Dr. Saim ARI Allah Resulü (s.a.s.)’- in nübüvvet bahçesinde yetişen sahabelerin her birisi ayrı bir koku ve renge sahiptirler. Onlar arasında bir sahabi vardır ki, okuduğu Kur’ân’ı dinlemek üzere gelen melekler, bir bulut halinde göğü kaplardı. O kişi Üseyd b. Hudayr’dır.
Hz. Üseyd’in İslâm’a girdikten sonra yaşama tarzına hâkim olan üç özelliği vardı: Kur’ân okumak ve dinlemek, Efendimiz (s.a.s.)’in huzurunda bulunmaya dikkat etmek ve ölümü düşünmek. Bu özellikler Hz. Üseyd tarafından, “Hiç ayrılmak istemediğim üç hal…”1 şeklinde ifade edilmişti.
Medine’nin iki büyük kabilesinden Evs’e mensup olan Hz. Üseyd’in babası Hudayr kavminin liderliğini yapmaktaydı. Cahiliye döneminde az sayıda okuma yazma bilenlerden biri olan Hz. Üseyd, zekası ve cesareti ile toplumun önde gelen bir şahsiyeti idi. Onun için, İslâm ile şereflenmeden beş sene önce, Hazrec kabilesi ile yaptıkları “Buas” savaşında komutanlık yapmıştı. Orada gösterdiği üstün kabiliyeti ve kahramanlığı ile Hz. Üseyd, kabilesini büyük bir felaketten kurtararak üstün bir şöhrete kavuşmuştu. Bilindiği gibi, Medine’de İslâmiyet’in yayılması ile iki kabile eski düşmanlıklarını bir tarafa bırakmış, Allah için birbirleriyle kardeş olmuşlardı. Nice Medineli bahtiyar, İslâm’dan sonra kavgalarını ve mücadelelerini sadece Allah ve Resulü’nün (s.a.s.) yüce adının yayılmasına engel olanlara karşı vermişlerdir. İslâm’a Girmesi Hicretten bir sene önce Ensar’ın isteği üzerine Efendimiz (s.a.s.) tarafından Hz. Mus’ab, Kur’ân öğreticisi ve mürşid olarak Medine’ye gönderilmişti. Medine’de “Sonsuz Nur” doğuyordu. Ensar ile birlikte Hz. Mus’ab, kapı kapı dolaşarak Allah ve Resulü’nü (s.a.s.) anlatıyor, onlara Kur’ân-ı Kerim’i okuyordu.
Akabe Bi’atında bulunan Es’ad b. Zürare (r.a.), bir gün Hz. Mus’ab’ı, Abduleşhel oğulları ile Beni Zafer mahallesine götürerek, Kur’ân ziyafeti için onları bir yerde topladı. Hz. Mus’ab, etrafına toplanan bu insanlara Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’i anlattı ve Kur’ân okudu. Tam bu sırada oradan geçmekte olan Sa’d b. Muaz, onları rahatsız etmeyi düşünmüştü. Ancak Hz. Mus’ab’ın, halasının oğlu Hz. Es’ad’ın himayesinde bulunduğunu fark etti. Bunun için en yakın arkadaşı Üseyd b. Hudayr’a giderek: “Senin başaramayacağın iş yoktur. Kimsenin yardımına muhtaç kalmayacak kadar da güçlüsün. İçimizdeki zayıf kimselerin inançlarını bozmak için gelen şu adamı mahallemizden çıkar. Es’ad benim akrabam olmasaydı bu işi kendim bitirirdim. Halamın oğlunun üzerine gitmem doğru olmaz.” dedi.
Üseyd ve Sa’d’ın, henüz Kur’ân hakikatine gözlerini açma vakti gelmemişti. Belki de, iman ve Kur’ân hakikatlerini anlatacak Hz. Mus’ab gibisini bulamamışlardı. Elinde mızrağı ile gelen Üseyd, Hz. Mus’ab’ı rencide edici sözler sarf ettikten sonra:
—Buraya niçin geldin. Toplumdaki güçsüzlerin inançlarını mı bozacaksın!? Eğer, hayatta kalmak istiyorsan hemen burayı terk et!” dedi. Onun bu kaba hareketlerine karşı Hz. Mus’ab, hastasını şefkatle tedavi eden bir doktor edasıyla:
—Oturup beni dinlemez misin? Eğer anlattıklarım hoşuna giderse kabul edersin, beğenmezsen, elindeki mızrak ile boynumu vurabilirsin…” dedi. Bu sözler Üseyd’i insafa getirmişti. Elindeki mızrağı yere saplayıp oturdu ve dinlemeye başladı. Hz. Mus’ab Kur’ân okuyarak iman hakikatlerini dile getiriyordu. Hz. Üseyd’in içindeki buzlar erimeye başlamıştı. Bu değişiklik onun yüzünden okunmaktaydı. Daha sonraki günlerde bu manzarayı Hz. Es’ad ile Hz. Mus’ab:
“Kur’ân’ı dinlemeye başlar başlamaz Useyd’in yüzünde imanın nurunun parladığını ve kalbinin yumuşadığını anladık” şeklinde dile getirmişlerdi. Kur’ân’ın okunması bittikten sonra Üseyd: “Ne kadar güzel; ne kadar yüce sözler bunlar” dedi ve İslâm’a girmek istediğini ifade etti.
Üseyd Allah’a ve Resulü’ne iman ettikten sonra hemen irşad faaliyetine başlamıştı. İlk iş olarak, az önce kendisini kötü bir iş için yönlendiren arkadaşını kurtarmaya girişerek, süratle onun yanına gelip gördüklerini ve yaşadığı mutluluğu anlattı. Sa’d bin Muaz’ı da ikna ederek birlikte Hz. Mus’ab’ın yanına geldiler. Orada okunan Kur’ân ile onun da İslâm’a girmesine vesile oldu. Hz. Sa’d da kavminin yanına giderek onların toplu halde Müslüman olmasına vesile oldu.
Medinelilerden bir kısmı, iki sene önce, I. Akabe Biatı adı verilen buluşmada Allah Resulü (s.a.s.)’nü Mekke’de ziyaret etmişlerdi. İkinci buluşma için hazırlık yapılıyordu. Hz. Üseyd o tatlı anı sabırsızlıkla beklemekteydi. Nihayet, Nübüvvetin 12. senesi hac mevsiminde Ensardan 72 kişi ile birlikte Mekke’ye giderek Efendimiz (s.a.s.)’i görme ve tanışma bahtiyarlığına kavuştu. İkinci Akabe Biatı denilen buluşma sırasında Hz. Üseyd de, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’i yurtlarında barındıracağına ve bu uğurda karşılaşacakları bütün zorluklara göğüs gereceğine dair söz verdi. Hicretten kısa bir süre sonra, Mekke’den inancı uğruna hicret eden Zeyd b. Harise’yi, Efendimiz (s.a.s.)’in emirleri ile kardeş olarak bağrına basmış, onun maddî-manevî destekçisi olmuştu. Allah Resulü İle Beraberliği
Uhud Savaşında Hz. Üseyd, Bedir savasına katılamamıştı. O, Allah Resulü (s.a.s.)’in savaş için Medine’den ayrıldığını bilmiyordu. Esasen, Efendimiz ve ashabı da savaş için çıkmamışlardı. Aniden düşmanla karşılaşmışlardı. Bedir’e katılamayışına çok üzülen Hz. Üseyd, Allah Resulü (s.a.s.)’in Medine’ye döndüğü sırada özür dileyerek;
“Seni Hak din ve Kur’ân ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, savaştığınız her yerde bulunmak isterim. Ancak, Sizlerin savaşmak değil de kervanı takip için Medine’den yola çıktığınızı biliyordum.” dedi. Efendimiz (s.a.s.) de, “Doğru söyledin” diyerek mazeretini kabul etti ve gönlünü aldı. Zeten, Sa’d b. Muaz da, Bedir’e katılamayan Ensar hakkında “Eğer onlar harb edeceğinizi bilselerdi, asla geri kalmazlardı” 2 demişti .
Bir süre sonra Uhud savaşı çıktı. O, sanki Bedir’de bulunamamanın acısını çıkarıyordu. Uhud’da Allah Resulü (s.a.s.)’in etrafında çarpışan az sayıda sahabeden biri olarak Efendimiz (s.a.s.)’e gelen tehlikelere göğsünü siper edip düşmana kılıç sallarken yedi yerinden yaralanmıştı. Nihayet savaş sona ermiş, Allah Resulü (s.a.s.) ashabı ile Medine’ye dönmüştü.
Hendek savaşında da Hz. Üseyd, büyük hizmetler gördü. Müslümanları ortadan kaldırmayı planlayan Kureyş, çeşitli kabilelerden topladıkları, müşrik ve Yahudilerden meydana gelen büyük bir ordu hazırlamış, Medine’ye doğru yola çıkmışlardı. Allah Resulü (s.a.s.), Medine’nin etrafında kazılacak hendekle savunmaya karar vermişti. Nitekim Kureyş, Medine’ye gelince, karşılaştıkları hendeğin gerisinde haftalarca beklemek zorunda kalmışlardı. Müşrikler arasında İslâm’a karşı savaşmakta direnmeye çalışanlardan hendeği geçebilenler, karşılarında Hz. Üseyd’in komutasında devriye gezen ve 200 sahabeden oluşan birliklerle karşılaşıyorlardı.
Bir ay boyunca ashabı ile Medine’yi müdafaa eden Efendimiz (s.a.s.), savaşı sona erdirmeye karar vermişti. Bunun için bir plan yaptı. Düşman saflarında bulunan Beni Gatafan kabilesine, Medine’nin hurmalarının üçte birini vermeyi teklif etti. Onlardan gelen heyet ise hurmaların yarısını istedi. Daha fazla hurma almak için pazarlık yapmaya gelen heyet başkanı Uyeyne b. Hısn, Efendimiz (s.a.s.)’in huzurunda, edebe aykırı davranışlar sergileyince, Üseyd b. Hudayr (r.a.) bir anda:
—Efendimiz (s.a.s.)’in huzurunda ayaklarını uzatamazsın! Topla ayaklarını! Eğer Allah Resulü (s.a.s.)’in huzurunda olmasaydın seni şu mızrakla parçalardım, diye sert bir şekilde çıkıştı. Daha sonra sesini alçaltarak Efendimiz (s.a.s.)’e:
—Ey Allah Resulü! Onlara hurma vermeyi düşünmeniz Yüce Allah’tan gelen bir emir ise, onu yerine getiriniz. Sizin yapmayı düşündüğünüz şeyde bir itirazımız yoktur. Eğer bizi korumak için bunu teklif ediyorsanız, Allah’a yemin ederim ki, kılıçtan başka onlara vereceğimiz hiçbir şey yoktur. Onlar bizden hiçbir şey alamazlar, dedi.
Üseyd (r.a.)’ın bu konuşması Efendimiz (s.a.s.)’i memnun ederken düşmana da iyi bir ders verilmişti. Onun bu konuşması üzerine Efendimiz (s.a.s.), Gatafanlılara hiçbir şey vermeyeceğini ortaya koydular. Uyeyne b. Hısn da aldığı dersin neticesinde Müslümanlarla savaşmanın zor bir şey olduğunu anlamış ve geri dönmeye karar vermişti. O, kavmine gidince;
—İstediğimizi elde edemedim. Peygamberleri uğrunda her türlü tehlikeyi göze alan akıllı ve cesur insanlarla karşılaştım. Biz bu işte zararlı çıktık. Başkalarının sözüne kanıp buraya geldik. Kureyş de bir şey yapamadan geri dönecek. Onlara yazıklar olsun! Halbuki Peygamber’in bize zararı yoktu.” Böylece Efendimiz (s.a.s.), yüksek ferasetleri sayesinde, Gatafanlıların savaştan geri çekilmesini sağlamıştı. Daha sonra düşman kabileler birbirlerine düşmüş, Kureyş de Mekke’ye dönmüş ve ciddi bir kan dökülmeden savaş sona ermişti. Şüphesiz bu tarihî başarıda Hz. Üseyd’in konuşması da etkili olmuştu.
Uhud Savaşı’nda kötü maksatlarına ulaşamayan müşrikler, bir bedeviye para vererek Efendimiz (s.a.s.)’e suikast yapmayı planlamışlardı. Bedevi, Medine’de Allah Resulü (s.a.s.)’in bulunduğu yere geldi. Efendimiz ashabı ile sohbet ediyordu. Bu sırada bedevinin içeriye girdiğini gören Üseyd (r.a.), adamın kötü niyetli birine benzediğinden şüphelenmiş, bütün dikkatini onun üzerine çevirmişti. Bedevi kaba bir şekilde, “Hanginiz Abdulmuttalib’in torunudur?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.) edep ile, “Abdülmuttalibin oğlu benim” diye cevap verdi. Bedevi kötü planının gerçekleştirmek üzere Peygamberimiz (s.a.s.)’e doğru ilerlemeye başlayınca Hz. Üseyd de hızla adamın eteğinden yakalayıp onu geri çekti. Bu sırada bedevinin gizlediği hançer ortaya çıkmıştı. Hz. Üseyd bedeviyi kıskıvrak yakaladı. Adam, bu anda kendisine yardım edecek tek şahsın Efendimiz (s.a.s.) olduğunu anlamış ve “Beni bağışla Ey Muhammed” diye feryat etmişti. Allah Resulü (s.a.s.), bedevîye:
—Bana doğrusunu söyle, buraya niçin geldin? Eğer doğrusunu söylersen doğruluk sana fayda verir. Yalan söylersen bu senin için iyi olmaz. Yapmaya kalkıştığın işten zaten haberim var, dediler.
Bedevi her şeyi olduğu gibi anlatınca Efendimiz (s.a.s.) de:
—Senin canını bağışladım. Serbestsin. İstediğin yere gidebilirsin. Veya senin için daha hayırlı olanı tercih et, buyurdu. Kendisine suikast yapmak isteyeni dahi affeden Efendimiz (s.a.s.)’in bu kibar davranışlarından etkilenen bedevî, imana davet edildiğini anlamıştı. Daha fazla beklemeden Müslüman oldu.
Huneyn savaşında da büyük kahramanlıklar göstermiş olan Üseyd (r.a.), Mekke’nin fethi sırasında Allah Resulü (s.a.s.) ile birlikteydi. Allah Resulü (s.a.s.), Kasva isimli devesine binmiş olduğu halde, Hz. Ebubekir ve Üseyd b. Hudayr ile konuşa konuşa Mekke’ye girmişlerdi. 3 Hz. Üseyd’in Vefatı Hz. Üseyd, Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin 20. senesinde vefat etmiştir. Vefatının yaklaştığını hisseden Hz. Üseyd, Hz. Ömer’e yazmış olduğu bir vasiyetnamede, dört bin dinar borcu olduğunu yazmıştı. Vefat ettiğinde cenaze namazını kıldıran Hz. Ömer, onu kendi eliyle defnetti. Daha sonra vasiyetnameyi okuyan Hz. Ömer, Hz. Üseyd’den kalan bir hurma bahçesine takdir ettiği dört bin dirhemi alacaklılara dağıtarak dostuna olan vefa borcunu ödedi. 4 Hayatından Tablolar
Mü’minlere En Büyük Nasihati Hz. Üseyd, hayatına hâkim kıldığı üç hususu, herkese tavsiye ediyordu. “Hayatta olduğum sürece, devamlı olarak üç şey ile meşgul olabilseydim, cennetlik olacağımdan şüphe etmezdim.” diyerek bunları şöyle sıralamıştır:
“1. Kur’ân okumak ve okunan Kur’ân’ı dinlemek 2. Efendimiz (s.a.s.)’in mübarek sohbetlerini dinlemek 3. Bir cenazenin başında bulunup kabri ve kabir sonrası hayatı düşünüp ibret almak.” 5 Hz. Üseyd’in Okuduğu Kur’ân’ı Dinlemeye Gelen Melekler Akıllı, kültürlü ve cesaretli bir insan olan Hz. Üseyd, Kur’ân’ı okumaya ve dinlemeye çok düşkündü. Hz. Üseyd’in bir gece Kur’ân okurken meleklerin gruplar halinde gelerek kendisini dinlediğini anlatan şu hadise oldukça ibretlidir:
Hz. Üseyd bir gece hurma sergisini beklerken Bakara sûresini okumaya başlar. Tam bu sırada yakınında bulunan atı şahlanır. O, Kur’ân okumaya ara verdiği anda atın sakinleştiğini görür. Kaldığı yerden Kur’ân okumaya devam edince atın yeniden şahlandığını görür. Atın yakınında uyumakta olan oğlu Yahya’yı hatırlayan Hz. Üseyd, okumasını tamamen keserek atın yanına gider. O sırada başını yukarılara doğru kaldırır. Atın üst tarafında beyaz bulutlar halinde bir şeyler görür. Onlardan parıltılar da yayılmaktadır. Bir süre sonra, gördüğü bu şeyler göğe doğru çekilip gider ve gözden kaybolurlar. Bu manzaradan çok etkilenen Hz. Üseyd, sabah olunca Peygamberimiz (s.a.s.)’in huzuruna giderek gördüklerini anlatır. Efendimiz (s.a.s.):
— Ey Üseyd! Biliyor musun, onlar neydi?
O, “Hayır” cevabını verince Allah Resulü (s.a.s.):
—Onlar meleklerdi. Kur’ân-ı Kerim okurken seni dinlemeye gelmişlerdi. Eğer devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. Sabah da insanlar onları seyrederdi. Onlar da insanlardan gizlenmezlerdi.” buyurdular. 6 Efendimiz ve Hanımlarına Çamur Atanlara Hz. Üseyd’in Tepkisi Beni Mustalık seferi dönüşünde Yahudiler, Hz. Aişe annemize iftira ederek Allah Resulü (s.a.s.)’i üzmeye çalışmışlardı. Atılan bu kirli çamurun o pâk annemizi lekelemesine Yüce Allah izin vermeyecekti. Bir şamar halinde iftiracılar hakkında indirdiği ayet-i kerimede Yüce Allah, Hz. Aişe’nin paklığını ve beraatini beyan ederken, iftiracıların cezalandırılmasını da emrediyordu. (Nur Suresi, 24/4-19) “İfk” 7 adı ile bilinen bu üzücü hadise, bazıları için bir imtihandı. Onlar, bu iftirayı dillerine dolamadan çekinmemişlerdi Ancak, sahabe içinde niceleri bu çirkin konuşmalara şiddetle karşı çıkmışlar, iftiracılara gereken dersi vermek için harekete geçmek istemişlerdi. Hz. Üseyd, “Ey Allah’ın Resulü! Eğer iftiracılar Evsten ise, onları biz cezalandırırız. Eğer Hazreçli kardeşlerimizden ise, emrini tatbik için emrinize hazırız. Allah’a yemin ederim ki, onlar öldürülmeyi hak etmiş kimselerdir.” 8 demişti. Bu sözleri ile Hz. Üseyd, Allah Resulü (s.a.s.)’ne bağlılığını ve Efendimiz’in hanımının iffet abidesi oluşunu ilan etmişti. Hz. Üseyd’in Allah Resulü (s.a.s.)’e Sevgisi Üseyd (r.a.) güler yüzlü bir sahabe idi. Bazen Allah Resulü (s.a.s.)’nün yanında dahi yaptığı esprilerle arkadaşlarını güldürürdü. Bir gün yapmış olduğu espriyle yine arkadaşlarını güldürmüştü. Allah Resulü (s.a.s.)’de iltifat ederek onun böğrüne hafifçe vurmuştu. O anda Hz. Üseyd, “Bedenimi acıttın” dedi. Efendimiz (s.a.s.) de “O halde kısas yap” cevabını verdi. Hz. Üseyd, “Ey Allah’ın Resulü! Senin sırtında gömlek var, oysa vurulan yerim çıplaktı.” diyerek Efendimiz’in gömleğini sıyırmasını sağladı. Bu güzel fırsatı kaçırmayan Hz. Üseyd, Efendimiz (s.a.s.)’i kucaklayıp gül kokulu böğrünü öptü ve “Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah! Benim bütün istediğim sizin mübarek bedeninizi öpmekti” 9 dedi. Münafıklara Karşı Tavrı Mureysî seferi dönüşünde biri Ensardan diğeri Muhacirlerden olan iki sahabe arasına küçük bir tartışma çıkmış, daha sonra da iş tatlıya bağlanmıştı. Ordu içinde bulunan münafıklar, bu tartışmadan istifade ederek ortalığı karıştırmak istediler. Münafıkların başı Abdullah b. Übey b. Selül, Ensar’ın Muhacir kardeşlerine maddi–manevi yardımda bulunmalarını bir türlü hazmedememişti. İnançları uğruna mallarını Mekke’de bırakıp Medine’ye hicret eden insanları muhtaç anlamına gelen “zelil” olarak görmeye çalışıyordu. O, bu düşüncesini açığa vurup, “Yemin ederim ki, Medine’ye döndüğümüzde aziz olan, zelil olanı Medine’den çıkartacaktır,” demişti. Bu sözler Hz. Ömer’in kulağına gidince, Peygamberimiz (s.a.s.)’e, “Ey Allah’ın Resulü! Bu halkı fitneye sokan kişi için bana izin ver de boynunu vurayım!” dedi. Ancak Allah Resulü (s.a.s.), fitne çıkmaması için buna izin vermemişti. Daha sonra Üseyd de Efendimiz (s.a.s.)’e geldi ve “Ey Allah’ın Resulü! İzin ver de insanları fitneye düşüren bu adamın boynunu vurayım” dedi. Allah Resulü (s.a.s.) onu da sakin olmaya davet etti. 10 Bu sırada nazil olan “Münâfikûn Sûresi”nin 7 ve 8. ayetleri bu münafığın durumunu anlatarak onu rezil bir hale düşürmüştü.. Hz. Üseyd’in Bastonu Üseyd b. Hudayr (r.a) ve Abbad b. Bişr, yaşlı birinin ihtiyaçlarını karşılamak için Allah Resulü (s.a.s.)’nü ziyarete gitmiş, geç vakte kadar Efendimiz (s.a.s.)’le oturmuşlardı. Efendimiz (s.a.s.)’in huzurundan ayrılırken gecenin şiddetli karanlığı da her tarafı kaplamıştı. Bu durumda evlerine nasıl dönebilirlerdi. Ellerine bir sopa alarak yürümeye başladılar. Bir de ne görsünler.. Ellerindeki baston etrafa ışık saçıyor, etrafı aydınlatıyordu! Böylece evlerine doğru rahat bir şekilde yol almaya devam ettiler. 11
* Araştırmacı Yazar
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu yazı Yeni Ümit Dergisi'nde yayınlanmıştır.
DİPNOTLAR
1. Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, IV, 438 2. İbn Hişam, II, 621 3. Kandehlevi, I, 150 4. İbn Abdulberr, el-İstiab, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, I, 176 5. Kandehlevi, IV, 438 6. Buhârî, Fedailu’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsâfirîn 242, 7. Saadet Asrında, münafıkların çıkarmak istedikleri bir fitne olan İfk hadisesi Beni Mustalık Gazvesi sırasında olmuştu. Burada Nur sûresinde de anlatıldığı şekilde Hz. Aişe’ye ağır iftiralar atılmış, Allah onun bu iftiralardan beri olduğunu ayetle beyan buyurmuştu. Bu hadisenin ayrıntılarını tarih kitaplarına ve Nur sûresinin 11-22. ayetlerinin tefsirlerine havale ediyoruz. 8. Kandehlevi, II, 174 9. Kandehlevi, III, 27. 10. andehlevi, II, 63 11. Buhâri, Mesâ’ıd 78, Menakıb 28; Menakıbu’l-Ensar 13; Kandehlevi, IV, 441
|