Devlet'e Sızmak Ne Demek?Halid Şener, HaberX Türkiye'de belli dönemlerde orduya ve devletin belli kademelerine (sözde) gizli gizli sızmaların ısrarla gündeme gelmesi temelde aynı, ancak farklı formatlarda ortaya çıkması ister istemez bana değişik şeyleri tedai ettiriyor. Sanki Türkiye dinsiz bir devlet de, belli yerlere gelen Müslümanlar adeta dışardanmış gibi gösterilerek kendilerini kamufle etmeye çalışıyorlar. Bu aynen deve kuşu misaline benziyor. Bakın sizde hak vereceksiniz. Çölde deve kuşu avcıyı görür kaçamaz, başını kuma sokar ve zanneder ki o koca vücudumu sakladım. Halbuki sadece o devenin, kuş kafası kumun altında, kocaman vücudu gün gibi ortada duruyor. Evet Türkiye'nin gerçeklerini göremeyen küçük beyinler ve hatta kuş beyinler aynı akıbete maruz durumdalar. Yani bu çirkin faaliyet ve senaryo ile ben şunu anlıyorum. Birileri şunu söylemek istiyor, aslında bu ülkenin hem topraklarına, hem kadrolarına, hem devlet kademelerine, hem çok kilit yerlerine biz sızmış durumdayız. Ancak siz, bu asırlık sızıntıyı bir yerlerden deşifre eder de bizim padişah gibi, sultan gibi yaşadığımız bu firavunane hayatımızın düzenini bozar, bizi sefil duruma düşürürsünüz diye, siz bizim bukalemun elbisemizin altında tanıyıp tanımlayana kadar değişik hedefler gösteriyoruz siz onlarla, yani gerçek vatan evlatlarıyla uğraşırken biz de atı alıp Üsküdar'ı geçelim diyorlar. Ama dikkat! Bu ülkede Üsküdarlar ve Çanakkaleler zannettiğiniz kadar kolay geçilmiyor.
Bu çelişkili ve tuhaf mantaliteye göre, Türkiye Devletinin mesela öğretmeni namaz kılamaz, polisi Cuma'ya gidemez, askeri oruç tutamaz, valisi besmele çekemez, kaymakamı Allah diyemez, hariciyecisi bayram namazına gidemez, doktoru "şifa Allah'tan" diyemez, memuru "İnşallah" diyemez, bunları daha da çoğaltabiliriz. Allah (cc) Peygamberimiz (sav) Kur'an İslam, Din, İman diyen bu insanların bütünü ülkemizdeki bir grup sızmışların kafasına göre devlet kademelerine sızmış olmuş oluyorlar. Dolayısıyla bu arızalı mantığa göre, dışardan bakan birisi meseleyi şöyle algılayacak olsa hiç hata etmiş sayılmaz. Türkiye dinsiz ve Müslüman olmayan bir devlet, dolayısıyla bu ülkede devlet yönetimine sinsice girmeye çalışan Müslümanlar var. Ahh... Türkiye'm vahh... Türkiye'm ne hallere düştün. Asırlar öncesinden havanın bulutlu, derelerin çamurlu, zihinlerin bulanık, iradenin felç, duygu ve düşüncelerin kaypak, olduğu günlerde içimize sızmışların bugün nasılda işi tersinden bu ülkenin öz be öz evlatlarına saldırıya geçiyor ve güya Türkiye Cumhuriyeti lehine beyanlarda bulunuyorlar. Çok basit ama çok önemli olduğuna inandığım bir tavsiyeyi Osmanlı'nın son dönemleri itibariyle içimize sızmış ve dolayısıyla sızmışlık kültüründen gelmiş bu sızmışların kendi sızıntılarının izlerini başka tarafa çekmek için kopardıkları bu yaygaranın kendi başlarına dönmeden artık bu sızma hikayelerinden vazgeçseniz hakkınızda çok iyi olur. Diğer türlü halk sızanların nereden sızdıklarını merak ediyor benden söylemesi. Mesela bir okurum sormuş, falan kişi Türk mü diye. İnsanlar merak ederler nerden bu sızıntı diye. Sonra birileri de soy kütüğünün sayfalarını geriye doğru karıştırmaya başlar. Bu ülkede namaz kılan, oruç tutan, camiye giden, Kur'an okuyan herkes bu ülkede devletin her kademesine gelmeye hakkı vardır. Bu hakkın önüne geçmeye çalışanlar Hakk'ın büyüklüğü ve ağırlığı altında birer paçavra gibi ezilir giderler. Türkiye'yi Cihan ve Çanakkale harbinde yedi düvele karşı koruyan vatan evlatları anne, baba, hanım, çocuk geriye bırakıp gidenlerin hiç bir tanesi bu asırlık süzme sızmışların ataları değildi, olamazdı. Dolayısıyla bugün Türkiye'de huzur içinde yaşayan bu azınlık ama insafsız bir avuç insan rahatça yaşıyorlarsa, torunlarına gerici ve irticacı dediklerinin dedeleri hürmetine yaşadıklarını hatırlatmak isterim. Ayrıca bugün sızma ve sızdırma yaftalarıyla asırlık günahlarını itiraf ettiklerinin farkında bile olmayacak kadar safdillik içerisindeler. Örneğin, Sözde (ÇYDD) Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği başkanının sizi belki çok şaşırtan ancak beni hiç de şaşırtmayan ifadelerine bir bakıverin. "Türkler yakıp yıkmış, Gençlik orkestrasını yöneten Muhammed, Çocuklarımızın namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz". O zaman Türk halkı size şu soruyu sormaz mı, siz .....bu noktaların yerine Saylan'ın bir sızmış olarak kaynağını sormazlar mı mesela. Öyle ya, ifade tarzına bakılırsa burada bilinç altı bir şuurun saklı olduğunu herkes anlar. Türkler şöyle yaptı demek için, bu sözü diyenin başka bir milletten olması gerekmez mi? Nasıl kendinizi bu halk önünde zavallı durumuna düşürüyorsunuz. Bu minvalde Türkiye'nin manevi dinamiklerinden, dünyanın her haliyle yüksek fikir ve projelerine ihtiyaç hissettiği, büyük düşünür ve İslam alimi, Türkiye'nin idbarini ikbale çevirme derdiyle inim inim inleyen, Türkiye'yi ilk defa dünya sahnesine olimpiyat madalyalarıyla çıkaran, bayrağımızı layık olduğu yere kaldırıp koyan, mefkuresiz, hedefsiz, gayesiz gençliğe mefkure veren, hedef gösteren, gaye işaret eden, bu gönül erinin yetiştirdiği süper beyinleri çekemeyenlerin en bariz hikayesi işte bu sızma oluyor. Defaatle ifade ettim, bir kere daha ifade ediyorum ve ilan ediyorum ki, Türkiye'nin dünyaya kendini tanıtımı ile alakalı sunacağı tek icraatı vardır o da dünyayı sevgiden, barıştan, kardeşlikten, muhabbetten bir yumak haline getiren Türk okullarıdır. Dünyanın ve insanlığın kurtuluşu dolayısıyla savaşların sona ermesi huzurun ve barışın temin edilmesi ancak bu proje ile mümkün olacaktır. Bu millet kimin ne yaptığının farkındadır. Halkın saygı duyduğu bazı şahısların ve kurumların ve bazen de ifade tarzlarının arkasına sığınıp demokrasi avcılığına çıkan sözde Çağdaş ve Atatürkçü geçinen ama hal, tavır, icraat, konuşma, plan, proje, bilgi, beceri adına ne Çağdaşlıkla ne de Atatürkçülükle uzaktan yakından alakası olmayanları ne tarih ne Türkiye ve nede Allah Allah diyerek bu ülkeyi koruma uğrunda şehit düşenler asla affetmeyeceklerdir. Bu gün Türkiye sahnesinin arkasından oynatılan bu oyunların senaristleri ve kuklacılarını da bir gün gelir rahmetli Özal'ın ifadesiyle "açık seçik ifade" eder birileri. Diğer taraftan Türkiye aşığı, insan sevdalısı olarak Fethullah Gülen Hocaefendi ve O'nun teşvik, teklif ve işaretleriyle Türkiye'yi ve bütün dünyayı insan merkezli imar etmeye çalışanları tarih sevgi, saygı, muhabbetle anacaktır. Ebu Cehilleri tarihin çöp sepetine fırlatanlar, günümüz Ebu Cehillerini fırlatacak çöp sepetlerini elbette bulurlar. Ancak Ebu Bekir ruhlu olanları da insanımız gönül tahtına oturtup, kalp müzesinde sergilemeye devam edeceklerdir. Bu karalamaya bir kaç gün önce en güzel cevabı sayın Fethullah Gülen Hocaefendi verdi. İşte size özetle sızmışların tarihçesi ve gerekçesi. Milletin ikbalini kendileri için idbar kabul eden ve vazifeperver insanları kendi ikballeri açısından birer tehlike olarak gören bir azınlık, yer yer makam ve mevkilerinden ayrılma ve çıkarlarından olma telaşı yaşıyor, kaybettikleri koltukları tekrar elde edememe endişesiyle bunları yapıyorlar. Bohemce yaşayışlarını ve serâzat hayat tarzlarını çirkin bulacak kimselerin çoğalmasını rahatça davranmalarına ve keyiflerince yaşamalarına mâni görüyorlar. Daha sonra da şeytânî hislerine fikir libası giydirerek "İrtica tehlikesi var; her yeri falanlar sardı" türünden yâvelerle ortalığı velveleye veriyorlar. Bu sözleri tekrarlaya tekrarlaya zamanla tam bir irticâ paranoyasına tutuluyor ve kendileri haricindeki herkesi rejim düşmanı ve "başka" görme ruh hastalığına kapılıyorlar. Saniyen; biz de bu devletin adamlarıyız. Ben öz be öz Anadolu insanıyım; kana, damara, kafatasına bağlı bir ırkçılığı asla tasvip etmedim; Turancı da değilim. Fakat, milletimi aşk derecesinde seviyorum. Bir insanın, kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmeleri için teşvik etmesine sızma denmez. Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar, hatta belli yerlere kadar da geldiler. Belki şimdiki endişelerinin altında da o sızıntılarının fark edilmiş olabileceği endişesi var. Ayrıca, bu iddiaların bir psikolojik savaşın parçası olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bazıları, "şucu, bucu" iftiralarını rical-i devlete tehdit, şantaj ve yıldırma malzemesi olarak kullanıyorlar. Faydalı işler yapabilecek kimseleri gericilikle suçlayıp sindiriyor ve onların önlerini kesiyorlar. Bu vesileyle hükümeti de sıkıştırmış ve bazı işlerini engellemiş oluyorlar. Evet, bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de. Unutulmamalıdır ki, kadrolaşma, sızma, çoğalma türünden iddiaları atanlar ve bunlarla vazifeperver insanları sindirmeye çalışanlar hemen her devirde bu iftiralarının arkasına saklanarak ve hedef şaşırtarak kendi felsefeleri adına belli yerlere sızmış, kadrolaşmış ve çoğalmışlardır.
|