|
Sayfa 1 Toplam: 2
Prof.Dr. Davut AYDÜZ Kur’ân-ı Kerîm’in ana gayeleri şunlardır:
1. Tevhid, yani Allah’ın birliği. 2. Nübüvvet, yani peygamberlik. 3. Âhiret, yani öldükten sonra dirilme, haşir, neşir, cennet ve cehennem. 4. İbadet ve adaleti de kapsayarak istikamet.
Kısaca ana gayeleri bu şekilde özetlenen Kur’ân’da, bu gayelere yönelik çok değişik konulardan bahsedilir. Bunlardan birisi de, herkesi yakından ilgilendiren tıp ile ilgili konulardır. Fakat Kur’ân’da, bir tıp kitabı olmadığı ve bu konuları anlatmak için indirilmediği için geniş ve tafsilâtlı bir tıp bilgisi ve tedavi metodu yoktur. Kur’ân’ın özellikle tıp ve diğer pozitif ilimler sahasındaki genel prensibi, gözlem, deney ve tecrübeye dayanan sahalarda insanları, serbest bırakmak ve onları araştırmaya ve çalışmaya teşvik etmektir. Zamanla tıbbî bilgiler artacak, gelişecek ve hatta değişebilecektir. Kur’ân, şayet bu sahada da geniş tıbbî bilgiler getirseydi, bu artma, gelişme ve değişme olmayacaktı. Zira Kur’ân’ın getirdiği hükümler ve prensipler kesindir ve zamanla değişmesi asla söz konusu değildir.
Aslında Kur’ân, muhtevası ve kapsadığı konuları itibariyle dinî talimleri emredici, ahlâkı güzelleştirici ve insanları hidâyete erdirici mahiyettedir. Bunun için Kur’ân’dan geniş anlamda tıbbî bilgiler beklenmemelidir. Fakat bununla birlikte Kur’ân’da hiçbir tıbbî bilgi yoktur, demek de doğru değildir. Kur’ân’da özellikle insan neşv ü nemâsı, zürriyet, anatomi, fizyoloji, patoloji, vücut ve ruh hastalıkları, tedavi usulleri ve ölüme dair özlü bilgiler verilmektedir. (Dr.med. Karl Opıtz, Die Medizin im Koran Kur’ân’da Tababet, trcm. Prof. Dr. Feridun Nafiz Uzluk, Ankara 1971, s.21)
Bazı araştırmacılar, Kur’ân-ı Kerim’de 40’tan fazla âyetin tıbba müteallik olduğunu tespit etmiştir. İslâm’ın verdiği dersle İmam Şâfiî Hazretleri: “İki sınıf vardır ki, insanlar onlardan müstağni olamazlar: Âlimler ve tabipler. Âlimler dinleri, tabipler bedenleri için lazımdır” der. Yine İmam Şâfiî’ye göre: “Helâl ve haramı bildiren ilimden sonra tıptan daha asâletli bir ilim yoktur.”( İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, Kütüb-i Sitte, XI,548)
Kur’ân’ın önemle üzerinde durduğu ve hakkında kısa da olsa bazı önemli bilgiler verdiği konuların başında diyebiliriz ki, astronomiden sonra tıp ve koruyucu hekimlik mevzuları gelmektedir. Kur’ân;
- gebelik ve kısırlıktan, (Hûd, 72; Meryem, 9; Nûr, 31,60; Talâk, 4) - hayız halinde iken kadına yaklaşılmamasından, (Bakara, 222) - çocukların emzirilmesinden, (Bakara, 233; Kasas, 12) - ihtiyarlıkta gebe kalınamayacağından, (Zâriyât, 29) - anatomiden (A’râf, 69; Fâtır, 1) ve - fizyolojiden (Nahl, 66) bahsetmekte ve - hastalıkların nasıl teşekkül ettiğine ve sebeplerine dair kısa ve özet bilgiler vermektedir. (Celâl Kırca, Kur’ân-ı Kerim’de Fen Bilimleri, İstanbul 1994, s. 218)
Ayrıca Kur’ân;
-ölü insan cesetlerinin yok edilmesini yani gömülmesini emretmekte, (Abese, 21; Mâide, 31) böylece bulaşıcı hastalıkların önlemesini sağlamaktadır. -İnsanların öldürülmelerini yasaklamakta, (İsrâ, 33) -öldürülmelerinin engellenmesi için de kısası emretmekte, (Bakara, 178) -kız çocuklarının diri diri gömülmek suretiyle (Tekvîr, 8-9) veya -açlık korkusuyla öldürülmelerini yasaklamakta (En’âm, 151; isrâ, 31) ve -intiharı menetmekte (Nisâ, 29) ve böylece insan hayatına ve sağlığına verdiği önemi göstermektedir. (med. Karl Opitz, Kur’ân’da Tababet, s.54,82-83)
Kıyamete kadar gelecek bütün beşeriyete hitap eden bir dinin kitabının bunlardan bahsetmesi büyük önem taşır. İslâm tıbbının temelini oluşturan yapı, sıhhatli insan ve sıhhatli toplumdur. Ruh ve beden açısından sağlıklı insanlardan oluşan bir toplum, gözetilen hedeflerin başında gelir. İnsan sağlığını tehdit eden her tehlikenin bertaraf edilmesi esastır. Bunun içindir ki, tıp konusunu hareketlerimizdeki, yiyecek ve içeceklerimizdeki helâller ve haramlarla da bağlantılı düşünmek zorundayız. (Raşit Küçük, Tıbb-ı Nebevî Literatürü Üzerine Bir Deneme, İlim ve Sanat, sayı 3 1985, s. 6)
Müslümanlar, her hususta olduğu gibi şifâ kavramına da geniş bir perspektiften bakmışlar ve onu Kur’ân’ın rûhuna uygun bir şekilde anladıkları için maddî ve manevî yönden dengeli bir hayata kavuşmuşlar, dünya ilim ve medeniyetine pek çok değerler kazandıran İslâm Medeniyetini kurmuşlardır. Bununla birlikte son yıllarda bir çok İslâm aliminin Kur’ân’ın manasını bütün gerçekliğiyle kavramaya yönelmesi ve beşeriyetin, onun şifâsından istifade etmesi için ışık tutması sevindiricidir. Şifâ Kaynağı Kur’ân-ı Kerimİslâm’ın ilk ve ana prensibi olan tevhid akîdesi burada da karşımıza çıkar. Yani, ister hastalık olsun, ister şifâ olsun Allah’ın iradesi, bilgisi, meşîeti dışında cereyân eden tesâdüfî bir şey değildir. Allah, imtihan, îkaz, ceza, mükâfat gibi pek çok gâye ve hikmetlere binaen hem hastalığı yaratmıştır, hem de şifâyı. Ağaçtan yere düşen bir yaprak bile O’nun bilgisinin dışında olmazsa, hilkat ağacının meyvesi, yeryüzünün halîfesi olarak yaratılan insanların sağlığını, hem de binlercesinin birden hayatını ilgilendiren hastalıkların, salgınların O’nun bilgisinden hâriç kalması inanç mantığıyla bağdaşmaz. Kaldı ki, pek çok âyet ve hadîsler hastalık ve şifânın Allah’tan olduğunu açık olarak ifâde eder.
Şifâ kelimesi Kur’ân-ı Kerim’de dört defa (şifâ), bir defa (yeşfî), bir defa da (yeşfîni) şeklinde geçmektedir:
1. وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ “Biz Kur’ân’ı müminlere şifâ ve rahmet olarak indiririz.” (İsrâ, 82) 2. يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifâ, müminlere doğru yolu gösteren bir hidâyet ve rahmet geldi.” (Yûnus, 57) 3. وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ “..mü’min toplumun kalplerine şifâ versin.” (Tevbe, 14) 4. ٌقُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاء “…De ki: “O, iman edenler için hidâyet ve şifâdır.” (Fussilet, 44) 5. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ “(Hz.İbrahim), Hastalandığımda O’dur bana şifâ veren.” (Şuarâ, 80) 6. وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ ثُمَّ كُلِي مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً يَخْرُجُ مِن بُطُونِهَا شَرَابٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ “Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut!” Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifâ vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.” (Nahl, 68-69)
Dikkat edilecek olursa, bu âyetlerde geçen “şifâ” ve “yeşfî” kelimelerinin ifâde ettiği manalarda bazı farklılıkların mevcut olduğu görülür. Tevbe ve Yûnus surelerinde göğüslere ve göğüstekilere şifâ verilmesi söz konusu edilirken, İsrâ ve Fussilet surelerinde mü’minlere şifâ olduğu belirtilmekte, Şuarâ suresinde hastalanınca şifâ verildiği zikredilmekte, Nahl suresinde de balda insanlar için şifâ bulunduğu bildirilmektedir.
Âyetlerde Kur’ân’ın insanlara şifâ olduğu belirtilmekle birlikte, hangi hastalıklara şifâ olduğu hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. Acaba Kur’ân, hangi hastalıklara şifâdır? Bedenî hastalıklara mı yoksa rûhî hastalıklara mı? Âlimlerin çoğuna göre o, hem bedenî, hem de ruhî hastalıklara şifâdır. (Mustafa Çetin, Kur’ân’da Şifâ Kavramı, Dokuz Eylül Ün. ilâhiyat Fakültesi Dergisi, yıl 1992, s. 70)
“Biz Kur’ân’dan öyle âyetler indiriyoruz ki, mü’minler için şifâ ve rahmettir”, âyetinin tefsirinde Elmalılı şöyle diyor: “Bu âyette; dünya türlü türlü kaygı ve hastalık, belâ ve sıkıntı ile dolu bir hastaneye, Peygamber bir doktora, Kur’ân da bir şifâ verici ilaç ve yeterli gıdaya benzetilmiş oluyor. Şüphe ve iki yüzlülük, kâfirlik ve uyuşmazlık, zulüm ve haksızlık, hırs, ümitsizlik, işsizlik, cahillik, taklit, bağnazlık, kötü niyetli olmak gibi ahlâkî ve sosyal, psikolojik hastalıklara karşı Kur’ân’ın şifâ ve rahmet olduğu kesin bir gerçektir”. (M.H.Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 5, 317) Kur’ân, inananların gönüllerine şifâdır. Çünkü onları küfürden kurtararak îmana eriştirir, ruhî bunalımlarını giderir, verdiği rahmet ve feyizle gönüllerini huzur ve sevince kavuşturur.
Kur’ân-ı Kerim, rûhî ve manevî hastalıklara şifâ olduğu gibi bedenî hastalıklara da şifâdır. Allah insanı ruh ve bedenden müteşekkil mümtaz bir varlık olarak yaratmış, onun maddî ve manevî yönden nasıl yaşaması gerektiğini ve hayâtiyetini hangi şartlarda sürdürebileceğini prensip olarak bildirmiştir. Ancak insanın maddî açıdan muhtaç olduğu şeyleri Kur’ân’da teferruatıyla açıklamamış, sadece işarette bulunarak onları kişinin bilgi, beceri ve tecrübesine bırakmıştır. Şâyet bunları detaylarıyla anlatmış olsaydı, o zaman Kur’ân ciltlere sığmayan bir kitap olurdu. (Mustafa Çetin, Kur’ân’da Şifâ Kavramı, s.75)
Kur’ân-ı Kerim umûmiyetle insanı tefekküre, çalışma ve araştırmaya davet eder, bilgi ve görgüsünü artırması hususunda teşvikte bulunur. Bu ilahî mesaj, hukukla ilgili 150 kadar sarîh âyet ihtiva ederken, (“Çok müsamahalı bir tutumla bu sayı en fazla 450 kadar olur”, Suat Yıldırım, Kur’ân-ı Kerim ve Fennî Keşifler, Ankara 1990, s.7) tabiat bilimlerinin alanı ile ilgili 750’den fazla âyet ihtiva etmektedir. Bu dikkatten uzak tutulmaması gereken çok önemli bir husustur. (Tantavî, el-Cevâhir fî Tefsîri’l-Kur’ân, Mısır 1350/1931, III,1)
Kur’ân-ı Kerim temizliğe ve insan sağlığına büyük önem atfeder. (Mâide, 5/6; Müddessir, 4) Dengeli beslenmenin gereğine işaret eder, aşırı yemekten, dengesiz beslenmekten ve israftan sakındırır. (En’âm, 141; Â’râf, 31) Yer yer bazı gıdalardan söz eder. Örnek olarak, et, (Bakara, 57; Hûd, 69; Yâsîn, 71-72) balık (Fâtır, 12; Kehf, 61, 63) ve süt (Nahl, 66; Yâsîn, 73) gibi besin maddeleri ile; hurma, üzüm, buğday, nar, (En’âm, 99) sebze, sarımsak, acur, soğan, mercimek, (Bakara, 61) incir ve zeytin (Tîn, 1) gibi nebatî yiyeceklerden ve meyvelerden söz etmekte ve bu gıdaların ehemmiyetine işaret etmektedir. Şifâ verici baldan (Nahl, 69) söz eden Kur’ân, bilhassa balın tedâvi edici hususiyetine dikkat çekmektedir.
|