Lebbeyk'i Yaşamalı MUSTAFA AYDIN - Adapazarı Sezginler Camii İmamı Her söz yaşanınca değer kazanır. Sözün ruhu kalp, bedeni ameldir. Niyet ve amel hayatın hakikatidir. Hakikat iki türlü ilan edilir. Kelam ve ameldir. Kelamı yükselten de salih ameldir. “O’na en güzel kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir.” (Fatır/10) Hak Dini Kur’an Dili müellifi, bu ayeti şöyle izah eder: Kelime-i tayyip, başta kelime-i tevhid olmak üzere tesbih, tahmid, tekbir, dua, istiğfar ve ezkar gibi hoş kelimelerin hepsini şamildir. Ve bunların arşı ilahiye yükselip de makbul ameller defterine yazılması ancak bunları tahakkuk ve tasdik ettirecek salih amellere iktiran ile olur… Yine hadiste varid olmuştur ki: Allah Teala bir kavli amelsiz kabul buyurmaz ve kavli de, ameli de niyetsiz kabul buyurmaz. Kavli, ameli, niyeti de ancak sünnete isabet ile kabul buyurur. Hâsılı izzete nail olmak kavlî ve fiilî güzel taat ile olur. Yoksa gurur ve atalet, şeytanat ve seyyiat ile değil… (Cilt 6, sayfa 3980) Telbiye de haccın şeairindendir. Telbiyedeki sözler mü’min olmanın ilk şartıdır. Bu zikir her ne kadar hacda söylense de iman bu sözlerle kaimdir. Bunun bir benzeri günlük namazların tesbihatından sonra da söylenmektedir.Mekke’deki mü’minlerin hicret sebepleri sadece “Lebbeyk’i” ilan ve iman değil miydi? Bu cümle haccın ve imanın anlamını ifade eder. “Lebbeyk” düşünülmeden ve yaşanmadan söylenen bir söz olmamalıdır. Mü’min bir sözü düşünür, anlar ve öylece seslendirir. Papağan gibi anlamını hissetmeden tekrarlamaz. Sözün taşıyıcısı, mesulü ve muhatabı olduğunu bilir. Söz ile değerlenir, sözü de hayatıyla temsil eder. Milyonlarca insanımız, ülkemizde Lebbeyk’i söylemiştir, farkında mıdırlar söylediklerinin. Düşünüldü mü kelimelerinin anlamı. Kafile hocasının yönelttiği bir koro gibi mi seslendirdiler? Neyden soyunup da Lebbeyk dediler acaba! Elbiselerinin ve süslerinin terk edilmesi yetti mi acaba? Seslerini yükseltirken hayata, eşyaya ve varlığa duyurup da yeterince “şahit” olabilirdiler mi acaba? Yoksa anlayamadan mı tekrarladılar bu zikr-i celili. Telbiye gizlice değil açıkça ve seslice söylenmelidir. Duymak değil duyurmak esastır. “Şehirlerin anası Mekke’den dalgalanan bir seda olmalıdır tüm insanlığa. Veda tavafından sonra da, taşınan bir emanettir, hacıların ayak bastıkları topraklara. Randevu mahalline girerken kapı zilini çalmaya benzer telbiye. Misafirin gelmesini haber verip izin istemesidir. Tam bir teslimiyetle gelişin ilanıdır. Kim olduğunun, nereye ayak bastığının şuurudur telbiye. Telbiye haccın omurgasıdır Gönülden dile, dilden âleme yayılan mana iksiridir telbiye. Varlığından soyunarak, söylenen kutsal sözdür telbiye. Telbiye, manevî iklime giriş parolası, Hakk’a teslimiyetin ilanıdır. Telbiye namazdaki iftitah tekbiri mesabesindedir. Hanefi mezhebine göre ihramın iki rüknünden (niyet ve telbiye) biridir. Bunlardan birini terk eden kimse ihrama girmiş olamaz. Gerçek anlamda ihramlı olmak ve haccı eda etmek isteyenler, telbiyeyi anlayan, yaşayan ve yaşatandır. Telbiyesiz hac, müşriklerin haccına benzer. Müşrikler hicri 9. yıla kadar hac yapıyorlardı. Telbiyeye inanmadıklarından Tevbe Sûresi 28. ayetin açıkladığı gibi “Bu yıldan sonra müşrikler Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.” hükmü bildirilmiştir. Telbiye, manası itibarıyla haccın omurgasıdır. Tüm haccın ana sütunu tevhiddir ki, bunun da ilanı şirki yok etmek ve tanımamaktır. Telbiyenin manası nedir? Telbiyedeki kelimelere bakacak olursak şunları görürüz: “Lebbeyk- Allahümme-şerik-hamd- nimet ve mülk.” Telbiye cümlesinin başında ve sonunda “yoktur senin ortağın” ifadesi geçmektedir. Demek ki hamd-nimet ve mülk, ortağı olmayan Allah’a aittir. Bilerek veya bilmeyerek şirke düşmüşsek hamdı, nimeti ve mülkü anlamamız mümkün değildir. Lokman’ın oğluna ilk nasihati “Evladım sakın Allah’a eş koşma; çünkü şirk pek büyük bir zulümdür.” (Lokman/13) Tevbe edilmediği müddetçe affedilmeyen günah şirktir. Şirk Allah’ı ret değil, belki tasarrufunu ret veya başka varlıklara devretmektir. Haccın farziyyeti de, Mekke fethinden, şirkin imhasından sonra olmuştur. Rasulullah hacca geldiğinde hac evvelki yıl farz olmuştu ve Hz. Ebubekir başkanlığında ifa edilmişti, Rasulullah gelmeden müşriklere hac yasaklanmıştı. ‘Lebbeyk’ kulluğu itiraf etmektir Lebbeyk, gönül açmak, teslimiyeti ilan etmek, sevgiyi perçinlemek, kulluğu itiraf etmek, muhtaçlığı bildirmek, varlığı ona adamak. Tüm bunları söylerken Resul’ünün öğrettiği üzere, ona tabi olacağını da kabullenmektir. Hamd ise tüm kulluğun, ibadetlerin özüdür, tohumudur veya çekirdeğidir. Tüm kulluğumuz hamdın açılımıdır. Hayat hamd ile başlar hamd ile son bulur. Hamd tevhidin yaşanan yüzü işitilen sesidir. Hamd kâinatın sesidir. Şükrün zirvesi, zikrin baş tacıdır. Hamd, toklukta ve açlıkta, darlıkta ve varlıkta hissedilen gerçektir.
|