|
Ödenme zamanı gelmiş borç Ahmet Kurucan, Zaman, 04.01.2007 Geçen hafta, ödenme zamanı gelmiş; ama çeşitli sebeplerle ödenmeyen/ödenemeyen borcun bir başka para birimine çevrilerek ertelenme konusunu ele almıştık.
Meselenin genel ticari kurallar, umumi ve özellikle ticaret ahlakına bakan boyutlarına kısaca değinmiş, fıkhi vechesini bu yazıya bırakmıştık. Malum borçlanma, ya karz-ı hasen dediğimiz ödünç para veya emtia alış-verişinden kaynaklanan işlemle gerçekleşir. İster ödünç (karz-ı hasen), isterse vadeli alışveriş işlemi ile tahakkuk eden borç olsun, zamanında tespit edilen para biriminden ödenemediği zaman, ister aynı para birimi üzerinden, isterse başka bir para birimine ya da altın ve gümüş gibi zati değeri olan eşyaya, karşılıklı rızaya dayanarak çevrilebilir ve ertelenebilir. Bu türlü işlem farklılığına gidilmesinin belki de en makul ve meşru sebebi, üzerinde borç anlaşması yapılan para biriminin enflasyona yenik düşmesi ve sürekli değer kaybetmesidir. Eğer gerçek sebep bu ise bazı İslam uleması alacaklının bu değer kaybını başka türlü gidermenin de mümkün olacağını düşünüyorlar. Şöyle ki; değer kaybını tespitte devletin belli periyotlarla açıklamış olduğu enflasyon yüzdelik rakamları baz alınır, bu yüzdelik zamanlamaya riayet edilerek mevcut borç miktarına uyarlanır, ortaya çıkan rakam zamanında ödenemeyen borcun üzerine ilave edilir. Söz konusu fazlalık, borcun değer kaybıdır. Bu usulün yabancı para birimine tercihi, iktısadi kalkınmanın en önemli ayaklarından biri olan bağımsızlığın sağlanmasına, kendi para birimimizin değerlenmesine vesile olacaktır. Ayrıca netice de değişmeyecektir. Yani bu türlü bir işleme gidilmesinin ana sebebi, İslam'da 'zulmetme ve zulme maruz kalmama' kaidesine muvafık hareket edilmesi ise şayet -ki öyle olmalıdır, olmak zorundadır- her iki tarafın alacak-borç ilişkisinden zarar görmemesi bu şekliyle de sağlanmış olur. Yalnız burada özenle üzerinde durulması gereken husus, karşılıklı rızadır. Eğer borçlu gerçekten iyi niyetli ve umulmayan, hakiki sebeplerden dolayı borcunu ertelemek istiyorsa, buna ödeme kolaylığı imkanı verme hatta alacağı bağışlama ayet ve hadislerde yerini bulan bir fazilet ve civanmertlik örneğidir. Zaten düşen bir insana, borcunu artıracak ayrı bir işleme tabi tutmak İslami bir davranış biçimi olmasa gerek. Ama borçlu böyle değil de, borcunu erteleyerek zaman kazanmak, sermaye ihtiyacını karşılamak ve böylece başkasının hak edilmiş parası ile ticaretini yürütmeye, şahsi malvarlığını artırmaya çalışan biriyse, alacaklının bu türlü bir fedakârlık yapması beklenmemeli. Daha ilk baştan alışveriş veya ödünç sözleşmesi yapılırken, muhtemel bu gibi vakıalardan hareketle borcun zamanında ödenmemesi durumunda, borcu erteleme ve gecikmeden doğan/doğacak zararı karşılama usulü sözleşme içine konulabilir. Hatta konulmalıdır. Zira bu, her iki taraf için hem bağlayıcı, hem gelecekteki alışverişleri adına güven verici olacak, hem de tarafların muhtemel başka yatırım ve alışverişler için önlerini görmesine yarayacaktır. Erken İslami dönemlerde bu türlü şeyler sözleşme şartlarında yoktu. Çünkü İslam bir bütün olarak yaşanıyor, ticari ahlaksızlık nedir bilinmiyordu. Ama daha sonraları 'fesad-ı nas' toplumu esir almaya başlayınca, sözünü ettiğimiz fıkhi görüşler, aldanmaların/aldatmaların tahakkukundan sonra devreye girdi. Günümüzde ise hem bunların yaygınlık kazanması, hem sanayileşmenin uzantısı olarak büyük sermayeler, milyon-milyar dolarlık sözleşmeler, hem de banka-şirket misali kurumsal ilişkiler bu gibi muhtemel aksaklıklar karşısında alınacak tavırların baştan sözleşme şartlarına konulmasını gerekli kılmaktadır.
|