Anasayfa arrow Satır Arası arrow Ahmet Kurucan arrow Borç, faiz ve kâr ortaklığı
E-posta

Borç, faiz ve kâr ortaklığı

AHMET KURUCAN, Zaman, 01/02/2007

 

Sermayeye sıkışan bir tüccar, birikimini finans kurumlarına yatırıp kâr payı ortaklığı alan birisinin bu parasını, kurumun verdiği kâr payı bedelini kendisinin vermesi sözü ile onu borç/ödünç olarak alabilir mi? Basit bir örnek içinde finans kurumunda 300.000 YTL'si olup, aylık 3.000 YTL kâr payı alan şahıstan, bu bedeli vermek şartıyla 300.000 YTL'yi alabilir mi? Hatta o süre içinde finans kurumunun kâr bedelini artırması durumunda kendisinin de vereceği fazlalığı artıracağına söz vermesi mümkün müdür?

İslamî hassasiyetin göstergesi olarak sorulan ve dışarıdan bakıldığında bazılarınca hiçbir mahzuru yok şeklinde algılanabilen bu problem, faiz, borç/ödünç ve kâr ortaklığı meselelerinin birbirine karıştırıldığını göstermektedir. Şöyle ki; faizli işlem; belli bir miktar paranın, belirli bir vade ile baştan belirlenen fazlalıkla geri iadesi demektir. Burada faiz, geri ödeme esnasında verilecek olan fazlalıktır. Borcun zamanında ödenmemesi durumunda ilave edilecek müddete bağlı olarak fazlalığın artırılması 'ribe'n-nesie; veresiye faizi', emvali ribeviyye dediğimiz mallar başta çeşitli emtianın mübadele şekillerinde uygulanan aynı cins malların fazlalıklı değişimi demek olan "ribe'l fadl; alış-veriş faizi" de başka faiz çeşitleri olarak buna ilave edilebilir. Eğer dikkat edilecek olursa, örneğimiz ilk olarak tarifini yaptığımız ve literatürde "ribe'd-deyn; borç faizi" adını verdiğimiz bu tabloya birebir uymaktadır.

Konumuzla alakalı veçhesi itibarıyla, İslam, sermayenin hiçbir risk unsurunu üzerine almadan başlı başına kazanç vesilesi olmasını istememektedir. Çünkü bu sermayenin son tahlilde belli kesimlerde toplanmasını netice verecek, bu da kısa veya uzun vadede toplumdaki sosyo-ekonomik dengeyi bozarak, aralarında derin ve büyük uçurumların bulunduğu katmanların oluşmasına sebebiyet verecektir. Böyle bir toplum yapısı ise ekonomik, ahlaki, kültürel, siyasi birçok problemle karşı karşıya demektir.

İslam, faiz yasağını getirirken, bütün bu muhtemel veya vaki sorunları ortadan kaldıracak ve faize alternatif olabilecek emir, yasak ve tavsiyelerle gelmiştir. Sosyal dayanışmayı sağlayacak karşılıklı yardımlaşma, zekat, sadaka, karşılıksız borç (karz-ı hasen), mal, peşin para, veresiye demek olan selem alış-verişi, emek-sermaye ortaklığına dayanan ortaklıklar gibi alternatifler sunmuştur.

Ayrıca faizin alış-veriş ile eşdeğer olmadığını Kur'an ısrarla vurgulamıştır. Bakara 276. ayette bazılarının 'faiz ticaret kârıdır' iddiasının yanlışlığını bizzat dile getirmiştir.

Örnekte anlatılan işlemin caiz olabilmesi için, bedelin ya karşılıksız, sırf Allah rızası için ödünç/borç olarak verilmesi lazım ya da eğer miktarın çokluğundan ve paranın zaruri bir ihtiyacı karşılamak için değil de kâr amaçlı ticarette kullanılacağı hesaba katılıyorsa risk unsurunu bünyesinde taşıyan kâr-zarar ortaklığına girilmesi gerekmektedir.

Tarafların karşılıklı rızaları ne bu işlemi ne de dinin cevaz vermediği başka muameleleri caiz kılar. Tıpkı karşılıklı istek ve rıza ile yapılan zinanın caiz olmaması gibi, bu da caiz olmaz. Nasıl olsa aynı şartlar altında finans kurumunun verdiği her şeyi ben de veriyorum mantığı yanlıştır. Zira finans kurumunun verdiği adı üzerinde kâr bedelidir, faiz değildir. Kurumun işleyiş şeklini bilmeyen kişilerin faiz oranlarına yakın kâr bedelinin verilmesi, bu bedelin genelde sabit veya sabite yakın olması, hiç zarar edilmemesi gibi faktörlerden hareketle faiz gibi görmesi neticeyi değiştirmemektedir.

 

 

Okunma: 371
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player

İlgili diğer yazılar:


 ListeNur.de - islami siteler listesi