Hac ibadetinin özünü de halis niyet oluşturur Osman Karyağdı Hac, bir turistik seyahat değildir. Bilakis o, Allah’ın emriyle Müslümanların belli bir zamanda dünyanın hatta kâinatın merkezi olan Kâbe’yi ziyaret etmesidir. Rabb’imiz Mekke ve Kâbe’yi ziyaret etmeyi bizden “Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Beytullah’ı haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” (Al-i İmran, 3/97) ayetiyle istiyor. Hac bir ibadettir. Bütün ibadetlerde olduğu gibi hac da Allah emrettiği için ve Resûlü’nün gösterdiği şekilde yapılır. Bütün ibadetlerin ruhu niyet olduğundan hac için her şeyden önce niyet edilir. Kişinin hacca gitmeyi kafasına koyması ve bunun için de gerekli hazırlıkları yapması niyet mahiyetindedir. Niyetini eden kişi uzun bir yolculuğa çıkacağından dolayı akraba ve komşularıyla helalleşir. Bu yerleşmiş güzel bir gelenektir; zira gidip dönmemek vardır. Müslüman’ın hayatının merkezinde Kâbe önemli bir merkezdir ve o hep merkezdedir. Bu merkezin etrafında halkalar vardır. İlk halka tavaf yapan insanlardır. Mekke’nin her yerinden insanlar aynı yöne, Kâbe’ye dönmektedir. Bu halkayı daha büyüttüğümüzde Arap yarımadasının, Asya ve Afrika kıtasındaki Müslümanların beş vakit namazlarında her gün bu merkezin etrafında daireler teşkil ettiklerini görürüz. Kâbe sürekli devam eden bir hareketin merkezini oluşturuyor. Bu, onun etrafındaki dar dairede böyle olduğu gibi bütün dünyada da bu şekildedir. Hac dünya çapında Müslümanların toplandığı bir kongre gibidir. Bu kongrede seviye farkı yoktur. Bir üstünlükten bahsedilecekse o da ancak takvadadır. Bunu da insanlar ölçemediği için herkes aynı şekilde giyinir. Orada statüye, makama, şöhrete, servete ayrı bir değer verilmez. Dahası her kategoriden insan aynı dikişsiz elbiseyi giyer. Şekil şartları yerine getirilen her ibadete biz olumlu bakarız. Kabul olup olmadığını ise Allah bilir. Biz samimi ve içten gelerek niyetimizi eder, ibadetimizi yaparız. Hacda da bu böyledir. Biz şartlarına uygun olarak haccımızı yapar, mükafatını Allah’tan bekleriz.
|