Vadesi gelmiş borçAhmet Kurucan, Zaman, 28.12.2006 Konumuz vadesi gelmiş ve çeşitli sebeplerle ödenmeyen/ödenemeyen borcun bir başka para birimine çevrilerek ertelenmesi. Burada ödenmeyen yerine ödenemeyen demeyi ısrarla tercih ederim; çünkü İslam ticaret kurallarında esas olan dürüstlük ve karşılıklı güvendir.
Kaldı ki bu dürüstlük, karşılıklı güven, emniyet ve itimat sadece ticari alanla sınırlı olmayıp, İslami öğretiler açısından bakıldığında hayatın bütününü kapsamaktadır. Mesela konumuzla alakalı olarak Hz. Peygamber'in (sas), "Müslümanlar haramı helal, helali haram kılmıyorsa, kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar." (Buhari, İcare, 14; Tirmizi, Ahkam, 17) hadisi Müslümanlar için hem akitler adına çerçevenin genişliğini gösterici, hem de bağlayıcı bir beyandır. Burada sözleşmeye göre şart, borcun vaktinde ödenmesidir. Yine Hz. Peygamber, güvenilir, dürüst tacirlerin cennete şehitlerle beraber gireceğini (İbn Mace, Ticarat, 1) belirtmiştir ki bu hadis ticaret ahlakının oturması noktasında ahirete inanan bir sine için çok şeyler ifade etmektedir. Söze dürüstlük, ticaret ahlakı, Müslüman'ın sorumluluğu ile başlamışken devam edelim. Hz. Peygamber'in bakış açısına göre bir Müslüman kesinlikle haram olmasına rağmen zina edebilir, hırsızlık yapabilir; ama asla yalan söylemez. Efendimiz'in (sas) bu kanaatini belirttiği hadiste -ki bu kanaat bizim için hayata mutlaka intikali gereken bir emir sayılır- 'yalan söylemez' beyanı, Efendimiz'in imanla yalanın aynı çatı altında barınamayacağını, aynı atmosferde bulunamayacağını ifade etmesi bakımından çok önemlidir. Burada şunu rahatlıkla diyebiliriz: O'nun ümmetine bakış açısı bu olunca, bizim ticarette verdiğimiz sözlerden, gündelik hayattaki rutin işlerimize kadar nasıl bir tavır takınmamız gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Niçin konuya bu perspektiften yaklaştınız, bir insan ticari hayatın dalgalı ortamında haklı gerekçelerle borcunu ödeyememiş olabilir, diyebilirsiniz. Haklısınız, zaten bu açıdan bakıldığında sorunun çok kısa ve çok net bir cevabı var. Ama günümüzde ticari hayatın dönen çarkları içinde mesele çoğu zaman böyle olmuyor. Zamanında ödenmeyen borçlar, her zaman itirazda dile getirilen hakiki ve haklı gerekçelere dayanmıyor. Çoğu zaman borcunu ödeme imkanı olduğu halde, tüccar diliyle ifade edelim "paraya takla attırmak" için, borcunu erteleyebildiği ölçüde erteleme ve böylece sermaye ihtiyacını karşılamaya çalışıyor günümüzdeki birçok kimse. Böylece hem kendisi adına ve kendi iradesi ile haksız ve tabii ki bereketsiz bir kazanca kapı aralıyor, hem de dünyevi ve uhrevi çok büyük vebali olan kul hakkına girmiş oluyor. İslam'a göre borcunu ödeyecek imkanlara sahip olan kişi özellikle o borç özelinde zengin sayılır. Zenginin ise borcunu alacaklısının rızası dışında ertelemesi Efendimiz'in beyanıyla 'zulümdür'. (Buhari, Havale, 1, 2, İstikraz, 12; Müslim, Musakat, 33; Ebu Davud, Buyu,10) Zira Allah Rasulu (sas) çok açık ve net; "Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür." buyurur. Ama hakikaten darlık ve ödeme güçlüğü içindeyse, ona yardım etmek de alacaklıya ve bütün bir topluma düşen insani, ahlakî ve İslamî bir davranış biçimidir. Kur'an, "Eğer borçlu sıkıntıda ise kolaylığa çıkıncaya kadar ona mühlet verin!" der ve ardından bir adım daha ileri atarak alacağın bağışlanmasını salık verir: "Şayet bilirseniz, alacağınızı bağışlamanız sizin için daha da hayırlıdır." (2/280) Genel kurallar ve ahlaki boyutu itibarıyla ele aldığımız konunun nihai noktasını koyacak fıkhî boyutuna ise gelecek hafta değinelim. Not: Bütün okuyucularımızın Kurban Bayramı'nı kutlar, daha nice bayramlara kavuşmalarını Yüce Mevla'dan niyaz ederim.
|