyle haram olan maddî şeylerden ibaret değildir. Gayr–ı meşru, meselâ rüşvet, gasp, hırsızlık gibi yollardan kazanılan mallar da haramdır. Bu yollarla elde edilen malların satışı da haramdır. Nitekim şu hadis–i şerif, bu konuda uyarıcıdır: “Kim çalıntı bir malın çalıntı olduğunu bildiği halde satın alırsa, bu kimse, bu fiilin ayıbına da günahına da aynen iştirak eder.” (Feyzu’l–Kadîr, 6/64).
Son iki hadis, harama götüren ve ona zemin hazırlayan dolaylı sebepler konusunda da ne kadar dikkat edilmesi gerektiğini gösterir. Ayrıca sonuncu hadis, haram ve helâl konusundaki duyarsızlığı, insanlığın sonu demek olan kıyametin sebeplerinden biri olarak gösterir: “İnsanlar öyle bir zamanda yaşayacaklar ki, o vakit kişi, bir mal aldığı zaman haram mı, helâl mi diye endişe duymayacak.” (Buhari, Büyû, 7; Nesâî, Büyû, 2)
Yazıyı daha fazla uzatmamak için haram malların hepsine temas edemiyor ve okuyucuyu ilgili eserlere havale ediyoruz.
Şüpheli Şeyler
Resûlüllah (s.a.s.), mü’minlere sadece haramdan kaçınmayı değil, şüpheli şeylerden de kaçınmayı emretmiştir. Şurası muhakkak ki, dâîmî bir gelişme içinde olan hayat şartları, haram mı helâl mi olduğu belli olmayan yeni şeylerle karşılaşmamızı kaçınılmaz kılar. Bu durumlarda, bir nevi yetkisiz içtihat sayılacak bir hükme gitmektense ihtiyatlı davranmak, Resûlüllah tarafından, esas kılınmıştır: “Haram şeyler bellidir, helal şeyler de bellidir. Bir de haram mı helâl mi olduğu belli olmayan şüpheli şeyler vardır. Bu durumlarda şüpheye düştüğün şeyden, şüpheyi kaldıran kesin bir bilgiye ulaşıncaya kadar uzak dur.” (Buharî, Büyû, 2–5; Tirmizî, Kıyamet, 60)
Kaydettiğimiz hadis, ticaretle ilgili bir şüpheye temas etmiyor ise de, buna ticarî meselelerin de dahil olduğuna, Buharî’nin bu hadisi, Buyû (alışveriş) bahsinde kaydetmesi yeterli bir delildir. Günümüzde ortaya çıkan çeşitli banka muameleleri, alışveriş şekilleri, pek çok suiistimallerin kaynağı olan sigorta sistemleri, kredi kartları ve bunların tanıdığı haklardan istifade vs. hangi şartlarda helâl, hangi şartlarda değil kuşku kaynağıdır. Böyle hususlarda, kanun cevaz veriyor diye bir kısım eylemlere girmek kişiyi yanlışlığa atabilir; dolayısıyla bu tür muamelelerde vicdanın sesi de dinlenmelidir. Kuşku duyulan hususlarda, güven veren kişi ve kuruluşlardan net cevap alınmadıkça ihtiyatta kalınmalıdır. Nitekim Resûlüllah, “Müftüler fetva verse de kalbine sor.” “Günah kalbin titremesidir.” buyurmuştur. (Dârimî, Büyû, 2; Müsnedu Ahmed, 4/228)
1)Bu bahsin teferruatı ve kaynakları için Hz. Peygamber’in Sünnetinde Terbiye adlı kitabımıza bakılabilir s. 466–72.
2) Hadisin sıhhat durumu münakaşa edilmiştir. Mübârekfûrî gerekli bilgiyi vermektedir. Tuhfe 4, 584–86.
3 Bu hususu Krizin Sabahı adlı kitabımızda etraflıca tahlil ettik.
Kaynaklar:
Sahih–i Buharî; Sahih–i Müslim; Sünen–i Tirmizî; Sünen–i Ebî Davud; Sünen–i Nesâî; Sünen–i İbn Mâce; Ahmed ibn Hanbel, Müsned; Darimî, Sünen; Hakim, Müstedrek; Deylemî, Müsnedü’l–Firdevs; İbn Hâcer, Fethu’l–Barî fî Şerh–ı Sahîh–i Buharî; Heysemî, Mecma’u’z–Zevâid; Süyutî, Camiu’s–Sagîr; Üstrûşenî, Ahkâmu’s–Sığâr; İbn Abidin, Reddü’l–Muhtar; İbn Kesîr, Tefsîr, 1/358; Mübârekfûrî, Tuhfetü’l–Ahvezî; Semhûdî, Vefâ’u’l–Vefâ; B. Said Nursî, Sözler; Münâvî, Feyzu’l–Kadîr.