Anasayfa arrow Satır Arası arrow Tefekkür Dünyamız arrow İmana Engel Olan Bazı Zihnî Yanılgılar
E-posta

İmana Engel Olan Bazı Zihnî Yanılgılar

Hamdi İşcan, herkul.org

 

ImageBazı insanlar vardır ki, Yüce Yaratıcı’ya inanmak ister ve arayış içerisine girer ama zihnini sıhhatli bir şekilde kullanamadığından, eşya ve hadiselere karşı doğru bakış açısı yakalayamadığından hedefine ulaşamaz, maksuduna eremez ve takılıp yollarda kalır. “Zihnî yanılgı” diyeceğimiz bu hususlar, esasında imana giden yolda bazı kişiler için ciddi manada aldatıcı bir mania oluşturur. İşte bunlardan birkaçı:

1- Arayış yolundaki metod yanlışlıklarından birisi –ve belki de en önemlisi- Yüce Yaratıcı’yı –haşa- maddi bir varlığı arıyormuş gibi bir arayış içine girmektir. Halbuki her şeyin bir arama yolu vardır. Bizler, beş duyu organımızla kainatın milyonda bilmem kaçta kaçını görüp hissedebiliyoruz. Mesela cazibe kanununu göremiyoruz ama onu kabul ediyoruz. Mıknatıs hakkındaki mahdut bilgimize rağmen, etkilerini tespit ediyor ve bunları inkar etmiyoruz. İşte Yüce Yaratıcı, -haşa- bizim görebileceğimiz, bizim temas edebebileceğimiz şekilde cisim olmadan, herhangi bir yer tutmadan münezzeh ve müberrâdır. Bu sebeple de O’nu arama, O’na ulaşma yolu farklıdır. O’nu maddî gözlerle görüp, maddî kulaklarla işitemediğimiz halde O’na işaret eden, O’nu gösteren binlerce aklî, mantıkî delil vardır. Ve bu binlerce delil o kadar sağlam, o kadar ikna edici ve o kadar akıl-mantık ilkelerine uygundur ki, bu delilleri aklı başında hiçbir insanın inkar etmesi mümkün değildir. Misal olması açısından bu binlerce delilden burada sadece bir tanesini zikredelim:

Mesela büyük şairimiz Yahya Kemal’a ait şu şiiri ele alalım:

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.”

Şimdi, akıldan zerre kadar nasibi olan insan bile der ki, bu şiirin kendi kendine olması mümkün değildir, mutlak ve muhakkak surette bu şiiri yazan birisi olması gerekir. Aksi takdirde her bir harfin, akıl, şuur, ilim, irade... sahibi olması, bütün harflerin birbiriyle iletişim içerisinde bulunması ve her bir harfin diğer harflere hem hâkim, hem de mahkum olması gerekir. Bunun ise, cevap vermeyi dahi gerektirmeyecek bir deli saçması olduğu apaçık ortadadır. İşte kainattaki her bir varlık, hem yalnız başına, hem de diğer varlıklarla münasebeti noktasında şiir gibi, hatta ondan da öte, bir nizam, ahenk ve uyum içerisinde bulunmaktadır. Bu sebeple, kainat, ancak ve ancak, herşeyi bilen, her şeye gücü yeten, her şeye hükmeden sonsuz ilim, irade, güç, kuvvet.. sahibi bir Zat’a verilmek suretiyle izah edilebilir. Aksi tasavvur edildiğinde, aklı, şuuru, ilmi, iradesi.. olmayan cansız atom parçacıklarının sonsuz ilim, irade, güç, kuvvet sahibi olmasının kabul edilmesi demektir ki, biraz önce aktardığımız şiir örneğinde, her bir harfin bir şair olarak görülmesi halinden daha aptalca ve daha saçma bir iddia olduğu izahtan vârestedir.

Bu gerçek apaçık ortada iken, zifirî karanlıkta olduğunda burnunun ucunu bile göremeyen şu görüp müşahede ettikleri şeyler sınırlı olan insanoğlunun, sırf maddî gözle göremediğinden dolayı Yüce Yaratıcı’yı inkara kalkışması -deli saçması ve trajı-komik de olsa- birçok inançsızın içine düştüğü zihnî yanılgılardan birisi olarak saymamızı gerektirmektedir.

2- Bir yolcu düşünelim. Gideceği şehre ulaşmak için eline bir harita verilmiş. Elindeki haritada o şehre ulaşmak için tam bin tane yol var. Yolcu elindeki haritaya baktığında, şehre giden o bin adet yoldan bir tanesinin kapalı olduğunu görüyor. Ayrıca o kapalı görünen tek yol da gerçekte kapalı değil ama seyyah bilemediğiz bir sebeple o yolu, kapalı görmektedir. Şimdi hiçbir aklı başında adam iddia etmez ki, seyyah tek bir yolu kapalı gördüğünden dolayı o şehre gidemeyecek, ulaşamayacaktır.

İşte Cenab-ı Hakk’a bakan ve O’na ulaşan yollar, kapılar; alemin tabakaları, sayfaları, varlıkları nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir. Mahlukların solukları sayısınca O’na giden yol vardır. Bu yollardan adi bir yol kapandığı zaman, bütün yolların kapanmış olduğunu vehmetmek, öyle bir kuruntuya kapılmak, cehaletin en büyük şahididir. Bu adamın örneği, gayet büyük askerî bir karargahı içeren büyük bir şehirde, karargahın bayrağını göremediğinden sultanın ve askeriyeye ait bütün şeylerin inkarına veya teviline başlayan adamın örneği gibidir.

3- İmana engel olan hususlardan bir diğeri, insanın, gaflet, dalgınlık, dikkatsizlik neticesinde cüz’î nazarını cüz’î şeylere hasretmesi, onlarla sınırlandırmasıdır. İnsan, ‘bütün’ün parçaları arasına düşüp, parça ve parçacıklarla bakışını sınırlandırırsa, o parça ve parçacıkların sebeplerden kaynaklandığına ihtimal verebilir. Ancak başını kaldırıp nev’e ve umuma baktığı zaman, sebeplerin sadece birer perdeden ibaret olduğunun farkına varır . Mesela, cüz’î rızık olan kendisiyle ilgili rızkını bazı sebeplere verebilir. Fakat ölümcül bir manzara halini çağrıştıran kıştan sonra, bahar mevsiminde yeryüzünün ihya edilmesi neticesinde bütün canlıların rızıklarının karşılandığını görse, bütün bunların rızkını verenin sonsuz kudret sahibi Allah’tan (Celle celalühü) başka bir zat olmadığını anlayacak ve bütün canlılar içinde kendi rızkının da Cenab-ı Hak’tan geldiğini bilecektir.

Evet, insan simasından kainat çehresine, atom parçacıklarından güneş sistemlerine kadar her bir varlık, Yüce Yaratıcı’dan insanlara gönderilen birer kitap, birer mektup gibidir. Ancak insanın bu kitap ve bu mektupları doğru “oku”yabilmesi için salim bir niyet ile doğru bir bakış açısına sahip olması ve aklınını-zihnini sıhhatli bir şekilde bu yolda kullanmasını bilmesi gerekir.

 

 

Okunma: 446
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi