Sıfır Sorun mu Dediniz? Ahmet Kurucan, herkul.org, 02.04.2007 11 Eylül sonrası terörle mücadelede ABD’li yetkililerin ağzından çıkan söz bana ilham etti bu başlığı. Onlar “zero tolerance; sıfır hoşgörü” diyorlardı terörle mücadelede kararlılıklarını ifade için. Ben de karı-koca geçimsizliklerinde ‘sıfır sorun’ beklentisi içinde bulunanlara bazı şeyler söylemek istiyorum. Çıkış noktam su; geçenlerde karı-koca arasındaki vaki geçimsizliğe hakem olarak tarafların iradeleri ile tayin edildim. Yine mi dediğinizi duyar gibiyim; evet, ne yazık ki yine.
Bu davada sıfır sorun beklentisi içinde bulunan koca; ama başka vakalardan da hatırladığım kadarıyla bayanlar içinde de evlilik öncesi hayallerinde sıfır soruna, sürekli mutlu bir hayata kendilerini şartlandıranlar gördüm. Tek kelime ile yanlış; hem de çok büyük bir yanlış. Telafisi imkansız değil ama neresinden bakarsanız bakınız y-a-n-l-ı-ş. Çünkü evlilik hayatında birliği sağlayıncaya kadar ufak-tefek çekişmelerin, tartışmaların olması kaçınılmazdır. Birbirinden tamamiyle farklı, fitraten farklı, kültürleri farklı, beklentileri farklı, alışkanlıkları farklı iki insan biraraya gelecek ve birlik oluşturacak. Amenna ama bunun zaman alacağı, eşlerin evlilik çatısı altında karı-koca vasıfları ile birbirlerini tanıyıncaya kadar zamana ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır. Hakem olduğumuz hadisede taraflar 12 yıllık evliler. Allah bağışlasın iki çocukları var. Bardağı taşıran son hadiseye kadar zaman zaman inkıtalar olsa da mutlular. Her iki tarafta itiraf ediyor bunu. Çünkü seviyorlar birbirlerini. Zaten hakiki sevginin olduğu yerde adavet mecazi olur demiyor mu Bediüzzaman Hazretleri. Bu açıdan gayet makul bir süreç izlemiş evlilik hayatları. Ama gel gör ki son hadise evliliği bitirmenin eşiğine getirmiş. Uzun boylu her iki tarafı, hatta olaya müdahil olan yakın derecedeki akrabaları da dinledim; ulaştığım sonuç zihinlerdeki “sıfır sorun” beklentisi. Ben de barıştırma nasihatlarında vurgulamayı hep bu noktada yapmaya çalıştım. Mesele mutlu sonla kapandı. Eşlerin yek diğerinden özür dilemesi, sarılmaları, ağlamaları, sevgi ve saygı cümleleri, bir daha olmayacak şekliyle söz vermeleri görülmeye değer manzaraydı. Bunu geçelim ve umumi anlamda bunu fırsat bilerek bazı şeyler söyleyelim: “Fehm etmeyen vehm eder” derler. Enfes bir sözdür bu. Manayı anlamayan, ilave edeyim ben, anlama çabası içinde olmayan, hatta anlama niyetini taşımayan, zihninde oluşturduğu kurgulara, ön yargılarına göre hareket eder. Muhatabını zihnindeki bu verilere göre bir yere oturtur, ardından onun davranışlarını, sözlerini hep bu istikamette yorumlar ve vehimlere, vesveselere, hayallere, kurgulara mevcut ve vaki gömleği giydirir. Sonra? Sonrasını izaha gerek var mı? Şahsi değerlendirmeme göre; öncelikli ne insani ne de İslami bir davranış şekli bu. Büyük haksızlıklara kapı aralayan bir yaklaşım. İnsanı insanlardan izole edecek bir yöntem. Sonra psikolojik bir hastalık bu. “Vur Abalıya” mantığının hayattaki tezahür şekli. En yakın dostlarını düşman kabul eder böyleleri. Aynı yastığa baş koyduğu eşlerine bile zamanla şüphe ile bakagelir bu tipler. Hayatı kendilerine kendi elleriyle zehir ederler. Çözüm ne o zaman? Empati yapmanız. Kendinizi muhatabınızın yerine koyup, şüphelendiğiniz, kabullenmekte, anlamakta, yorumlamakta zorlandığınız davranışları anlama çabası içinde olmanız. Bu bir. İkincisi; yiğitce, erkekçe, mertçe muhatabınızla konuşmak. Eşiniz ise eşiniz, arkadaşınız ise arkadaşınız. İçinize kapanmakla bir yere varamazsınız. Aksi halde vardığınız, kurgularınızın sizi sürüklediği yer olur. Üç; insafı elden bırakmamanız. Maksat adalet ise, maksat muhatabınızdan neden, niçin sorularının cevaplarını almak ise insafa mutlak ihtiyaç var. Sıfır sorundan neden bu türlü şeylere geçtik diyecek olursanız; fehm ve vehm, spesifik hadiseler içinde sıfır sorun hayaline destek veren hayati bir rol oynuyor da onun için.
|