E-posta

Baba Sorumluğu

Ahmet Kurucan, herkul.org

 

Image‘Vicdan mı dayanır buna’ derler ya; ayne öyle vicdan mı dayanır buna Allah aşkına! Sorumsuz, sorumsuzluğunun farkında olamayacak kadar sorumluluk duygu, düşünce ve şuurundan uzak, hayata hep kendi maddi zevk ve çıkarları perspektifinden bakan güya bir baba, çocuğu ile buluşuyor, çocuğunu terk edişinin 14. yılında. Dile kolay tam 14 yıl ve bu süre zarfında ne eşini ne de çocuğunu aramış, sormus. 14 yıl sonra aklına düşmüş bizim sorumsuz babanın ve yolunu düşürmüş eşi ve çocuğunun yaşadığı şehre. Amca sahip çıkmış bu süreçte hem yeğenine hem ağabeyinin hanımına. Ziyaret düşüncesini açınca kardeş ağabeyine, ağabeyi çok zorlanmış kardeşinin eşini ikna etmede. Nihayet kabul etmiş kadın; “gelsin bir haftalığına, senin hatırın var, babasıdır, görsün çocuğunu ama ben görüşmem” demiş ve bir haftalığına başka bir yere ayrılmış.

Sözü uzatmayacağım; 5 gün baba-oğul sıcak bir atmosferde beraber olmuşlar. Yılların verdiği babasızlık hissini atmaya çalışmış çocuk. Yüzlerce soru sormuş, aldığı cevaplarla tatmin peşinde koşmuş, zihninde yıllardır yargıladığı, ceza verdiği babasını affetmek için, onun eline beraat senedi vermek için deliller bulmaya çalışmış anlatıkları cümleler arasından. Tam da babasını kendisini ve annesini terkinden dolayı affedip vicdanen rahatlayacağı bir zamanda, baba ben gidiyorum demiş tekrar bir sabah erken. Bu defa çocuk tarifi imkansız duygular içinde yeniden yıkılmış. Benim yukarıda buna vicdan mı dayanır derken kasdını ettiğim de zaten resmin işte bu karesi.

Öncelikle insaf diyeyim müsadenizle. İnsaf! Baba olmak sorumlu olmak demektir. Bu sorumluluğun farkında olmayanlar lütfen baba olmasın! Oynamasın ne kendi sulbünden meydana gelen çocukların hissiyatları ile, gelecekleri ile ne de kocasız, himayesiz sokağa bıraktığı eşlerinin hayatları ile. Kul hakkıdır her şeyden önce bu. Hani Cenab-ı Hakk’ın mahşer yerinde, herkesin hesabını verdiği o mekanda, halk tabiriyle arz edeyim: “kendi aranızda anlaşın, hesaplaşın’ dediği kul hakkı. Ayetin ifadesiyle hesabın ağırlığından, sorumlulukların tam anlamıyla yerine getirilemediği endişesinden dolayı anne-babanın evladından, karının kocadan kaçtığı o mahşer yerinden bahsediyorum. ‘Her gelecek yakındır’ der bir arap atasözü. Gerçekten her gelecek yakındır. Şimdi gündelik hayatın hay huyu içinde bu geleceği yakın görmesek, nefsi arzu ve isteklerimizin zebunu olarak hayatımızı sürdürsek bile, bu hesap günü mutlaka ama mutlaka gelecek, büyük buluşma gerçekleşektir.

Bence bu sorumsuz insan, belki de bir hiç uğruna terk ettiği, zahiri şartlar altında dünyalarını kararttığı eşi ve çocuğu ile karşılacağı o anı düşünmeli ve hiç olmazsa bundan sonraki münasebetlerini, çok yakında karşılaşacağı ortamda başına geleceklere göre düzenlemelidir.

Sonra, kul hakkının başka bir boyutu var bu misalde; toplum hakkı. Usulde bizim Allah hakkı dediğimiz hak yani. Zira eşi ve babası tarafından terkedilmiş kadınlar, çocuklar içinde yaşadıkları toplumda normal aile düzenine sahip kişiler gibi bir hayata sahip değillerdir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Hatta o kadın başka bir erkekle çok mutlu bir yuva kursa da, yeni koca o çocuğa üvey babalıktan çok daha öte bir babalık sergilese de, netice büyük oranda değişmeyecek; yaşanan olumsuzluklar mutlaka kendilerini ve o toplumda yaşayan herkesi bir şekilde etkileyecektir. Köprü altı çocukları kavramı bu zaviyede sanırım bizlere çok şeyler anlatıyor. Fuhşa kendini kaptıran dul kadınlar desem, cümlenin gerisini istemezsiniz umarım. Devletin, bu konumda bulunan kişiler için ayırdığı ödenek, harcadığı para, açtığı bakım ve rehabilitasyon merkezleri, ya da görevlendirdiği emniyet mensubu, gardiyan, hapishane görevlisi desem nelere ima yaptığım çok net anlaşılacaktır. Pekala bütün bunlar, kul hakkı içinde mütala edilmeyecek mi öte tarafta? Elbette. O toplum içinde yaşayan her bir fert teker teker hesabını soracak, sebebiyet verdiği maddi ve manevi bütün olumsuzlukları önüne dökecek ve alacağını isteyecektir öte tarafta.

Dikkat ederseniz, sosyal bir probleme sadece kul hakkı deyip ahiret endeksli bir cevap vermeye çalıştım. Neden? Çünkü bu baba (!) Allah’a iman etmiş, ahirete can u gönülden inanan, yerine getirdiği namaz, oruç gibi ibadetlere bakılacak olursa, ahiret endişesi, cennet umudu, cehennem korkusu da olan bir şahıs. İyi ama nasıl? Yani nasıl bu iman ve amele sahip bir kişi, böylesi bir sorumsuzluk örneği sergiler diyorsanız, benim de aklımın ermediği yer orası ya! Yoksa bu iman ve amel Allah muhafaza, ayetin ifadesiyle insanı “fuhşiyat ve münkerattan nehy etmeye’ uzaklaştırmaya yetmeyen bir iman ve amel mi? Eğer öylese koskoca bir ömrü heder değil mi?

Hollywood filmlerinde gördüğümüz tarzda bir yaşam şeklinin Müslümanın hayatına hayat olması onu başka yere değil, sadece cehenneme sürükler. Hz. Peygamberin ‘Allahın emaneti’ diye nitelendirdiği eşlerinize sahip çıkmak, hem insanî hem de İslami bir vazifedir. “Geçici bir zevk uğruna varlığına sebebiyet verilen çocuklar” ise, cennete veya cehenneme girişin anahtarları hükmündedir. Ne buyuruyor Efendimiz (sav): "Çocuklarınıza ikramda bulunun ve onları iyi bir şekilde eğitin ki sizin bağışlanmanıza vesile olsun." (İbni Mace, Edeb,3) Fazla söze hacet var mı?

 

 

Okunma: 359
Yorumlar (2)Add Comment
Sorumsuz baba
yazan zeynep, Ekim 19, 2008
Ben bunları yaşadım babasızlık ne kadar zor olduğunu bilirim .beni sokaga atan yıllar sonra karşıma geçip ben senin babanım diyen bir baba onlar için kolay ama bizler için zor biz onlardan mal mülk istemiyoruzki sadece sevgi baba sevgisi eger ki çoçuklara bakmıcaksanız dünyaya getirmeyiniz sadece bunları baba için demiyorum annelerede söylürum ..Allahtan korkmazlarmı.benim diceklerim bu kadar.
argo rapor et
eksi oy
artı oy
Verilen oy: +1
Zor
yazan yolcu, Ekim 19, 2008
zeynep hanima katilmamak mümkün degil..
Allah sabir versin... Zor gercekten...
argo rapor et
eksi oy
artı oy
Verilen oy: +0

Yorum Yaz
pencereyi küçült | büyüt

busy
 
< Önceki   Sonraki >

E-Posta Üyeliği

E-posta listemize kaydolmak için bu formu doldurmanız yeterlidir...






start Player


 ListeNur.de - islami siteler listesi