Benû Kureyza Seferi
Hendek Savaşı'nda hezimete uğrayan düşmanın dağılmasından sonra, Allah Resûlü (s.a.s.), evine çekilmiş, zırhını çıkarmaya niyet etmişti. Tam bu sırada Hz. Cebrail gelerek, "Savaşı sona mı erdirdiniz? Allah'a yemin ederim ki melekler henüz silâhlarını ellerinden bırakmış değiller. Derhal Benû Kureyza'ya doğru yola çık ve onlarla savaş!" dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s.) hemen silâhını kuşanarak ashabı savaşa çağırdı. Kısa bir süre içerisinde toplanan Ensar ve Muhacirler, Benû Kureyza'ya doğru yola çıktılar.
Allah Resûlü (s.a.s.) Medine'yi teşrif buyurduklarında, ilân etmiş oldukları vatandaşlık antlaşması ile Medineli Müslümanları ve Medine'de yaşayan diğer kabileler olan Benî Nadir, Benî Kaynuka ve Benî Kureyza'yı aynı toplumun bir parçası ilân etmişti. Bu antlaşmaya göre, din ve inanç farkı gözetilmeksizin müşterek düşmana karşı birbirlerine yardım edeceklerdi. Ancak onlar; Allah Resûlü'yle yapılan bu vatandaşlık anlaşmasına aykırı olarak düşman ile işbirliği yapmışlar ve Müslümanlarla açıktan harbe girmişlerdi. Hendek Savaşı sırasında da Kureyş'le açıktan iş birliği yapmaları ve Müslümanlara ihanet etmeleri (Hamidullah, 1:586) , bardağı taşıran son damla olmuştu.
Allah Rasûlü, ordusuyla birlikte Benu Kureyza'yı kuşattı. Bundan önce, Benû Kuzayza'ya teslim olmaları çağrısında bulundular. Esasen onlar, cezalandırılmalarını gerektirecek bütün suçlara rağmen, teslim olup bağışlanmalarını dileselerdi, affolunabilirlerdi. Benu Nadir'e yapıldığı gibi onlar da sürgünle cezalandırılırdı. Zira Allah Resûlü, onlarla hep iyi geçinme taraftarıydı. Ne var ki, Müslümanlara karşı açık tavır aldılar ve Efendimiz'e karşı da direnmeye kalkıştılar (a.y.) Benû Kureyza halkı, 25 günlük bir direnmeden sonra düştükleri sıkıntılar sebebi ile teslim olmayı kabul ettiklerini belirttiler. Onlar antlaşma şartlarına ihanet edip Kureyş ile işbirliği yaparak Allah Resûlü (s.a.s.) ile savaştıkları için, cezalandırılmayı hak ettiklerinin farkındaydılar. Haklarında hüküm vermek üzere Allah Rasûlü'nü değil de, Cahiliyye devrinde yakın dostları olan Sa'd b. Muaz'ı (lehlerinde hükmetme haksızlığı yapabilir kuruntusuyla) hakem seçtiler ve onun vereceği hükme razı olacaklarını bildirdiler.
Benû Kureyzalıların kuşatmasının devam ettiği günlerde Hz. Sa'd'ın yarası tedavi edilmekteydi. Kâbe'den sonra yeryüzünün en mukaddes mekânı olan Mescid-i Nebevî adıyla bilinen ve Efendimiz'in ilk inşa ettiği Cami içinde Peygamberimiz (s.a.s.) bir çadır kurdurarak Hz. Sa'd'ı oraya yerleştirmişti. Sabah akşam onu ziyaret eden Efendimiz (s.a.s.), bu sadık dostuyla bizzat meşgûl oluyordu (İ. Esir, 2:274) .
Benû Kureyza'nın teslim şartları olarak hakemliğini kabul ettikleri Hz. Sa'd, hasta haliyle yatağından kalkarak bir merkep üzerinde onların yanlarına varmıştı. Bu sırada, Hz. Sa'd'ın yanına gelen bazıları, ona, "Sen daha önce Benû Kureyza'nın dostu idin. Daha önce size yardımcı olmuşlardı. Felâkete düşmüş olan bu eski dostların hakkında hükmünde dikkatli ol!" dediler. Hz. Sa'd, onların yüzüne bile bakmadı. Etrafındaki adamlarına dönüp, "Şu anda, Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyeceğim." dedi. Bu sırada Efendimiz (s.a.s.) de teşrif buyurmuş ve Hz. Sa'd'dan onlar hakkında gerekli kararı vermesini istemişti. Hz. Sa'd, Benû Kureyzalılara;
-Hakkınızda hüküm verebilmem için Kur'ân veya Tevrat'tan hangisini tercih ettiğinizi haber verin, dedi. Onların Tevrat'ı tercih etmeleri üzerine Hz. Sa'd, Tevrat'ın hükümlerine göre kararını açıkladı (İ. Abdülberr, 2:167) .
Hz. Sa'd'ın Vefatı
Hz. Sa'd, Benû Kureyza kalesine kadar gelerek orada gerekli hükmü verdikten bir müddet sonra yarası yeniden açılarak kan akmaya başlamıştı. Onun kanaması artınca, kendisini derhal Mescid-i Nebevî'de kurulan bir çadıra götürdüler (Kandehlevî, 1:367-369) .
Hz. Ebû Bekir ile onun ziyarete gelen Efendimiz (s.a.s.), Hz. Sa'd'ın başını mübarek kucaklarına koyarak, "Ey Allahım! Muhakkak ki, Sa'd; Senin yolunda savaşmış, Senin Resûlü'nü tasdik etmiş ve bu uğurda hayatını geçirmiştir. Onun ruhunu, yanında makbul insanların ruhunu kabzettiğin gibi alıver!" diye dua buyurdu. Efendimiz'in (s.a.s.) bu duasını işiten Hz. Sa'd, gözünü açarak, "es-Selâmü aleyke yâ Resûlallah! Ben, Senin Allah'ın Resûlü olduğuna şahitlik ediyorum." dedi. Peygamberimiz (s.a.s.), orada bulunanlara, "Sizin sayınız kadar melek, Sa'd ibn Muaz'ın vefatında hazır bulunmak için Yüce Allah'tan izin istedi." dedi (İ. Esir, 2:373) .
Bu ziyaret Efendimiz'in (s.a.s.) çok sevdiği sahabisi ile son görüşmesi oldu. O gece Efendimiz'e (s.a.s.) bir melek (Cebrail) geldi. "Bu gece senin ümmetinden ölen kişi kimdir? Onun ölümüyle bütün gök ehli müjdelendi." dedi. Efendimiz (s.a.s.), "Ben bilmiyorum. Ancak dün akşam Sa'd çok hasta idi." cevabını verdi. Melek: "Ey Allah'ın Resûlü! Sa'd vefat etti! Kavmi gelip mahallelerine götürdüler." açıklamasında bulundu. Allah Resûlü (s.a.s.), sabah namazından hemen sonra ashabıyla birlikte Hz. Sa'd'ın evine gittiler. Hızlı yürümesinden dolayı, ayakkabılarının ipleri koptu ve cübbesi mübarek sırtlarından düştü. Sahabiler, O'nun (s.a.s.) arkasından yetişmekte zorluk çekiyorlardı. Bu kadar süratli gidişin sebebini soran bir sahabîye Efendimiz (s.a.s.), "Melekler, Hanzala'yı yıkadıkları gibi, yine bizden önce davranıp Sa'd'ı da yıkamasınlar!" (Zehebî, 1:279) buyurarak, aziz sahabîsine karşı son görevini meleklerden önce yapabilme arzusunu dile getirdiler.
Efendimiz'in Hz. Sa'd'ın evine ulaştığında karşılaştığı hâdiseleri Seleme ibn Mesleme (r.a.) şöyle anlatıyor:
- Allah Resûlü (s.a.s.), bir kilime sarılı hâlde yatmakta olan Hz. Sa'd'a doğru ilerlerken birden yavaş yürümeye başladı. Biz de arkasından geliyorduk. Bize olduğumuz yerde kalmamızı söylediler. Odada bizden başka bir insan da yoktu. Resûlullah'a niçin böyle yaptığını sorunca, "Odanın içini melekler doldurduğundan oturacak yer bulamamıştım. Onlardan biri bana yer verdi. Ancak o zaman oturabildim." buyurdular.
Meleklerin İştirakiyle Kılınan Cenaze Namazı
Sa'd ibn Muaz Hazretleri, İslâm'a girip Allah Resûlü'nü (s.a.s.) tanıdıktan beş-altı sene sonra 37 yaşında (Zehebî, 1:290) olduğu hâlde fânî dünyadan ebediyet âlemine intikal ediyordu. Onun bu yolculuğu, normal bir insanınki gibi değildi. Allah ve Resûlü'nün (s.a.s.) davası uğrunda gösterilen fedakârlıklar ve bu uğurda seve seve canını veren bu şerefli sahabiyi melekler karşılamış, cenaze namazına iştirak etmişlerdi. O gün yaşanan tabloları bizzat Allah Resûlü (s.a.s.) görmüş ve ashabına anlatmıştır.
Melekler adına Hz. Cebrail'in gelerek Hz. Sa'd'ın vefatını Efendimiz'e (s.a.s.) haber verdiği gibi, yine bu kutsi varlıklar, bu yüce sahabiyi karşılamışlardır. Efendimiz (s.a.s.), "Sa'd İbn Mu'az'ın vefatından arş titredi." (İ. Esir, 2:375-376) buyurmuşlardır. Efendimiz, meleklerin de iştirakiyle Hz. Sa'd'ın namazını kıldırdıktan sonra cenazeyi taşırken mübarek parmaklarının ucuna basarak yürümeye başlamıştı. Onun bu durumunu merak ederek soranlara: "Bütün gök ehli, bu cenazeyi teşyi' için indi, yere basmaya utanıyorum." cevabını veriyordu (Buhari, "Menakıb", 12) .
Bu arada cenazenin taşınması sırasında herkesi şaşırtan bir hâdise daha yaşanıyordu. Sa'd ibn Muaz'ın (r.a.) ruhu gibi cismi de heybetli idi. Onun cenazesi, sahabilerin elleri üzerinde giderken kimse bir ağırlık hissetmiyordu. Daha sonra bu konu herkes tarafından konuşulup, çeşitli yorumlar yapılmaya başlanmıştı. Efendimiz (s.a.s.) bu konuşmaları duyunca, "Hayatımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, onu yetmiş bin melek taşıyordu." buyurmuştu (İ. Abdilberr, 2:167) .
Meleklerin iştirakiyle taşınan cenazenin defnine sıra gelmişti. Kabir kazılmıştı. Birisi kabir toprağından gelen bir misk kokusu almıştı. Gerçekten de toprak misk kokuyordu. Buna Efendimiz (s.a.s.) de şahit olmuştu. "Sübhanallah! Sübhanallah!" diyerek hayretlerini belirttiler. Esasen, kabir kazma esnasında her kazma vuruluşunda etrafa misk saçılmış, orada çalışanlar Cennet'ten gelen bu güzel kokuyu duymuşlardı.
İslâm'a girdikten sonra hep Allah Resûlü'nün yakınında olmuş, Hz. Mus'ab'ı evinde barındırarak hanesini bir irşat merkezi hâline getirmiş; Bedir'de tarihe mal olan, Allah Resûlü'ne bağlılıkta Müslümanlara yol gösteren mühim bir konuşma yapmış, Uhud'da vücudunu Efendimiz'e (s.a.s.) siper etmiş, Hendek'teki fedakârlığı sırasında almış olduğu yara ile kolu kanarken, "Allahım, Benû Kureyza'nın işi bitmeden benim canımı alma!" sözleri ile Efendimiz'e (s.a.s.) ve davasına bağlılığını bir defa daha ortaya koymuş bulunan Hz. Sa'd, Nebiler Nebisi'nin çok sevdiği ve değer verdiği bir sahabi idi. Habib- i Kibriya Efendimiz (s.a.s.), kendileri için meclislerde ayağa kalkanlara karşı, "Acemlerin büyüklerine kalktığı gibi ayağa kalmayın!" buyurduğu hâlde bir defasında Sa'd b. Muaz meclise gelirken "Efendiniz için ayağa kalkın!" buyurmuştu. Onun sayesinde Müslümanlara, büyüklere nasıl saygı gösterilmesi gerektiği öğretilmişti. Efendimiz'in bu emirleri üzerine orada bulunanlar, Sa'd ibn Muaz'a (r.a.) hürmeten ayağa kalkmışlardı (Buharî, "İsti'zan", 26) .
Allah'ın ve Resûlü'nün adının yüceltilmesi uğrunda ihlâs ve fedakârlığın zirvesinde bulunan Sa'd b. Muaz (r.a.), lâyık olduğu ulvî makama ulaştığını gösteren şu hâdise rivâyet edilmiştir. Hz. Berâ (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah'a (s.a.s.) sündüs bir cübbe hediye edildi. Efendimiz (s.a.s.), ipek elbiseyi yasaklamıştı. Halk bu elbiseden çok hoşlandı. (Bir rivâyette: "İpek bir elbise hediye edildi, elimizle yoklamaya başladık, hepimiz hayran olmuştuk." denmiştir.) Resûlullah: 'Nefsim (kudret) elinde olan Zât'a yemin olsun, Sa''d b. Muâz'ın Cennet'teki mendilleri bundan hayırlıdır.' buyurdular." (Buharî, "Menakıbü'l-Ensar", 12) .
* Dr. Saim Arı,
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu yazı Yeni Ümit Dergisi'nde yayınlanmıştır.
Kaynaklar
- İbnü'l-Esir, Üsdü'l-Gabe, (Tahkik: Muhammed İbrahim el-Bennâ ve arkadaşları).
- İbn Hacer, el-İsabe fî Ma'rifeti's-Sahabe, (Neşr: Daru't-Türasü'l-Arabi).
- İbn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübra, c: 3.
- Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, (Neşr: Şuayb Arnavut-Hüseyin el-Esed), c: 1.
- İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, c: 2.
- Kandehlevî, Hayatu's- Sahabe, c: 2.
- M.Hamidullah, İslam Peygamberi, Ankara 2003.
- İbn Adulberr, el-İstîab, (Neşr: Ali Muhammed Muavviz-Adil Ahmed, c : 2.
Rabbim bizi de onlar gibi yasayip onlarla beraber hsrolmayi nasip etsin.