ÜNLÜLERDEN HAC HATIRALARI Zaman-Ailem Ali Bulaç: Hac ibadeti, ufuk çizgisidir Hac, kişinin kendi iç dünyasında dini tecrübenin ulaşabileceği kemal noktasına işaret eder. Başka bir ifadeyle Hac ibadeti ufuk çizgisidir. Ufuk gözünüzün önündedir, çok uzak görünmüyor, belli bir çaba ile dairevi çizgiye ulaşabileceğinizi düşünürsünüz; ama her aşamada önünüze yeni bir çizgi çıkmaktadır.
Sizin bir ufuk çizginizin olduğunu idrak etmeniz mikatta ihrama girmenizle başlar. Bembeyaz örtüye büründüğünüz andan itibaren, kendinize ve çevrenize ilişkin algınızda belli bir değişim vuku bulmaya başlar. Önce ölüme hazırlandığınızı düşünürsünüz. Dikişsiz, düz, iki parça bir kefen. Beyaz renk saflığın, temizliğin ve arınmış olmanın simgesidir. Ama elbette daha arınmış değilsiniz. Bir bakıma her şey yeni başlamaktadır.İhram, bedeninizin size ait olmadığını hatırlatır. Beyaz örtülere büründüğünüz andan itibaren artık onu dilediğiniz gibi kullanamazsınız. Herhangi bir organınıza eziyet edemezsiniz. Aynı zamanda bedeninize kremler ve güzel kokular süremezsiniz, ihramdan çıkıncaya kadar traş da olamazsınız. Kendi içine yolculuğa çıkmış bir insanın tevazuu içinde hareket eder, neden ihrama girdiğinizi düşünmeye başlarsınız.
Ergun Gürsoy: Umre bana doping gibi geliyor Bir kez hacca ve beş kez de umreye gittim. Gençlik dönemlerinde birden fazla hacca ve umreye gidenlere çok kızardım. Onların bunu gösteriş için yaptığını düşünürdüm. Ama daha oraya ilk gittiğimde ne kadar yanıldığımı anladım. Çünkü, orada aldığınız ibadet lezzeti sizi yine oraya çekiyor. Yanımda birilerini de götürmeye çalışıyorum. Onların da benim umrede yaşadığım güzellikleri yaşamalarını istiyorum. Oradaki her şey beni fazlasıyla etkiliyor. Etkilenmemek mümkün mü? Yaşadığınız her şey ruh dünyanızı etkiliyor. Ama en çok ezanlar etkiliyor. Orada okunan ezan çok farklı geliyor bana. Dinlemeye doyamıyorum. Bu nedenle umre bana doping gibi geliyor. Oradan aldığım manevi atmosfer Türkiye’de tam 6 ay boyunca yetiyor. Tam oranın etkisi geçmeye başlayınca bu kez önümdeki 6 ay da yeniden umreye gideceğimin hesabıyla geçiyor. Kimlerle gideceğiz diye planlar yapıyorum. Anlayacağınız tam bir yıl umrenin etkisini üzerimde yaşıyorum. Eskiden içki içerdim, kumar oynardım... Ama şimdi Allah’a çok şükür bunları bıraktım. Artık hem aileme hem de kendime vakit ayırıyorum. Benim için artık hayat çok daha anlamlı. Bunu da hacca ve umrelere borçluyum. Allah herkese kutsal topraklara gitmeyi nasip etsin.
Ergun Gürsoy, Galatasaray İkinci Başkanı
Prof. Dr. Mehmet Emin Ay: Kâbe çok yıldızlı bir saray gibi Hac ve umre maksadıyla mukaddes toprakları ziyaret, ayet-i kerimede de belirtildiği gibi, “insanın menfaatine olacak nice hususları müşahede etmesine” imkân sağlıyor.
İki parça örtüden müteşekkil ihram, kefeni; milyonlarca kişinin aynı randevu saatinde bulunmak mecburiyeti, mahşeri; sıcağın şiddetinden korunmak için sığındığımız çadırlar ise mahşer meydanında Allah’ın rahmet gölgeliğini düşünmeye kapı aralıyor. Kabe-i Muazzama adeta “çok yıldızlı” bir saray gibi Rahman’ın misafirlerini ağırlarken, misafirler de birbirlerine hep hüsn-ü zanla muamele eden kimselerdir. Çünkü onlar “cennet ehli” gibi, önceki hayatlarına dair her şey silinip birbiriyle kardeş kılınan kişilerdir. Dünyanın hiçbir yerinde, bu kadar büyük bir kalabalığın bir araya gelip de bu kadar sükûnet ve intizam içinde ibadet etmesinin bir başka örneği yok.
İsmail Demiriz: Sanki ölmüşüm, bulutların üzerinde yaşıyordum Kendimi bildim bileli o mübarek topraklara gitmeyi çok istiyordum. Fakat çalıştığım için gidememiştim. Rabbime jübilemi yapar yapmaz gideceğim konusunda söz vermiştim. Ve Allah bana bunu nasip etti. Daha önce gidenlerin anlattıklarıyla orayla ilgi hayaller kuruyordum. Ama o mübarek topraklara ayak bastığımda hayallerimin gerçekler karşısında sönük kaldığını fark ettim. Ve o ortam beni adeta büyüledi. Uzun bir süre gördüklerimin hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu anlayamadım. Müthiş şeyler yaşadım. Ama ne anlatırsam anlatayım yaşadıklarım ifade edebileceğini zannetmiyorum. Çünkü orada yaşadıklarımla manevi hazzın en üstüne çıkmıştım. Oraya gittiğimde dünyayla ilgili bütün irtibatım koptu. İşim, çocuğum kısacası önem verdiğim her şey adeta silinerek yok olmuştu. Hiçbir şey aklıma gelmiyordu. Ve sanki ölmüşümde bulutların üzerinde yaşıyordum adeta. Ve yaşadıklarım hayatım boyunca yaşadığım her şeyden çok daha fazla etkiledi beni. İsmail Demiriz, Galatasaraylı eski futbolcu
Ahmet Turan Alkan: O çılgınca yoğunlukta hatırlanan tek şey: Mahşer! Bütün ömrünü ve yaşama sebebini efendisine hasretmiş bir hizmetçi düşününüz; onun emirlerini yerine getirmek için gece gündüz kapısında “müheyya” bekleyen, bütün dikkatini efendisinden gelecek işaretleri yerine getirmeye teksif etmiş bir hizmetçi.
“Lebbeyk” nidâsının Türkçesi, işte böyle bir hizmetkârın hâletini ifade ediyor: “Emirlerini yerine getirmeye hazırım, irâdemi sana bağladım, buradayım, senin emrine itaat etmek benim varlık sebebimdir, emret ki yerine getireyim!” Ben de, insanların “lebbeyk” nidasıyla hakiki efendilerine sadakat yemini ettikleri yere gittim. Adı ne olursa olsun: Nasip, vesile veya davet! bir hafta öncesine kadar böyle bir kutlu yolculuğun yolcusu olabileceğim aklımdan bile geçmezken bende o yollara baş koydum. Müzdelife’de arabadan indikten sonra hadisenin büyüklüğünü kavrayabildim. Ucu bucağı görünmez bir insan ve araç kalabalığı içinde yüzbinler, tek istikamete yani Mina’ya ulaşmak gayretindeydiler. O çılgınca yoğunluk içinde insan tek bir vakıayı hatırlayabiliyor: Mahşer! Herkesin kendinden ve kendi nefsinden sorumlu olduğu o büyük herc ü mercde insanın ruhuna koyu bir kıvam halinde yerleşip kalan gurbet ve yalnızlık duygusunu, o müthiş derinlikler taşıyan hüznü tarif edebilmem mümkün değil.
Mazhar Alanson (Sanatçı): Hissettiklerimin anlaşılması için oralara gidilmesi gerekir Söyleyeceğim hiçbir şeyin orada yaşadıklarımı anlatacağını düşünmüyorum. Bu nedenle bir şey anlatamıyorum. O topraklarda müthiş bir huzur buluyorum. Ve ancak benim hissettiklerimi birinin tam olarak anlayabilmesi için mutlaka o topraklara gitmesi gerektiğini düşünüyorum.
İhsan Kalkavan: Terliklerimi yastık, seccademi de yatak olarak kullandım 3 kez hacca, çok sayıda da umreye gittim. Ama ilk umrem çok farklıydı. O mübarek toprakları görmeyi çok istiyordum. Ve ilk kez o topraklara ayağımı bastığımda hissettiklerimi anlatmam imkânsız. Bu konuda hiçbir bilgi birikiminiz olmasa bile o toprakların kendine has yapısı ve büyük bir sinerjisi var.
Ben inanıyorum ki oraya gayrimüslimlerin de girmesine izin verseler onlar inanmadıkları halde o atmosferden etkilenirler. Aksi mümkün değil. Umrelerden sonra bir yıl müthiş derecede hacca gitmeyi istedim. Fakat hacca yazılma vakti geçtiğinden kasap olarak gittim. Ama döndükten sonra yeterince bilgili ve bilinçli gitmediğimi düşünerek haccım içime sinmedi. Ama ikinci haccım çok güzel geçti. Çünkü kendimi tam olarak hazırlamıştım. Otele sadece valizimi bıraktım. Hac süresinde otelde bir saat bile kalmadım. Hiçbir ihtiyacımı otelde geçirmedim. Terliklerimi yastık, seccademi de yatak olarak kullandım. Her yere yayan olarak gittim. Tuvalet kuyruklarında halkla birlikte dakikalarca sıra bekledim. Bu nedenle hiçbir zaman unutamayacağım şeyler yaşadım. Fevkalade zorluklar yaşadım; ama hiç biri aldığım zevki azaltmadı. İkinci haccımda o kadar büyük zevkler yaşamıştım ki bir daha asla bir hacda bu duyguları yaşayamayacağımı düşündüm. Nefsimi orada bir paspas etmiştim. Ama bu çok kolay bir hac şekli değildi. Ancak kızım evlendikten sonra damadımla birlikte gidince aynı duyguları tekrar gözyaşları içinde aynı yoğunlukta yaşadım.
Türkan Sabancı: Hayatta tavaf etmekten daha güzel hiç bir şey yok Kutsal topraklara gitmek beni çok çok duygulandırdı. Kaldığım otel camiye çok yakındı. Ve ezanı sanki benim odamda okunuyormuş gibi duyuyordum. Hassas bir bünyem olduğu için kutsal topraklarda hastalanmaktan çok korkuyordum. Ama Allah o topraklarda öyle bir güç veriyor ki insana. Doğru dürüst hiç uyumadığım halde ve üstelik sıcağa rağmen hiç yorulmadım. Tavaf etmek var ya hayatta daha güzel hiç bir şey yok. Sakıp beyle birlikte gitmeye karar vermiştik. Bir arkadaş gurubuyla birlikte gidecektik. Hayatta her şey kısmetle. Çok istememize rağmen bir türlü birlikte gitmek nasip olmadı.
|